Rekabet Kurumu Yanıltanlara Da Müdahil Olmalı!

Önceki gün milletten vekâlet alanlar ile üretici adına ZO’larda görev üstlenenlerin, fındıkta 400’den dem vurmaya devam etmeleri artık birilerini harekete geçirmeli!

Abone Ol

Yanlış anlaşılmasın, “Asla fındığın fiyatı 400 olamaz” demiyorum.

Ama Eylül ayından beri olup-bitenler, yaşananlar, fiyatların seyri ortada.

Ancak, Eylül’de “Satmayın 400’e varacak, hatta aşacak” denilmedi mi?

Denildi. Hatta ben diyeyim “Köylüye”, onlar desin “Üreticiye” yaptıkları çağrıyı, Ekim, Kasım, Aralık’ta da sürdürdükleri olmadı mı?

Oldu!

Üreticiye fındığını o günlerde 350 liralık fiyatlardan sattırmayanlar, Ocak ayı bugün bitiyor ama onlar hâlâ adeta, “Erkek adam sözünden dönmez” diyerek “Aynı hamam, aynı tas” a, 400 çağrıları ile örnek teşkil etmeye devam ediyorlar.

Adeta, “İnadım inat” diyerek vazgeçmiyorlar.

Üreticiyi yanıltmaya mı dersiniz, yoksa kandırmaya mı bilemem ama zarar ettirmeye devam ediyorlar.

Bazılarının fındığı dahi olmayan bunlara birilerinin, bir yerlerin “Durun” demesi, hatta ceza kesmesi lazım!

Acaba bu Rekabet Kurumu denilen kuruluşun müdahalesini gerektirmiyor mu?

Öyle ya, piyasa dengelerini bozup, haksız rekabete, zarara sebep olmak söz konusu olduğunda Rekabet Kurumu duruma müdahil oluyor ise, üreticiyi yanıltarak kaybına sebep olan beyanlarda bulunan etkili ve yetkililerle ilgili de bir şeyler yapması gerekmez mi?

300’Ü DÜŞMEZ, 400’Ü AŞMAZ!

O ki, fındık söz konusu olduğunda verim ve kaliteyi arttırma yerine, sadece yüksek fiyatla kazanma olabileceğini sananlar da var!

Bunun için “2-3 ay sonrayı bekleyin” diyenler de mevcut.

O zaman şartlar böyle devam eder ise, 2-3 ay sonra fiyatın ne olabileceği ile ilgili “3 aşağı, 5 yukarı” diyerek bir tahmin de biz yapalım:

“300’ü düşmez, 400’yüzü aşmaz.”

FINDIK, ALTIN OLSA İDİ!

Çeyrek asır önce, 17 Haziran 2000’de, Ankara’da “Fındık Kabuğuna Sığmıyor” başlığı altında yapılan panelde bu ürüne “Altın Sarısı” unvanı yakıştırılmıştı.

Panelin amacı, “Fındığın hem üreticiler, hem de bütün Türkiye için taşıdığı öneme layık biçimde kamuoyunun gündemine getirilmesi ve tarım politikalarının ilgili kesimlerce sağlıklı bir şekilde yapılması” olarak belirtilmişti.

O günden bugüne iyi gidişlerde oldu, kötülerde…

Burada fındığa yakıştırılan “ALTIN” ifadesi üzerinden, fındığa sadece stoklayarak, saklayarak para kazanma hesabı yapanların kayıplarına dikkat çekmek isterim.

Örnek mi?

Bu yılın Eylül ayının sonlarında 50 randıman fındığın kilosu 300 lira idi değil mi?

Altının gramı kaç lira idi? Yaklaşık 5.000 TL.

Peki bugün altın kaç lira? 7.200 TL.

Yani yaklaşık yüzde 40 artmış.

Bugün fındık kaç lira? 300 TL’nin altında.

Peki. Üretici, “Sakın satmayın” diyenlere uyacak yerde, o gün fındığını 300 TL’ ye satıp altın alsa idi fındığına tekabül eden fiyat kaç lira olacaktı? 420 TL değil mi?

Ezcümle; fındık bir ekonomik üründür. Fındık üreticisi de ekonominin kurallarını bilmelidir. Fındıktan para kazanmanın sadece onu stoklamak ile olmadığını da anlamalıdır.

Yanılmamalı, yanıltanlara da uymamalıdır.

Zaten bir kez yanılırsa suç başkalarındadır. Ama sürekli yanıltmalara uyuyorsa, bile ki kabahat kendindedir.

Fındıkta olduğu gibi, her işte de böyle değil mi?

HEDİYE Mİ? NATUVA’DAN KOKULU ÜZÜM…

“Isabella” olarak da adlandırılan Karadeniz’in kokulu üzümü, NATUVA ile ben diyeyim “Hayat”, siz söyleyin “Değer” buldu.

Pek çok ailenin bahçesinde ev ekonomisi şekliyle değerlendirilen kokulu üzümden Maçka’da Natuva öylesine enfes lezzetler üretmeye başladı ki, adeta “Sormayın” dercesine!

Geleneksel yöntemler korunarak pastörizasyon uygulamadan saklanıp, en doğal haliyle tüketime sunuluyor.

Ama NATUVA’nın şahsen benim gibi Trabzon’da yüzlerce kişiye en büyük yararı ne oldu bilir misiniz?

Hediye olarak fındık mamulleri ve Trabzonspor forması vermekten artık “GINA” gelmişti.

NATUVA’nın hazırladığı özel paket fındık ve formaya takılıp kalmaktan bizi az da olsa kurtardı.

SANATTA VE SOFRADA PROTOKOL OLMAZ…

Trabzon Büyükşehir Belediyesi’nin Kültür Sanat Etkinleri kapsamında önceki akşam Trabzon Müzik ve Halk Oyunları Derneği’nin şef Hüseyin Şılbır yönetimindeki konserini izleme şansımız oldu.

Türk Sanat Musikisi’nin Muhayyer, Uşşak ve Rast makamındaki eserleri koro ile sololar tarafından müstesna bir şekilde icra edildi.

Hem teşekkür, hem tebrik etmemek bir hakkı teslim eylememek olur.

Yeri gelmiş iken, başta konserler olmak üzere sazlı-sözle sanat etkinliklerinde sunuşu yapanların, davetlilere, “Sayın protokol üyeleri” diyerek başlamalarını doğru bulmuyorum.

Tıpkı İftar sofralarında da olduğu gibi…

Nasıl olmalı? Diye sorulacak olur ise şöyle derim:

Konserler için: Sayın Sanatseverler, Sevgili dinleyiciler.

İftar sofraları için: Değerli Müslümanlar.

Ezcümle: Sanatta, sofrada ve musalla taşında protokol olmaz.

DÜNDEN BUGÜNE…

10 yıl önce, 30 Ocak 2016’da satırlara sığdırmışız.

*

Geçmiş ve bugün

"Geçmiş ile bugünü en kısa yoldan nasıl tarif edersiniz?" diye sorsalar, cevabım Bertrand Russel dediği gibi olurdu:

-"Geçmişi hak etmediği şekilde kötülüyor, bugüne lâyık olmadığı derecede saygı gösteriyoruz."

*

Uzaklar yakınlar

Ne deyip dururduk?

Köylerde bir kilometre yakındır, şehirde ise bir kapı ötesi uzak.

Demek ki, uzaklığın yakınlığın mesafe ile ilgisi yok. Gönülden nasibini almamış akıl ile ilgisi var.

O zaman diyeceğiz ki;

"Esmiyorsa gönülde yel,

Akıl da olmaz sel."