“Santa” Tamam Ama “Harabeleri’ Değil…

Resmi olmayan kayıtlara, yön gösteren levhalara, haberlere atılan başlıklara, turizme ivme kazandırmak için yapılan tariflere, daha da önemlisi etkili ve yetkililerin ağızlarından çıkanlara bakar isek, “Santa” denilince akla “Harabeler” geliyor, getiriliyor.

Abone Ol

Tek cümledeki şekli ile de; “Santa Harabeleri” diye biliniyor, bildiriliyor.

Haritaya göre Gümüşhane’ye, kullanımda ise yani fiilen Trabzon kayıtlı…

Ki bu yüzden zaman zaman “Senin-benim” tartışması bile yapılıyor.

Sanki Trabzon ile Gümüşhane iki ayrı ülkenin şehri imişcesine, anlamsız bir sahiplenme güdüsü tutturulmuş gidiyor!

“Su kullananın, toprak işleyenin” gerçeği üzerinden hareket ederek,

devlet-i aliyyenin kalemi eline alıp bir de çizgi çekip, “Bu saçma sapan tartışmaya son verdim. Sınırları değiştirdim” demesi sanki zormuş gibi konu gündemi habire meşgul ediyor, ettiriliyor yaa!

Nedenini anlamakta sıkıntı çekmiyor değilim!

Her ne ise! Şimdilik konumuz o değil.

Santa’ya “Harabe” kelimesinin eklenerek özellikle yabancı turistlere adeta “Bakın zaten oralar harabe. Gitmenize gerek yok” dedirtilmesine itirazım var.

Bunu Prof. Dr. Nural Gündüzalp’ın, “Gökyüzüne Yakın Saklı Kent” adını vererek Santa ile ilgili yaptığı araştırma üzerinden defalarca yazdık.

Dahası yurt dışı makalelere konu eyledik. Daha dahası 20 yıl önce UNESCO’nun bile ilgilenmesinin yolunu açtık. Ama birileri, saçma sapan dini ritüelleri gerekçe göstererek bu ilgiye set koymuşlardı.

Evet… Önceki gün “Santa’ya giden her yol Arsin’den geçer” gerçeğinden hareketle konuyu Trabzon-Arsin Belediye Başkanı Hamza Bilgin’e iletip, “Yıkılmamış, dökülmemiş, hangi tarihi eser var? Ama bunlara harabe denilmiyor. Sümela, Vazelon ve Kuştul Manastırları, Kızlar Manastırı vs vs var ama harabe değiller.” dedikten sonra harabe kelimesinin kaldırılması için gerekeni yapmasını istedik.

Hiç uzatmaya gerek yok! “Santa”dan sonra “Harabeleri” kelimesini Türkçe-İngilizce okuyanlardan “Harabe de ne işimiz var?” diyerek “Gökyüzüne Saklı Kent”e gitmekten vazgeçenlerin olduğunu ve de olacağını da iyi biliyorum.

O nedenle de, önceliği “Her işin başı olan devlete” vererek, yetkili ve ilgilileri gereğini yapmaya davet ediyorum.

DÜNYANIN MERKEZİ ARSİN’DİR!

Nasrettin Hoca ile iddiaya girip, kazanmak da isteyenler, dünyanın yuvarlak oluşundan da istifade ederek kendisine sormuşlar:

-“Bilirsen koyun senin, bilmezsen bizimdir” diyerek, “Dünyanın ortası neresidir?” diye sormuşlar.

Hoca yularını tuttuğu eşeğini göstererek, “Merkebin ön sağ ayağının bastığı yerdir” diye cevaplamış.

“Hoca bunu da nereden çıkardın?” diye sorulduğunda, “Ölçün de bakın” cevabını almışlar!

Evet, dünyanın “ortası”, hadi diyelim “merkezi” neresidir?

El cevap: “Nereden baktığına, nereden ölçtüğüne bağlı olarak, doğduğun ya da doyduğun, ezcümle yaşadın yerdir” diyerek en kolay, hatta gerçekçi tarif yapılabilir mi? Yapılır!

Bundan hareketle, ben de çıkıp “Dünyanın Merkezi Arsin’dir” dersem eleştiri almam değil mi?

DÜNYA EVİNDE TEKDEN ÇİFT YASTIĞA!

