ŞİİR GİBİ

“İçimdekileri söylemek istesem ben bile benimle konuşmam.” Bu cümleyi bulduğumda çocuklar kadar sevindiğimi ifade etmeliyim. Tuhaf, çok tuhaf! İster inan ister inanma…

Abone Ol

Söylemediğin şeylerin daha değerli olduğunu öğretiyor hayat.

Zamanla şiire sarıyorsun, romana, şarkıya türküye…

Kahvede bahçede kendine boş bir masa arıyorsun.

Ve yaşadıklarından öğrendiklerini çok geç anlıyorsun.

***

Yapılacak İşler” adlı dosyamda karşıma çıktı.

Adını koymakta tereddüt etsem de bazı şiirlerimi kitap haline getirmek istiyor fakat sürekli erteliyordum.

içimden geçenler

gökyüzünden geçenler gibi

peşlerine takılmış gidiyorum

Şiiri yeniden okuyunca “içimden geçenler” olabilir dedim.

Demesine desen de içinden geçenleri yazamadıktan sonra neye yarardı ki?

***

Şiirin tarihi, insanlık tarihi kadar eski.

Sözler henüz yazıya dökülmeden… Şiire tutunmuş her şey.

Toplulukları heyecanlandırmak için sihir gibi etkili sayılmış.

Konuşmasına şiirle başlayan, şiirle devam edip bitirenler dünyayı kurtarmış!

***

Hangimiz şiir yazmadık ki? Şiir okumadık, dinlemedik…

Şiir, saklandığımız soluklandığımız yer…

Şiir, daha çok hüznümüze, gözyaşımıza iyi gelen…

Bizi alıp, gençliğimize çocukluğumuza götüren…

Bazen de Kaf Dağı’nın ardındaki masal ülkeye… Yedi kat göklere…

***

Oldum olası şiiri, hep “özün özü” olarak gördüm.

Bütün dillerin sırlayıp sakladığı ne varsa onda çünkü. Acı, gözyaşı…

Neyi seveceksen, neden nefret edeceksen onda…

Ve hiçbir şey şiir kadar etkilemiyor insanı.

Şiirden şarkıya dönüşen sözler, melodiler kadar…

***

Mehmet Akif Ersoy…

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem

Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım
-Boğamazsın ki
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım

Ahmed Arif…

Seni anlatabilsem seni

Yokluğun, cehennemin öbür adıdır

Üşüyorum, kapama gözlerini

Necip Fazıl Kısakürek…

Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar

Atilla İlhan…

Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum

Cahit Sıtkı Tarancı…

Şakaklarıma kar mı yağdı ne

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz

Ya gözler altındaki mor halkalar

Neden böyle düşman görünürsünüz

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar

Özdemir Asaf…

Sana gitme demeyeceğim

Gene de sen bilirsin

Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim

İncinirsin

***

Dünyanın donatılmasında şiirin de tuzu biberi az değil.

Şiir, şairin de okurun da yeniden doğuşunu sağlayabilecek kadar güçlü.

Aslında çok işimize yarıyor fakat bir o kadar da tehlikeli (!) olabiliyor.

Çünkü onca sözden geriye kalan bir parçacık gibi…

Zamana ve kişiye göre farklı farklı yorumlanabiliyor.

Mesajsa mesaj, en âlâsını barındırabiliyor.

Şiir olmasaydı elbette kıyamet kopmazdı fakat çok şey eksik kalırdı.

Şiir ancak son insan da son nefesini verdiğinde bitecek, öyle anlaşılıyor.

***

Şiir başka bir dile çevrilirse başka bir şiir olur” diyenler var.

Sırf böyle konuşuluyor diye yabancı şairleri görmezden gelmeyelim.

Milyarlarca insanı sürüklemişler ve hâlâ çok etkililer, bilelim.

Louis Aragon, Pablo Neruda, Rabinranath Tagore, Vladimir Mayakovski, Aleksandr Sergeyeviç Puşkin, Charles Baudelaire, Federico Garcia Lorca, Jorge Luis Borges, Sylvia Plath, Arthur Rimbaud ve daha niceleri…

***

Dün dünde kaldı cancağızım

Bugün yeni şeyler söylemek lazımdiyen Mevlana’ya kulak verelim.

Yeni şeyler söyleyelim ve dinleyelim.

Ne zamandır ihmal ettiğimiz ‘şiir’e dönelim.

Çantamızda, masamızda şiir kitapları…

Ezberimizde en azından üç beş şiir...

Çünkü şiirin hakkı var üstümüzde…

Bir kahve gibi bir dost gibi iyi gelsin diye…

Huzur versin, günlük tartışmalardan uzaklaştırsın ya da tam ortasına çeksin diye…

Yüzlerini görmediğimiz, iki laf etmediğimiz insanların en güzel sözleri dilimizden dökülsün.