Pop-Corn Müziğe Yaz-Boz Eğitim

Tadı tuzu fevkaladenin fevkinde olup tüketildiğinde aşırı haz veren sonrasında tekrar tekrar istenen, vücuda dopamin yükleyen sağlıksız atıştırmalıklar gibi esprili, küfürlü, müstehcen kah p*rn*grafik cümleler ve kliplerle pazara çıkarılmış adı müzik olan şey ile zehirleniyoruz.

Abone Ol

Gözümüze gözümüze sokulan janjanlı ambalajlanmış, sakıncalı, zararlı abur cubur dediğimiz masum olmayan her bir şeye benziyorlar. Jelibon, gazlı içecek, çikolata, ecnebilerin pop-corn dedikleri patlamış mısır gibi tüketmesi de zevk veriyor meretlerin. Adamlar işlerinin erbabı zehri nasıl zerk edeceklerini biliyorlar, damarı şakkadanak buluyorlar.

Popüler müzik dediğimiz; kolay dinlenebilir, nakarat odaklı, ritim ağırlıklı ve genelde yüksek gürültülü müzik türünün ismi ani ve küçük patlama manasına gelen İngilizce “pop” kelimesinden türediğinden bir nevi müziğin abur cuburlarla dolu rafı gibidir. Ölçüsüz tüketilince estetikten, şuurdan yoksun bir obeze dönüşme ihtimali hayli yüksektir. Peşinen söyleyeyim kimseden “Tûtî-i mu'cize-gûyem ne desem lâf değil” performansı da bekliyor değilim.

Popüler müziğin ülkemizde zirveye ulaştığı tarih, özel televizyon ve radyo kanallarının açılmaya başlandığı doksanlı yılların başına denk düşer. Hatırlayanlar bilir, FM dalgası Konya Ovası gibiydi. En yakın iki istasyon arasındaki frekans aralığına şimdi onlarca radyo istasyonu rahatlıkla sığabiliyor. Arabesk ve popun derinliklerinde boğulduğumuz o günlerden bugüne gelinceye kadar az tuzlu su yutmadık. Değil dinleyenin belki de söyleyenin de unuttuğu nice sabun köpüğü gördük. Gördük görmesine de o günlerde sıradan, eğlenceli, çerez gördüğümüz bazı şarkıların meğer ne derinliği varmış şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Bunlardan birisi de Mazhar Alanson’un karar verdim/vereceğim manasına gelen İtalyanca “decidero” kelimesinden esinlenerek yapmış olduğu “Ali Desidero” dur. Kafası çokça karışık, entel geçinen, gözü yükseklerde olan bir kıza, abayı yakmış mahallenin bıçkın delikanlısı Ali Desidero’yu resmetmiştir. Şarkının örgüsü imkansız bir aşk hikayesi gibi görünse de esasında eğitimin yaşama yansımasıdır. O günkü resmi al bugüne koy, yapılan tespit zerre şaşmaz. Şarkı, ayrı dünyaların insanları olan ve kavuşmaları mümkün olmayan bir ilişkinin karikatürize edilmiş halinin derin ironilerle süslenmesidir.

Ali Desidero, esasında sınıfsal öykünmelerin ve tutunamayanların aynı bakkaldan veresiye ekmek alanların büyük hayallerinin fotoğrafıdır. Parçanın sözleri komik olunca meseleyi o dönem çok iyi idrak edemedik. Pop corn kültürü içinde abur cuburlarla birlikte tükettik.

İşin daha ilginç olanı; bu şarkıdan yola çıkarak müthiş bir reklam stratejisi ile yeni bir tıraş bıçağı ile tanışmıştık. Takım elbiseli kara kuru bir adamın “haydi hayırlı tıraşlar” diyerek bitirdiği reklam filmindeki replikler dillere pelesenk olmuştu. Reklam filmindeki karakterler bugünün moda mottosuyla tıpkı markanın kendisi gibi “yerli ve milliydi”. Reklam o kadar başarılı olmuştu ki lanet kavmin boykot markalarından ciddi pazar payı kapmıştı.

Gerek reklam filminde gerekse de şarkıda eğitimin önemine yapılan göndermeler esasında yerinde tespitler içermekteydi. Mizahi de olsa eğitimin, idrak ve bilincin hayatın tam merkezinde olduğuna, yaşam ve kariyer planlamalarındaki önemine dikkat çekiyordu. Iska geçildiğinde ise telafisi zor hataların “dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç” terennümüyle son bulacağını işaret ediyordu.

Geldiğimiz noktada maalesef pop-corn müziğin, yaz-boz eğitim sisteminin hatalı çıktılarının, hayatın gerçekleri karşısında gözlerine ışık tutulmuş tavşan şaşkınlığı, gelecek endişesi ve hayal kırıklıkları at başı yarışmaktadır.

Daha çok Cumhuriyet döneminin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e yanlışlıkla atfedilen ama esasında onun söylemediği “şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim” sözünün bugün geçerliliğini korumadığını söyleyebilir miyiz?

İlk olarak on iki yıllık zorunlu eğitimin süresinden başlamak gerektiği kanaatindeyim. Kademeli olarak ilkokuldan sonrası zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır. Herkes okumak avukat, doktor, mühendis olmak zorunda değil kaldı ki gerek de değildir.

Bu eğitim sisteminde herkesin bir şekilde bir diploması oluyor. Diploma, sertifika dediğin nedir ki? Öğretmen dediğimiz kim ki? Maaşının vergilerimizle ödendiği memur değil mi? Eşek şakası yaparsın sana kızamaz. Kızsa ailesi soluğu okulda alır, dışarıya çıktığında yolunu kesersin, tehdit edersin, icabında bıçaklarsın. Okuldan atılırsın bir af çıkar tekrar dönersin.

Trafikte kornayla selamlaşıyormuşuz, kırmızıda geçiyormuşuz, emniyet şeridinden gidiyormuşuz ne önemi var canım. Kapı gibi bir diplomamız var. Eğitimli insanlarız vesselam. Araçtan iner, levye, tornavida Allah ne verdiyse ana avrat düz gideriz.

Üçgenin iç açılarının toplamından daha mı değersizdir büyükleri saymak, küçükleri sevmek. Pisagor bağıntısından daha mı önemsizdir sofradan doymadan kalkmak. Endoplazmik retikulumun yapısından daha mı hafiftir ayakta su içmemek. İzafiyet teorisinden daha basit midir yaşlılara hürmet etmek.

Ve son olarak okulları eğitimli, bilinçli! ebeveynlerden de korumak gerekir.