Biz bu süreç ile ilgili 28 Şubat’ın her yıl dönümünde hemen hemen bir şeyleri “Söz uçar, yazı kalır” diyerek gazete sayfalarında satırlara dökmüşüz.
Ama işimizi “Kulağımın duyduğunun hiçbirine inanmayıp, gözümün gördüğünün yarısına inanarak” icra eylememiz nedeniyle, işin içinde olanların açıklamaları ile araştırdığımız gerçekleri bir araya getirince doğrular birbirini bulmuş.
Ama o sürecin gelişimini ve gelişini nedenleri ile en iyi bilen, anlatan, rakamlarla da ortaya koyan Prof. Dr. Osman Altuğ’u (1946- )birkaç kez yüz yüze dinlemiş, soru sorup cevabını almış, sonra da satırlar ile kayıt eylemiş bir muhabir-yazar olarak geçmişte yazdıklarımızdan paylaşımlar yapsam yeter mi?
Yeter de artar bile!
Hele hele son zamanlarda 28 Şubat’ı, “irtica” kamuflajından çıkarıp, “Nedeni ekonomi idi” diyerek, gerçekleri kör gözleri ile geç de olsa görmeye başladıklarını okuyunca, “Gel de yazma” bakayım.
*
İlkinin başlığı, “ERBAKAN'I DESTEKLEYEN O KOMUTANLAR,
"VATANSEVER" İDİ” olan 2014’de kaleme aldığımız yazının sadece girişini paylaşalım:
*
Prof. Dr. Osman Altuğ'un söylediği; "Vatansever komutanlar, Hoca'ya Yardım etti" ifadeleri gazetenin manşetinde.
Prof. Dr. Osman Altuğ; 28 Haziran 1996-30 Haziran 1997 tarihleri arasında görev yapan, Refah Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan başkanlığındaki 54. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin ekonomiden sorumlu Başbakan Başdanışmanı.
Akıllarda kalan kısmı ile devletin çarçur olan kaynaklarını, gelirlerini tek havuzda toplayan ve hazineye disiplin getiren bir has adam.
6 Aralık 2014 Cumartesi günü Trabzon Hamamizade İhsanbey Kültür Merkezi'nde Saadet Partisi Trabzon İl Başkanlığı tarafından düzenlenen ve baştan sona takip ettiğimiz "Beklenenler ve Gerçekleşenler" adlı konferanstaki konuşması…
*
Sonra, 2017’de kaleme aldığımız, alırken de Osman Hoca’nın kayıtlarla işaret ettiği, işin gerçekte ekonomik olan yönünü irdelediğimiz satırlara.
Aynen paylaşıyorum.
*
28 ŞUBAT' TAN, 17-25 ARALIK'A...
Önce yakına bakalım...
Yani, 2014'ün 17-25 Aralık'ına...
Hani, şu kasaya masaya, dolaba kutuya kondurulan, koşturulan paralar pullarla, gerçek hedefi 15 Temmuz olan kamufleli ihanet çemberine...
Sonra, eskisine gidelim.
Yani; 1997'inin 28 Şubat'ına...
Hani, şu başörtüsü ile de irtica kamuflajına büründürülen ama gerçek hedefi bankalar eliyle devlet soygununun sürdürülmesine yönelik faizli akçeler olan tank gösterilerine!
Ama ne hazindir ki, bugün 17-25 Aralık da ki para pul hesaplarının gerçek amacının başka olduğunu görenler söyleyenler, 28 Şubat'ın asıl hedefinde de aynı şekilde sapmanın olduğunu zikretmiyor, bir kısmı halâ sadece dini inançlar üzerinden yol almanın çabasını sürdürüp duruyorlar.
Hem de, rahmetli Necmettin Erbakan'a rağmen...
O'nun, devletin paralarının darmaduman edilmesini önlemek için oluşturduğu havuz sisteminin başına oturttuğu, "Çalıyor ama yapıyor" gibi değil, "Çalmıyor da yedirmiyor da, yapıyor da" diye tarif edilen tüyü bitmemiş yetimin hakkının zerresine dokundurmayan adamı Prof. Dr. Osman Altuğ gibi...
Ve "Devlet malı deniz, yemeyen domuz" u neredeyse atasözü haline getirmiş bir millet, ümmete rağmen O'nun, yani Osman Altuğ Hoca'nın, miktarları zirve yaptırılan "örtülü ödenekleri" bile havuza aktarıp sağladığı ekonomik başarı...
Bunu, yani 28 Şubat'ın, yani uğratılan akıbetin baş sebeplerinden birini iki cümleyle Osman Altuğ'un ifadesinden anlayalım yeter de artar bile.
