Yaratılışında olmayan bir hâli talep etmek.
Olmayan bir şeyin talepkârı olmak.
Nezaket, zarafet, empati gibi.
Ömrümüzün hatırı sayılı bir kısmını, çevremizdeki insanların noksanlıklarına katlanmak zorunda kalmakla geçiririz.
Neden daha ince düşünmezler?
Neden sözleri bu denli hoyrattır?
Neden basit bir teşekkür ederim bile dillerine uğramaz?
Bu sorular dönüp duran yorgun bir çark gibidir düşüncelerimizde.
Tam o noktada
İvan Gonçarov’un cümlesi iner serin bir tokat gibi yüzümüze.
"Düşünceli olmak bazı insanların tabiatında yok. Üstelemeyin" der.
Birilerinden düşünceli olmasını beklemek, onun ruh haritasını yeniden çizmeye benzer.
Fıtratını yeniden şekillendirmeye kalkışmaktır.
Oysa bazı insanlar, yalnızca kendi çevrelerinde dönen bir dünyada yaşarlar.
Yaşam alanlarını da kendilerine göre
şekillendirirler.
Bu yaşam tarzı, bir tercihten çok yaradılış meselesidir.
Onları konfor alanından çıkarmak, hayati fonksiyonlarına müdahale etmek gibidir.
Onlara empatiyi öğretmeye çalışmak, sağır bir kulağa musikiyi, kör bir göze renkleri anlatmaya benzer.
Söz çoğalır, yorgunluk artar.
Yorgunluk arttıkça tükeniş başlar.
Fakat değişen bir şey olmaz.
Değiştiremezsiniz fıtratları. Çünkü üsteledikçe, huzuru karşı tarafın insafına bırakmışsınızdır.
Velhasıl beklenti karşılık bulmadığında içte içe bir öfkeye evrilir.
Ve o öfke zamanla derin bir kırgınlığa dönüşür. Gonçarov’un "üstelemeyin" uyarısı bir vazgeçiş değil, bir kurtuluş çağrısıdır aynı zamanda.
Demek ister ki;
Olduğu yere kadar kabul et ve sükûnetini muhafaza et.
Olmadığı yerde de bahçene dön, orada yeşer, orada yeşert olması gerekeni.
Kabalıklara bakmadan, bahçeni kurutmamak için çabala.
Eğer tabiatında düşüncelilik yoksa, tohumu zorla ekemezsiniz.
Bu durumda yapılabilecek tek şey, bahçenin mesafesini uzatmaktır.
Mesafe bilakis bir merhamet biçimidir.
Nihayetinde insanları oldukları hâl ile kabul etmek, öfkeyi, nefreti çözer. Tabiatında çiçek olmayan bir ağaçtan bahar beklemek ne kadar beyhude ise, bazı insanlardan nezaket beklemek de o kadar nafiledir.
Kimseye zorla incelik elbisesi giydirilemez.
Günün sonunda, mesuliyet almak cesaret gerektiren bir eylemdir.
Mesuliyetten mesul olmak başkalarının düşüncesizliği eksikliği olarak kalır;
Ve bu eksikliği tamamlamaya çalışırken tükenmek, ruhumuza ettiğimiz en büyük haksızlıktır.
Elbette daima haklı olamayız.
Haksız da olamayız.
Empatiyle yaklaşımlar kaos ortamından kurtulmanın tek ve biricik yoludur.
Seçim elimizde.
Ya kaos içinde yaşamı idame ettirmek, ya da beklentiyi en minimalize seviye indirgeyerek aslolana rucu etmek.
Yani yaradılışın özüne sadık kalmak.
Saygı ve Muhabbetle.