Bu çocuklar vitrin süsü değil… Üst üste üç kez şampiyon olan bir jenerasyon… Avrupa’da final oynayıp ikinci olan bir emek… Ama birileri çıktı, sezon boyu kapıyı kapattığı gençleri son maçta “can simidi” yaptı.
Gençlerbirliği maçının yankıları hâlâ sürüyor. İlk yarıda kaybedilen 4-3’lük maç sonrası rakibin soyunma odasında paylaştığı o fotoğraf ve altına yazılan söz hâlâ hafızalarda: “En taze balık Ankara’da yenir…” Demek ki herkes bu maçı bizden daha fazla istemiş! Trabzonspor kendi evinde üç gol yiyecek… Gençlerbirliği yöneticileri protokolde sırtını sahaya dönüp selfie keyfi yapacak… Sonra kimse hesap vermeyecek öyle mi? Bu şehrin takımının ayarlarıyla kimsenin oynama hakkı yok! Şapkadan tavşan çıkarmaya çalışanlar önce aynaya bakacak. Çünkü mesele gençler değil… Mesele, gençleri yıllarca görmezden gelen zihniyet!
KLAVYE KAHRAMANLARI VE VEFASIZLIK
Hangi kafada yaşıyorsunuz siz? Trabzonspor her mağlubiyet aldığında aynı nakarat… “Başkan istifa…” “Yönetim gitsin…” “Ertuğrul Doğan bıraksın…” Kolay tabi… Sosyal medyada iki satır yaz, üç paylaşım yap, sonra kendini kulübün sahibi zannet… Peki, soruyorum size; Ertuğrul Doğan soyunma odasına girip futbolculara “çıkın maçı verin” mi dedi? Sahaya çıkıp topa o mu vurdu? Defansta hata yapan, gol kaçıran, mücadele etmeyen o muydu? Ama sizde suç aramak kolay… Çünkü bağırmak emek vermekten daha ucuz… Sabah horozu gibi bir başladınız mı ötüp duruyorsunuz…
Bu kulüp öyle dönemler gördü ki… Parasız gelip kulüpten servet yapanları gördü. Trabzonspor’un sırtından yükselenleri gördü. Kulübün adına kredi çekip, futbolcular serbest kalma noktasına gelince telefon kapatanları gördü. Avrupa’ya kaçıp ortadan kaybolanları gördü. Sonra hiçbir şey olmamış gibi geri dönüp elini kolunu sallayarak gezenleri de gördü bu şehir… Hafızamız var bizim… Balık hafızalı değiliz… Şimdi çıkmış birkaç kişi sosyal medyada ahkâm kesiyor. “Ertuğrul Doğan istifa…” Peki sizin katkınız ne? Kaç kuruş verdiniz bu kulübe? Kaç taşın altına elinizi koydunuz? Maça geliyorsunuz… O da çoğu zaman beleş biletle… Sonra aidat muhabbeti yapıyorsunuz. “Kulübe aidat ödüyoruz…” Kardeşim ben de ödüyorum… Bu şehirde binlerce insan ödüyor… Aidat ödemekle kulüp kurtulsa herkes başkan olur zaten… Kolay olan konuşmak… Zor olan yük taşımak… Bugün Trabzonspor’un başında taşın altına elini koyan bir adam varsa, sürekli hedef tahtasına koyarak değil destek vererek ayakta tutarsın. Çünkü bu kulüp sosyal medya gazıyla değil, akıl ve sabırla ayağa kalkar. Eleştiri olur… Hata da olur… Ama her yenilgide aynı kişiyi darağacına çıkarmak ne futbol aklıdır ne Trabzonspor sevgisi… Biraz vicdan… Biraz vefa… Biraz da susmasını bilin artık…
ŞU GARABET GÖRÜNTÜYÜ KALDIRIN
Salı günü değerli abim Osman Çavuşoğlu ile birlikte iş insanı Erol Tuna’nın Söğütlü’de yaptığı otele gittik. Denize nazır terasında oturduk. Karadeniz’in mavisi önümüzdeydi… Çayın buharı yükselirken sohbet koyulaştı. Masada TFF Temsilciler Kurulu Başkan Vekili Ömer Demir, Akçaabat Emniyet Müdürü Murat Soysay ve eski tarım il müdürü Ali Çankaya vardı. Spor konuştuk, Trabzon’u konuştuk, yatırımları konuştuk… Ama insanın içini burkan bir görüntü vardı karşımızda… Modern bir otelin hemen önünde, denizin kıyısına sıralanmış tahtadan yapılmış eski barakalar…
Yıllardır orada duruyor. Yıllardır görüntü kirliliği oluşturuyor.
Yıllardır o güzelim manzaranın önüne kara bir perde gibi çekiliyor.
Erol Tuna bu konuda ne kadar uğraştıysa gerekli desteği alamadığını anlattı. Hatta yaşadığı bir olayı dinleyince üzüldüm… Arap bir turist denize bakan suit odalardan birine yerleşiyor. Bir süre sonra rahatsız olduğunu söylüyor. Sebebini sorduklarında ise deniz kenarındaki çirkin görüntüyü gösteriyor. Manzaradan memnun kalmadığı için odasını değiştirmek istiyor. Mecburen turistin odası değiştiriliyor.