-"Devlet kendi parasını özel bankaya yatırdığında o banka devlete yüzde 10-15 faiz veriyordu. Ama devlet aynı bankadan borç para almaya kalktığında faiz oranı yüzde 100-150'ye çıkıyordu. İşte havuz sistemini kurarak bunu ortadan kaldırdık."
28 Şubat'ın temeldeki gerçeğini böyle açıklıyor Osman Hoca!
Aciz Aczmendi şeyhi, uçkuru kopuk Ali Kalkancı, figüran Sincan Belediye Başkanı Bekir, paralelci Çevik! Hepsi, tümü örtülü ödenek gibiler de bunun göz boyaması diyor!
Sonrası malum...
Şimdi, o günden bugüne kadar, her 28 Şubat da Prof. Dr. Osman Altuğ da olmasa, kimse, hele hele milli görüşten gelenlerden çoğu bu ana sebepten tek kelâm etmiyor!
Biz ise bu gerçeği papağan gibi tekrarlıyor, 28 Şubat şarkısına nakarat yapıp duruyoruz.
Ama Allah'ın bildiğini kuldan ne diye esirgeyeyim?
Hep kafama takılıp duruyor! Kendi kendime soruyorum!
"Bunlar akçeli, paralı pullu işler söz konusu olduğunda neden susar dururlar? Neden o günü "darbe" olarak nitelerler de, 28 Şubat'ı tezgâhlayıp, aynı paralı pullu işlerle iştigal edenlere gıklarını çıkarmazlar? Dahası, çıkar havuzu oluştururlar!"
Haa; bir şey daha! Her ikisinde de benzeri bir parmak var! Hem de dışarının yukarısından bir akıl parmağı! Ama anlayabilene, görebilene göre!
TMO DEVREYE GİRİYOR YA!
“Görmeyeceğim, duymayacağım, yazmayacağım, irdelemeyeceğim, karışmayacağım” diyorum ama FINDIK MAHALLESİ’nin yaramazları rahat bırakmıyor ki!
Kimisi, kimin hesabına olduğu artık aşıkar olan bir kafayla, Türk fındığını 190 ülkeli dünyanın 120’sini satan ihracatçıları günah keçisi ilan etmesi yetmiyormuş gibi, en fazla alan ve kullananı hedef tahtasına oturtmuş bırakın saldırmayı, kovmak için elinden ne geliyorsa yapıyor.
Kimisi, devlet-i aliyye adına piyasada olan kuruma, “TMO devreye girmiyor” diye çağrı yapıp duruyorlar.
Ama bir türlü görmedikleri, anlamadıkları, hatta kavrayamadıkları bir şey değil, çok şeyler var.
Onları kimse dinlemiyor!
Çünkü etkili ve yetkililer bunların artık, aynaya bakmadıklarını, sadece lâf ürettiklerini ve kendilerine oynadıklarını biliyor.
Hem de öyle biliyor ki; fındık alması, dolayısıyla fiyatı yükseltmesi için çağırdıkları TMO bile bunlar yüzünden tam tersini yapıyor; FINDIK SATIYOR...
Hem de, halen düşük saydıkları fındık fiyatını bile daha da aşağı çekecek şekilde…
Hem de, zar zor şartlarda da olsa iç piyasada fındık satmaya çalışan firmaların maliyetlerinin bile altında.
Hemi de, fındığın imajına darbe vuracak şekilde, uzun yıllar depolarda kaldıkları için bozulmuşlukları da olan, yani kalitesi düşenleri kavurup, toptancılara bile satacak şekilde…
Hadi bu aynaya bakmayı beceremedikleri için başkalarını suçlamayı “sökülüp atılması zor olan paslı çiviler misali” alışkanlık haline getirip, sadece lâf üretme ile iştigal edenleri artık anladık, kabullendik!
Onları kabullendik de, devlet aklı ile kararıyla hareket eden TMO’ya, böylesine baştan sona yanlış uygulamaları nasıl yaptırıyorlar?
Nasıl böyle bir satışa müsaade ediyorlar?
Ya da tüm bunları niye yapıyorlar?
İşte bu niyeleri tüm detayları ve yanlışları ile işin erbaplarından alarak paylaşacağız.
Paylaşırken şunu da unutmayacak, yapacağız.
Sektörle ilgili olanlar bunu yapmazlar ise, biz yapacağız.
“Satmayın” diyerek üreticiyi zarara uğratanları Rekabet Kurumu’na şikayet edeceğiz.
Rekabet Kurumu gerekeni yapmaz ise, önce ilgili bakanlığa, olmadı CİMER’e iletecek, dahası Cumhurbaşkanımıza ahvali arz edeceğiz.
Biline!