Şehrin Ritminde Kaybolan Sesler At Arabaları

Trabzon'un meşhur elle yontulmuş gayet düzenli bir şekilde dizili sokak taşlarını birçoğumuz bilir. Taşların altına kum serilir, yağmur suları kolaylıkla birikmeden yer altına dogru gider. Sokaklarda çamur kalmazdı.

Abone Ol

Tabi o Trabzon taşları üzerinde şehrin yükünü taşıyan at arabalarını da unutmamak gerekir.

Pazar yerinden başlayıp meydana doğru yol alan atarabasında önde koşulu atlar kendi nallarının sesiyle birleşen taş kaplama yolda ayrı bir ahengin sesini çıkartmaktaydı.

Atlı arabanın tek sürücüsü vardı.

Atına kendinden iyi bakardı diyebiliriz.

Asla yeminden yiyeceğinden eksik etmezdi.

Temizlik Belediye tarafından sıkı takip edilirdi.

Zaten arabacı hayvanın doğal ihtiyacını sokağa dökmemeleri icin gereken önlemi alıyorlardı.

Bazen aksilik olursa temizligi o anda atın sahibi tarafından yapılırdı.

Yeteri kadar araç yok.

Sokaklar dar.

Taşıma araçlarını saysan

Kamyonlar mahalle aralarına giremez.

Ulaşım da ayrı harcama kapısı.

Çarşıdan pazardan alınmış ev eşyası taşınacak.

En kolay yolu atarabaları.

Fiyat pazarlığı yapılır.

Taş kaplı sokakların sakinligi içinde atarabasının demir kaplı tekerlerinin sesi de birleşince şehrin kendine has ritmin en önemli enstrümanı devreye girmiş olurdu.

At arabaları bildiğiniz nakliye aracıydı.

Öyle

ufak meyve sebze yem yiyecek taşımaları hamallar tarafından yapılırdı.

Yenicumalı Aga Kazım bu hamalların en meşhurlarından biri idi.

Fenerbahçe sevdalısıydı,

Nedense o yıllarda. Fenerbahçeyi çok sever.Kimse de Kazım Aga'nın Fenerbahçeliliği ile ilgilenmez hatta tatlı sohbetlere vesile olurdu.Kendinden büyük sepeti ile yolda giderken "fakirin karnı fırında doyar " demeyi de ihmal etmezdi.

Atarabacılara en çok kış girişinde ihtiyac duyulurdu.

Trabzon'un ısınma sorunu başlıyordu.

O zamanlar halk Fiskobirlik'ten fındık kabuğu almanın peşinde idi.

Düşünebiliyor musunuz bir şehir fındık kabuğu alabilmenin mücadelesini veriyordu.

Acı ama gerçek kim fiskobirlikteki memur ve yöneticileri tanıyorsa "torpil" peşindeydiler.Hatta siyaseten bir yerlerde olanlardan da yardım isteniyordu.

Neyse öyle ya da böyle parasını yatırıp sıraya giren artık atarabalarının yolunu beklerdiler.

Sokağa kabuk yüklü bir atarabası geldiğinde acaba bize mi geldi diye arabacıdan kime geldiğini öğrenmeye çalışılırdı.

Fındık kabukları çuvalların içinde gelir.

Çuvallar "kabukluk"denilen depoya dökülür.

Bir ya da iki araba kabuk ve yanında odunla kış da geçirilirdi...

Bakır mangallar aynı zamanda hem ısınma, hem de yemeği sıcak tutma,külünde kahve yapma işini de gören bakırdan yapılmış sevimli bir kış malzemesi idi... Yemeklerin pişirildiği,böreklerin fırına atıldığı fırınlı sobalar da annelerin eli ayağı idi

Hamsi balık zamanına denk düşen mevsiminde "fırınlı sobalar" da kışın en vazgeçilmez ısınma ve balık pisirme ,aracı idi...

Atarabacıların bu kente hizmeti çoktur.

Ama şehrin icinde at beslemek giderek zorlaşır.

Zaten sehir ici taşıma araçları pikaplar filan çoğaldıkça doğal olarak at arabaları da işlevlerini bitirmiş oluyordu.

Bugün atarabalarının tekerlekleri birer antika parça olarak çoğu bahçeleri süslemekte.