O ki, dünyanın merkezinden dem vurduk, yine dünya ile devam edelim mi?

Ama bu sefer “Dünya evine girmeyi’ konu edelim.

Ama sakın ola ki, devletin ilan ettiği, Yomra Belediye Başkanı Mustafa Bıyık’a bile, “Sahipleri belli ama nerede oldukları, olacakları belli değil” dedirten konutlardan oluşan evlerden söz ettiğimi sanmayın!

Hani şu, gelin ile damadın tek nikâh memuru karşısına, bazen 2’si yeterli olsa bile 5-10 şahitle çıktıkları masaya oturarak, ya ada ayakta girdikleri “Dünya Evi” var ya, hah işte ondan söz ediyorum.

Yeri gelmişken, imzalar atıldıktan sonra nikâh memurunun, “Bir yastıkta kocayın” diye yaptığı tarife uygun yatağında artık kalmadığına dikkat çekelim! Çünkü “tek yastığın” yerini “çift yastık” çoktan aldı bile. Ki bu ayna yatakta iki ayrı yastık, kısa zamanda yatakları da ayırarak, günümüzde artan boşanmaları da tetikliyor diye düşündüğüm bile oluyor

Her ne ise, bir Çin Atasözü ile “Dışarıdakiler içeriye girmeye, içerdekiler de dışarıya çıkmaya çalışır” diye tarif ettiği evliliği neden mi konu ettim?

KÖPRÜDEN GEÇTİ GELİN!

Hatırladım.

Arsin’de, sahil yok edilip, deniz doldurularak kazandırılan sosyal alana inşa edilmiş, altından su geçmeyen, dere akmayan bir köprü vardır.

Ben diyeyim, “Hilkât garibesi”, siz söyleyin “Kaderi ile baş başa” işe yaramayan bir köprü müsveddesi!

Ama o haliyle bile köprüyü “İşe yarar hale getirinler” olmuştu. Gelin ile damat dünya evine girmeden önce gelip, organizatörlerinde süslemeleri ile köprü üzerinde yürüyerek görüntü kaydı yaptırır, durarak fotoğraf çektirirlerdi.

Ben köprü kurulduğundan beri birkaç kez yazdım, başkanlara ilettim ama işe yaramadı. Önceki gün Başkan Hamza Bilgin’e tekrar hatırlattım.

“Yapın burayı Düğün Köprüsü” dedim. “Köprüden Geçti Gelin diye bir Edirne türküsü bile var. Gelin-damat nikâha gitmeden önce gelip çekimlerini burada yapsınlar. Bu zamanla bir gelenek haline gelir. Arsin’in tanıtımı da büyük katkı sağlar” diye de ilave ettim.

Başkan, “Köprü kullanılmadığı için hasar görmüş. Güçlendirme yapacağız. Görüşünüzü de değerlendireceğiz” dedi. Bakalım, değerlendirmeye değer bulacaklar mı? Göreceğiz!

COĞRAFİ TESCİLLİ FOŞA İÇİN FİDAN GEREK…

Söz konusu “Arsin”, yetmedi bir de “fındık” olunca, ister istemez “Foşa” cinsi akla gelmiyor değil!

Gelince de önceki dönemin Belediye Başkanı Sait Gürsoy’un çabaları ile yöredeki bahçelerde oldukça fazla yer alan Foşa Fındığı’’nı, resmi kayıtlarda adı “Fındıklı” olan, ancak halk arasında “Foşa” diye bilinen köyün isminden de yola çıkarak “Coğrafi İşaret” ile tescil ettirdiğini dikkate almak gerekiyor.

Alınca da, tahminime göre büyük kısmı nerede ise en az 70-80 yıllık olan Foşa bahçelerini artık yenilemek gerektiği de ortada.

Yaşlı bahçelerin sökülüp, verim ve kaliteyi arttırmak hedefi ile yeniden dikilmesi lazım.

Ancak bu konuda çeyrek asırlık deneyimi olan birisi olarak, ama belediye, ama kamu, ama özel bir işletme tüplü Foşa fidanı yetiştirip paralı veya parasız üreticilere ulaştırmaz ise, bu coğrafi işaret tescili hiçbir işe yaramaz. Çünkü bu gidişle Arsin’de Foşa Fındığı kalmaz, kalmayacaktır.