İnternet üzerinden sosyal medya hesapları ve uygulamalarından Yasadışı kumar ve bahisle Dünya genelinde 1 trilyon dolar para dönüyormuş
Türkiye’den ise bir yılda yurt dışına çıkan paranın miktarı 70 milyar dolar.
Adıyaman merkezli 11 ilimizi etkileyen depremde yaraları sarmak için harcanan 110 milyar doların yüzde 60’ını oluşturuyor.
Türkiye’den her yıl bu kadar para yurt dışındaki kumar sitelerine çıkıyor.
Türkiye’de yasa dışı bahis oynamak ceza hukuki anlamda suç değilmiş, cücü cürümlermiş, kabahatmiş.
Yani idari yaptırım gerektiren bir kabahat olarak düzenlenmiş.
Küçük cezalar, cücük kadar işte,
Çelişki değil mi?
Türkiye’de oynanan iddia, bahis ve şans oyunları yasal olurken, internet üzerinde bahis oynamak ise suç.
Yani vergi alınınca suç değil,
Hepsi suç olması gerekmiyor mu?
Kumarsa kumar, bahisse bahis
Ancak mesele sadece hukuki tanımlardan ibaret değildir.
Asıl mesele, cebimizde taşıdığımız telefonların artık kumarhaneye dönüşebilmesidir.
Teknoloji hayatı kolaylaştırırken, aynı zamanda kötülüğe ulaşmayı da kolaylaştırdı.
İnsanlık tarihi boyunca teknoloji medeniyetin en büyük kazanımlarından biri oldu. Tekerlek, matbaa, elektrik, bilgisayar ve internet.
Hepsi insanın hayatını kolaylaştırmak için üretildi.
Ne var ki bugün teknoloji, hayatımızı kolaylaştıran bir araç olmaktan çıkıp hayatımızı yöneten bir güce dönüşmeye başladı.
Eskiden insanlar sofrada birbirlerinin gözlerine bakarak konuşurdu.
Bugün aynı sofrada herkes telefonuna bakıyor.
Eskiden çocuklar sokakta arkadaş arardı.
Bugün Wi-Fi şifresi arıyor.
Eskiden aile büyükleri hayatı öğretirdi.
Bugün birkaç milyon takipçisi olan sosyal medya fenomenleri gençlerin rol modeli hâline geliyor.
Takipçi sayıları arttı ama dost sayıları azaldı.
Bağlantılar çoğaldı, bağlar zayıfladı.
Teknoloji yalnızca iletişim biçimimizi değiştirmedi; değer yargılarımızı da dönüştürdü.
Artık emek değil görünürlük, bilgi değil hız, karakter değil popülerlik ön plana çıkıyor.
Mahremiyet birkaç beğeni uğruna pazarlanıyor.
Şöhret, üretmekle değil görünmekle ölçülüyor.
Gençler saatlerini ekran başında geçirirken kitaplardan, spordan, sanattan ve aile sohbetlerinden uzaklaşıyor.
Dijital bağımlılık dikkat dağınıklığını artırıyor, yalnızlığı derinleştiriyor ve umutsuzluğu besliyor. Sürekli başkalarının kusursuz görünen hayatlarını izleyen gençler, kendi hayatlarını yetersiz görmeye başlıyor.
Daha acısı ise vicdanlarımızın yavaş yavaş körelmesidir.
Bir kaza olduğunda yardım etmek yerine telefonuna sarılan,
Bir acıyı paylaşmak yerine canlı yayın açan,
Bir insanı anlamaya çalışmak yerine sosyal medyada linç eden bir toplum hâline gelme tehlikesiyle karşı karşıyayız.
Elbette teknoloji düşmanlığı yapmak doğru değildir.
Sorun teknoloji değildir.
Sorun, teknolojiyi yöneten değil, onun tarafından yönetilen insanlar hâline gelmemizdir.
Çocuklarımıza en yeni telefonu almak kadar, onlarla aynı sofrada oturmayı da öğretmeliyiz.
Onlara interneti kullanmayı öğretirken vicdanı, ahlakı ve sorumluluğu da öğretmeliyiz.
Çünkü teknoloji akıl ile birleşirse medeniyet üretir.
Hırs ile birleşirse felaket üretir.
Unutmayalım,
Bir ülkenin geleceğini yalnızca ekonomisi değil, yetiştirdiği nesiller belirler.
Eğer çocuklarımızı dijital dünyanın kontrolsüz akışına teslim edersek, yarın sadece paramızı değil; ailemizi, ahlakımızı, kültürümüzü ve geleceğimizi de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız.
Uzun lafın kısası,
İnsanlığı kurtaracak olan daha hızlı internet değil, daha güçlü vicdandır.
Daha akıllı telefonlar değil, daha bilinçli insanlar yetiştirmektir.
Teknolojiyi reddetmek değil; onu aklın, ahlakın ve toplumsal sorumluluğun emrine vermektir. Çünkü dijital dünyayı biz yönetemezsek, gün gelir dijital dünya bizi yönetmeye başlar.