Bir sene boyunca ramazanın rahmet ve mağfiret yolunda kalmıştı gözlerimiz ve gönüllerimiz. Sulanmayan topraklar misali çoraklaşmıştı yüreklerimiz. Hayatın yoğunluğu ve hengâmesi içerisinde gönlümüzde biriken dünyevî tozları almayı unutmuştuk. Ramazan bu tozları almamıza, içimize nazar etmemize ve yaratılış gayemize dönmemize vesile oldu.
Öncelikle ve özellikle belirtmek gerekir ki oruç ibadeti belli zaman aralıklarında yemeden ve içmeden kesilme hâli değildir. Ramazanının meyvesi olan oruç, insanın hız ve hazdan uzaklaşarak ruhunu ve bedenini dinlendirmesidir. Bunun yolu da onu güçsüz kılmaktan geçer. İşte açlık, bedenin gücünü azaltarak haz ve hız kurbanı olan insana içine dönme, gönül aynasını seyretme imkânı verir. Oruçla birlikte inziva ve halvet hâli vuku bulur, böylece kendimizi toplumdan çekip iç sesimizi dinleriz. O sesin fısıltıları bizi iç muhasebeye yöneltir. Böylece farkında olmadığımız (çok kere unuttuğumuz) kulluk bilincine erişiriz. Bu da bizi cennete lâyık bir kıvama getirerek eşref-i mahlukat mertebesine ulaştırır.
Ayların sultanı olan ramazanla birlikte, bu ayda indirilen yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'e ayrı bir önem veririz. Gerçi Kur'an'ı ömrün her deminde merkeze almalıyız. Fakat bu ayla birlikte Kur'an'a ilgimiz daha da sıklaşır. Oruç, iftar, sahur, mukabele, teravih gibi ibadetlerle gönül dünyamız zenginleşir. Hayatımıza manevî renkler ve uhrevî ahenkler hakim olur. Bu mübarek ay aynı zamanda infak, ikram, zekât, fitre ve sadakalarımızla paylaşma kapılarını ardına kadar açar. İsar, ikram, ihsan, cömertlik ve diğerkâmlık gibi insanî duygular inkişaf eder. Varlığı olanlar, yokluğu tecrübe ederek imkânlarını yoksulların hizmetine açarlar. Böylece dostluk ve kardeşlik duyguları her zamankinden daha çok inkişaf eder.
Ramazan ayı sadece biz yetişkinlerin ayı değildir. Çocuklar da bu ayda ebeveynleriyle birlikte İslâmî duyguları ramazan atmosferi içinde doyasıya yaşarlar. Onlar da büyükleriyle iftar yaparlar, teravihe giderler, büyük bir merakla sahura kalkarlar. Belki onlar da en az bizim kadar ramazanın bereketini, iftarın ve sahurun lezzetini doyasıya hissederler. Onları bu şekilde gelecek ramazanlara hazırlarız. Hatıralar biriktirmelerine fırsat veririz. Böylelikle gönül dünyaları İslâm'la alabildiğine güzelleşir. Böyle yapmazsak bu gibi dinî duygulara yabancılaşırlar. Daha sonra iş işten geçince ah vah etmenin kimseye bir yararı olmaz.
Bir arınma ırmağı olan ramazanın gündüzü sabır, gecesi şükürdür. O, bizi Allah'a yaklaştırır. Böylelikle de lanetlenmiş olan şeytandan da alabildiğine uzaklaştırır.
Ramazana boşuna dememişler "11 Ayın Sultanı" diye. Gerçekten de ayların ve gönüllerin sultanıdır o. Onun gelişi her hâlinden belli olur. Hayat bambaşka bir hâl alır, alabildiğine güzelleşir. O; iftarıyla, sahuruyla, Kadir Gecesiyle ve nihayet bayramıyla tabir caizse ruhların şölenidir. İslâm ümmetinin baharı olan bu şölen, hayatımızı yeniden dizayn eder, gereksiz her ne varsa hayatımızın dışına iter. Böylece gereksiz yüklerden kurtuluruz. Gelin oruca bir de Sezai Karakoç'un gözüyle bakalım: "Oruç, ruhun sesi gelir her yıl/Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize/Vücut dönmeğe başlar bir tapınağa kurban gibi/Yapılır örtülür uçurumları yakan dualardan/Ten ruhun avuçlarının içinde/Hilkat günlerinin yeniden oluşun terlerini döker/İnsan gecesini değiştirir gündüzüne erer/Bir mevsime döndürür zamanı hiç değişmeyen/İnsanın olma vaktidir bu erme fırsatı/Ruh emzirir anne gibi yeri göğü fecri/Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır/Eskisi çürümüş bir heykel gibi devrildiğinden/Ey oruç, diriltici rüzgâr, İslâm baharı/Es insan ruhuna inip yüce ilham dağından/Kevser içir, âb-ı hayat boşalt kristal bardağından/Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına"
İlâhî rahmetin sağnak sağnak üzerimize yağdığı bu mübarek ramazan ayını hakkıyla ve lâyıkıyla idrâk etmek her müminin vazifesidir. Bu mübarek ayın ailelerimize, milletimize, İslâm ümmetine ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini yüce Allah'tan niyaz ediyorum.