Solun en büyük Muhalefeti yine sol

Türk siyasetinde sağ partiler iktidarı kaybettiğinde özeleştiri yapar.

Abone Ol

Sol partiler ise birbirini suçlayıp yeni parti kurar.

Otuz yıldır değişmeyen senaryo budur.

Birileri çıkar, "Artık eski yapı umut vermiyor" der.

Bir başkası, "Yeni bir siyaset inşa edeceğiz" diye kürsüye çıkar.

Sonra yeni bir tabela asılır,

Eski kadrolar yeni rozet takar,

Değişen sadece parti logosu olur.

Bugün de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in öncülüğünde gündeme gelen yeni siyasi oluşum tartışmaları, aslında Türkiye solunun kronik hastalığını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Çünkü Türkiye'de sol, iktidarla mücadeleden çok kendi içinde mücadele etmeyi seviyor.

Bir hafızamızı tazeleyelim,

1990'ların başında SHP vardı.

Genel Başkanı Erdal İnönü’ydü.

Sonra görevi Murat Karayalçın devraldı.

Ardından SHP tarih oldu.

CHP ile birleşti.

"Artık tek çatı altında güçleneceğiz" denildi.

Güçlenmek yerine yeni ayrılıklar başladı.

CHP'nin başına Deniz Baykal geçti.

Yıllarca "birlik" dedi.

Ama parti içindeki kavgalar hiç bitmedi.

1995 seçimlerinde Bülent Ecevit liderliğindeki DSP, CHP'nin önüne geçti.

Merkez solda iki parti birbirinin oyunu aldı.

Kazanan ise sağ siyaset oldu.

Aradan yıllar geçti,

Takvimler 2020'yi gösterdi.

Bu kez CHP'nin cumhurbaşkanı adayı olmuş Muharrem İnce, "Artık bu partiyle yürünmez." diyerek ayrıldı.

Memleket Partisi'ni kurdu.

Büyük mitingler yapıldı.

Salonlar doldu.

Meydanlar coştu.

Sandık açıldı.

Beklenen olmadı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine girme cesaretini bile gösteremedi.

Peki ya sonra,

Mustafa Sarıgül çıktı ortaya.

Şişle eski Belediye Başkanı

Önce Türkiye Değişim Hareketi,

Ardından Türkiye Değişim Partisi’ni kurdu,

O da "yeni umut" diyerek yola çıktı.

Bugün o hareketten geriye ne kaldı?

Siyasetin hafızasında birkaç fotoğraf,

Birkaç afiş,

Ve unutulmuş vaatler,

“Can Erzincan’ın” adını değiştirmek için uğraşıyor.

Şimdi yeni bir sayfa açılıyor.

Özgür Özel CHP’den ayrılıp yeni bir parti kuruyor

Adı da “Yeni Parti”

Ekrem İmamoğlu’nun EK-İM adı verilmedi,

Demek ki Ekrem İmamoğlu ile de yürünmeyecek.

Şimdi bir kez daha soruyorum,

Türkiye'de sol neden her krizde birleşmeyi değil, bölünmeyi tercih ediyor?

Neden her genel başkan, partisini büyütmek yerine kendi tabelasını asmayı daha cazip görüyor?

Neden her ayrılık "demokrasi" diye başlıyor ama sandıkta hüsranla bitiyor?

Çünkü mesele ideoloji değil,

Mesele ego,

Mesele liderlik,

Mesele koltuk,

Türkiye'de seçmen artık bunu görüyor.

İnsanlar yeni isim değil, yeni siyaset istiyor.

Yeni logo değil, yeni vizyon arıyor.

Yeni bina değil, yeni kadro bekliyor.

Acı ama gerçek,

Son otuz yılda solun bölünmelerine bakalım.

SHP,

CHP,

DSP,

Türkiye Değişim Partisi,

Memleket Partisi,

Şimdi bir yenisi,

Yeni Parti

Her biri "Türkiye'yi değiştireceğiz" sloganıyla çıktı.

Ama önce kendilerini değiştirdiler.

Sonra tabelalarını.

En sonunda da seçmenlerini kaybettiler.

Siyasetin en acı matematiği şudur,

Yüzde 30'u ikiye bölerseniz yüzde 60 olmaz.

İki tane yüzde 15 olur.

İktidar olmak için büyümek gerekir.

Parçalanmak değil.

Belki de artık solun aynaya bakmasının zamanı gelmiştir.

Çünkü seçmen yoruldu.

Her seçim öncesi yeni parti olur mu?

Her seçim sonrası yeni hayal kırıklığı yaşanır mı?

Her kongrede yeni kavgalar

Her ayrılıkta aynı cümle,

"Bu kez farklı olacak."

Oysa farklı olan hiçbir şey yok.

Değişen yalnızca parti tabelaları.

Değişmeyen ise bölünme alışkanlığı.

Ve belki de bu yüzden,

Türkiye'de sol, yıllardır iktidarı değil, kendi gölgesini büyütüyor.