Şimdi düşünün…
Milyonlar harcanarak yapılan modern bir otel… Turizme katkı sağlayan bir yatırım… Trabzon’a değer katacak bir tesis… Ama önündeki görüntü yüzünden insanlar rahatsız oluyor. Bir başka gün eski Ulaştırma Bakanımız otele geliyor. Kendisine bu barakaları gösterildiğinde şaşkınlığını gizleyemedi: “Ben buranın böyle olduğunu bilmiyordum” dedi.
Şimdi buradan yetkililere sesleniyorum… Başta Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Sayın Abdulkadir Uraloğlu olmak üzere… Trabzon milletvekillerine… Trabzon Valisi Tahir Şahin’e… Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’e… Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya’ya… Ve özellikle Akçaabat Belediye Başkanı Osman Nuri Ekim’e… Sivil toplum kuruluşlarına bu konuda en büyük görev sizlere düşüyor. Otelin deniz tarafında bulunan balıkçı barınakları uygun bir alana taşınmalı… Kimsenin ekmeğiyle oynanmadan… Kimse mağdur edilmeden… Ama Akçaabat’a yakışır modern bir düzenleme yapılarak… Çünkü o alan zaten projelerde yol olarak geçiyor. Karadeniz’in kıyısında yükselen modern bir tesisin önüne bu görüntü hiç yakışmıyor. Trabzon artık eski Trabzon değil…
Turizm büyüyor…
Yatırımlar artıyor…
Şehir kabuk değiştiriyor…
Biz hâlâ çarpık görüntüleri konuşuyorsak burada bir eksiklik vardır.
Erol Tuna ile sohbetimiz sadece otel üzerine değildi. Yeni yatırımların da geleceğini söyledi. En kısa zamanda bir lise yapmayı düşündüğünü anlattı. Yani mesele sadece bir otel meselesi değil… Bu şehir için taş üstüne taş koymak isteyen insanların önünü açma meselesidir.
Çünkü yatırımcı moral ister… Destek ister… Şehrin sahip çıkmasını ister…
Ve bazen bir şehrin kaderi… Kaldırılmayan birkaç barakanın gölgesinde kaybolur.
TÜRKÜLER SUSTURMAZ GENÇLİĞİ
Bazı akşamlar vardır… Sahneye sadece sanatçılar çıkmaz, memleketin kalbi de çıkar. Ortahisar Belediyesinin önünde düzenlenen 19 Mayıs Gençlik Konseri tam da böyle bir geceydi. Belediye Başkanı Ahmet Kaya’nın desteği, Kültür Müdürü Sadettin Önsel’in emeğiyle ortaya çıkan organizasyon; türküyle, alkışla, gençlikle birleşti.
Utku Han, Kaptan Yılmaz, Faik Pala, İlkay Yavuz ve Aleyna Çolak söyledikleri türkülerle meydanı bir konser alanından çok gönül sofrasına çevirdi. Hele Trabzon’un yerel sesi Kaptan Yılmaz’ın rahmetli Volkan Konak türkülerini seslendirdiği anlarda, meydanda sadece şarkılar değil hatıralar da yankılandı. Kalabalığın coşkusu şunu gösterdi; Bu şehir horonu da sever, türküyü de… Ama en çok birlik olmayı sever. Ve bir gerçek daha ortaya çıktı: Şehre kültür yakışıyor. İnsanına türkü… Gençliğine bayram…
YOL DEĞİL, SABIR TESTİ!
Trabzon’un dağları yıllardır çileye alışkındır ama insanına bu kadarını reva görmek vicdana sığmaz. Beşköy ile Asbola Büyük Doğanlı bağlantı yolunun dört kilometrelik bölümü bir aydır kapalı. Üstelik bu yol, Karayollarının Köprübaşı-Araplı grup yolu heyelan nedeniyle kapanınca bölgenin can damarı olmuş durumda.
Ama ortada yol yok… Toz var, çamur var, perişanlık var. Beşköy sakinlerinden Mehmet Narmanlı’nın isyanı aslında bütün bölgenin feryadı: “Defalarca aradık, söyledik. Yapıyoruz dediler ama ortada yapılan bir şey yok. Ne otobüs geliyor ne ambulans…” İşte mesele tam da burada başlıyor. Devletin gücü, vatandaşa zor zamanda yetişiyorsa anlam taşır. İnsanlar ambulansın gelemeyeceği bir yolda kaderine terk ediliyorsa, orada asfalt değil ihmal çatlamıştır. Bölge insanı hizmet değil, lütuf bekliyormuş gibi oyalandı. Oysa vatandaşın istediği şey çok basit: Ulaşabildiği bir yol, duyulan bir ses, tutulmuş bir söz… Dağ taş susar da, mağdur edilen insanların ahı susmaz.