Trabzonspor’un takım otobüsüne 3-5 haddini bilmez, çapulcunun attığı taşları iki şehir arasında “Düşmanlık” hanesine yazma yerine Başkan Ertuğrul Doğan’ın; “Her şeyi Samsun şehrine mal etmemek lazım. Samsun bizim komşu şehrimiz. Samsunluları, yönetimdeki arkadaşları çok seviyoruz. Her şehirde böyle münferit işler olabiliyor” sağduyulu ve birleştirici ifadesine bakmak doğruluktur, büyüklüktür.
Statta misafir takım tribününe Trabzonspor taraftarlarının açtığı, Kurtuluş Savaşı ve istiklal mücadelesinin Başkomutanı Mustafa Kemal’in, “Samsun’a ayak bastığım zaman, bana kalp kuvveti verenin ilk sırasında Trabzonluların olduğunu asla unutmayacağım” sözlerinin yer aldığı pankart da futbolda Anadolu İhtilali’ni yapmış bir şehrin evlatlarına en yakışanı idi.
Ama ben diyeyim “Gözlerimi yaşartan”, siz söyleyin; “En anlamlısı” ne idi bilir misiniz?
Hakemlerle birlikte iki takım seramoniye çıkarken, stat hoparlöründen “Çırpınırdı Karadeniz” şarkısının enstüraman olarak çalınması idi.
Yetmedi, tam o sırada Samsunspor taraftarlarının yer aldığı kale arkası tribünde Turan ülkesini temsil eden Mavi Gökbayrak ile Albayrak Türk Bayrağı koreografide olarak sunuldu.
Dahası karşı tribüne “Yüreğimiz uzakta değil, Doğu Türkistan’da” pankartı asılarak, soydaşlarımıza Çin’in yaptığı zulüm ve baskı unutulmaması gerektiğine de dikkat çekildi.
Boşuna denmemiş, “Futbol sadece futbol değildir” diye.
BEZONTEPE’YE ÇEVRİLEN BOZTEPE’Yİ BOZMAYAN ULAŞIM HATTI…
Meslektaşım, Trabzon Büyükşehir Belediyesi Basın Dairesi Başkanı Ahmet Yoloğlu, gece yarısı arayıp, “Abi yarın Zorlu’da Meydan-Boztepe-Çukurçayır Füniküler Hattı’nın tanıtım lansmanı var. Bekliyoruz” dediğinde başımdan aşağıya kaynar sular tekrar tekrar dökülmedi değil!
Nasıl dökülmesin ki?
Yamaçları villalar, evler, otel ve cami ile beton yapılarla kaplanmış olması yetmezmiş gibi, böğrüne dayanan koca koca viyadükler ile BOZTEPE olmaktan çıkarılıp, BETONTEPE’ye dönüştürülmüş yerlere yeni betonlar çakılacak sandım!
Ama dün tanıtım toplantısına katılınca raylı ve yaylı sistemle gözümüze betonu sokmayacak ve yeşili katletmeyecek 1120 metrelik bir yer altı hatlı
ulaşım şekli olduğunu öğrenince “Oh be” demedim değil.
Ancak özellikle son dönemlerde Trabzon’un geleceği için kalıcı projeleri hayata geçirmekle meşgul olan Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, “Bu hat ile Boztepe’ye, Çukurçayır’a çıkacak, ulaşacaklar Trabzon’un güzelliklerini daha kolay izleme şansına kavuşacaklardır” dediğinde, betonlaştırılan Boztepe’nin ismini yıllardır “Betontepe” diye yazmam, daha doğrusu “Yazdıranlar” aklıma gelmedi değil!
Gönülden sevdiğin bir şehir için akıl devreye girince de, “Betontepe’yi tekrar Boztepe’ye dönüştüremez miyiz? Kentsel dönüşüm uygulayarak betondan arındırıp, tıpkı Ordu’nun Boztepe’si gibi tabiliğine kavuşturamaz mıyız?” diye kendi kendime sormaktan edemiyorum.
Edemeyince de Ahmet Metin Genç’in bu duruma da el atıp, bir proje ile gerçek manada güzellikleri olan bir Boztepe’den söz edebileceğini düşünmüyor değilim!
FINDIKTA BAŞUCU KİTAPLARI…
Habire, ya da durmadan, veya ara vermeden “Fındık” yazıp durduğumuz için, “yeter artık” diyeni mi ararsınız.
Ya da “Gına geldi” diye mesaj yollayanı mı?
Veya, TAKA’da yazmaya başladığımız Ekim’den bu yana geçen 4 ay içinde o da 2 ay sonrasını kastederek, “300’ü düşmez, 400’ü aşmaz” diye fiyatı tek bir kez sütunlarımıza taşımış olmamıza rağmen, “öküzün altında buzak arayan” başka hesap sahiplerince, fiyatı düşürmek için çaba sarf eylediğimiz ithamında bulunanları anlamaya mı çalışırsınız?
Aslında hiç uzatmaya, evelemeye-gevelemeye gerek yok. Bu gibilere kulak asıp, akıl yormaya da!
Ben yarım asırdır bahçede yetişip, boğaza girinceye kadar olan sürecinde fındığın her aşamasında öyle veya böyle icraat yaparak, yazarak yer almaya çalışıyorum.
Ama bilesiniz ki, ne ben, ne de bugün fındıkla yatıp fındıkla kalkanlar!
Ya da, fındık konusunda, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar!”
Öğrendiklerimiz, öğrendikleri çok fazla yeni bir şey değil.
“Fındıkta çok şey değişmemiş, değişmiyor” diyeceğim ama son yıllar hariç.
Elimde 1935’de yapılan “Birinci Ulusal Fındık Kongresi” ile 1948’de Kemal Peker tarafından kaleme alınmış, , “FINDIK. Tarihçe, Tarım, Kültür, Ticaret, İstihlak Bakımlarından” adlı iki kitap var.
O yıllarda fındıkla ilgili gündemde olanların bugünde çoklarının varlıklarını devam ettirdiğini ortaya koyan kitapları zerresine dokunmadan, sararmış kağıt yapraklarını bile yenilemeden bastırmıştık.
Fındık ile meşgul olanlar değil, olacakların da, dahası fındıktan söz edecek olanlarında kelime kelimesine kadar okumalarının farz olduğu kitaplar.
1948’den bugüne kadar olan fındığı da kitap halinde toparlayamaya çalışıyorum ama gündelik tartışmalardan vakit bulamadığım için habire erteliyorum.
Ezcümle, geçmişi bilmeyenlerin bugünü iyi okuyamayacaklarını, anlayamayacaklarını bir kere daha ifade ediyor, fındığa sadece kendi penceresinden bakanların zarar verdiklerini, vereceklerini yineliyorum.
DÜNDEN BUGÜNE
...caksın!
Gazete okumayacaksın!
Televizyon seyretmeyeceksin!
Radyo dinlemeyeceksin!
Telefon etmeyeceksin!
İnternet kullanmayacaksın!
Twitter atmayacaksın!
Facebok açmayacaksın!
Düdük bile çalmayacaksın!
Çok uzak değil, yakında ağzını da kullanmayacaksın!
Yani hiç konuşmayacaksın!
Çünkü Türk tipi demokraside tüm bunları senin adına yapmak için sandıktan az veya çok, iktidar veya muhalif çıkardığın birileri var!
Sen mi ne yapacaksın?
İnsan diye geçinip, kendini oyalayacaksın!
15 ŞUBAT 2009