“Onu neden yaktın?”
Cevabı çok kısa olmuş,
“Çünkü bana çok yaklaştı…”
“Ama seni seviyordu” demişler.
Ateş iç çekmiş
“Sevgi de olsa… mesafeyi bilmezsen küle çevirir.”
İşte hayatın en acı gerçeği tam da burada başlıyor.
Biz hep şunu sandık,
Çok seversen kazanırsın.
Çok bağlanırsan kalır.
Çok verirsen değer görürsün.
Öyle değilmiş meğer
Yanıldık.
Hayatta bazı şeyler fazla yaklaşınca yakar.
Fazla sevince tüketir.
Fazla bağlanınca boğar.
İnsan bazen sevgiyi sahiplenmek sanır.
Yanında olmak ister.
İçine girmek ister hayatının.
Nefesine kadar dahil olmak ister.
Ama sevgi; işgal değildir.
Sevgi; boğmak değildir.
Sevgi; “Sensiz yapamam” diye yük olmak hiç değildir.
En temiz duygular bile sınırı aşınca zarar verir.
Ateş yakar çünkü doğası budur.
Ama insan da yakar, hem de en derininden
Bilmeden, fark etmeden, “Çok seviyorum” bahanesiyle.
Kaç ilişki bu yüzden bitti?
Kaç dostluk bu yüzden dağıldı?
Kaç kalp bu yüzden küle döndü?
Birini seversin…
Sürekli onunla zaman geçirmek istersin
Ama onun yalnız kalma hakkına saygı duymazsın.
Yanında olursun…
Ama nefes almasına izin vermezsin.
Koruduğunu sanırsın…
Aslında hapsedersin.
Sonra da dersin ki;
“Ben kötü bir şey yapmadım, çok sevdim.”
Hayır…
Çok sevmedin.
Yanlış sevdin.
Sevgi mesafe ister.
Saygı ister.
Alan ister.
Sessizlik ister bazen.
Her kalbin bir kapısı vardır.
Zorla girilmez.
Her ruhun bir sınırı vardır.
Aşılmaz.
Ve en acısı şudur:
Bazı insanlar seni yakar,
Sonra dönüp der ki,
“Benim niyetim iyiydi.”
İyi niyet, küle dönen kalpleri geri getirmez.
O yüzden öğrenmemiz gereken en ağır ders şudur,
Sev,
Ama yakma.
Bağlan…
Ama boğma.
Yanında ol
Ama içine girme.
Çünkü ateş yakar.
Ama asıl yakan, sevgiyi ölçüsüz yaşayan insandır.