Kültür/Sanat

Spil Dağı’ndan, Maçka Deresi’ne…

Askerliğimin bir bölümünü orada yaptım. Kadim sırların bekçiliğini yapan o kutsal dağın eteğindeki Cemal Tural Kışlası’nda eğitim görürken; Niobekayası çocuklarına ve Kybele genç aşkı Attis’e halâ ağlıyordu.

Abone Ol

Çam ağaçlarının ve kayaların sessizliği gelecek hüzünlerin gebeliğine hazırlanıyordu belki de. Sessizliğin bozulmasından rahatsız olan kayalar, askerlerin ayak sesleri dağdan şehir merkezine doğru yankılıyordu.

Manisa’ya giden bilir. Sabah erken doğar orada. Spil Dağı’ndan süzülen ışık binlerce yıldır aynı taşı okşar. Buralarda yürürken adımların Lidya’ya takılır, İyonya’ya sürçer; Osmanlı’da erenlerle, evliyalarla sohbet eder, Cumhuriyet’te durur. Bu toprak yalnızca üzüm vermez, hafıza da verir.

Antik çağda Ege kentleri yöneticilerini seçerken yalnızca güce değil, ölçüye de bakardı. Agora yalnızca alışveriş yeri değil, vicdanların toplandığı bir alandı. Bugün o agoraların yerinde meydanlar, belediye binaları var.

Şehzadeler’de GÜLŞAH ZORBAY kenti miras gibi değil, emanet gibi tuttu. Ege toprağı kadın sesine yabancı değildir. Kybele’nin, Artemis’in, ana tanrıçaların yürüdüğü yollarda bir kadın belediye başkanının adımları yadırganmaz. Ana tanrıçaların toprağıdır burası; yücelten, koruyan, onaran kadınların… Bu toprak üretmeyi bilen kadınlara aşinadır.

Manisa Büyükşehir Belediyesi’nde FERDİ ZEYREK, Ege’nin eski agoralarında yankılanan ortak yaşam fikrini bugünün Anadolu’suna tercüme etti. Sardes’te bir rahip, “Şehir onu yönetenlerin kalbidir,” derdi. İyonya’da filozoflar, “Şehir bir kişinin değil, herkesindir,” diye seslenirdi. Gülşah Zorbay ve Ferdi Zeyrek, bu sözleri yüzyıllar sonra yeniden duyurdu. Ama bu kez çocukların dilinden, şiddet gören kadınların dayanışmasından, ekmeğin kokusundan, Manisa’nın gidilmemiş sokaklarından…

Karadeniz’de ise söz başka türlü söylenir.

Orada deniz insana susmayı öğretmez, haykırmayı öğretir. Dalga kıyıya vururken destan söyler.

Antik çağda Karadeniz, Argonotların cesaret sınavıydı. Madea'nın büyüsü yalnızca Gürcistan kıyılarında altın post arayanlar için değil Karadeniz’in de sesiydi.

O ses bugün Volkan Konak'ta yaşıyor. Volkan Konak, Karadeniz'in yalnızca türküsü değil hırçın hafızasını da taşıyor. Bir türkü söylerken sanki Zigana dağlarından bir kahraman iner sahneye. Kemençe'nin teli Homeros'un dizeleri kadar eskidir oralarda.

VOLKAN KONAK, Karadeniz’in yalnızca türküsü değil, hırçın hafızasıdır da. Bir türkü söylerken sanki dağlardan bir kahraman iner sahneye. Kemençenin teli Homeros’un dizeleri kadar eskidir oralarda.

Zigana dağlarından süzüle süzüle gelen çocukluğunun Maçka deresiyle aktı Volkan denize. Volkan aktığında Zigana eksildi sanki. Sanki yaylalar sesini kaybetti. Sustu yol havaları, dik horonlar. Kemençe'nin teli sahipsiz kaldı.

O yalnızca türkü değil Karadeniz'in içine attıklarını da söyledi. Konuşmayan balıkçıların, erken giden babaların, yarım kalan sevdaların sesi oldu. Antik çağda bu denize Pontus dediler: hırçın ve korkutucuydu. Ama cesaret isteyen yolculuklar hep buradan başladı. Argonotlar bu sulara açıldıysa bir umutları vardı.

Volkan da her türküsünde umuda çıktı.

Ferdi Zeyrek, Gülşah Zorbay, Volkan Konak…

Samanyolu’nu izlediler, aynı yıldızların peşinde.

Hikmet Çetinkaya’nın çok sevdiği Ege’sinin uğurlu bir akşamında buluştularÂşık Kadınlar Sokağı’ndaki balıkçı barakasında. Sonra şiirler okudular çocuksu heyecanlarla.

Pablo Neruda'nın çocukluğuna gittiler, onun dizeleriyle Şili ormanlarında kırmızı ve beyaz sarmaşıklar topladılar. Sonra Aragon’un Elsa’ya yazdığı mektupları okudular. Turgut Uyar’ı, Edip Cansever’i andılar. Ahmet Arif’in Adiloş Bebe’sine meme verdiler. Nazım okudular sonra. Sonra Annabel Lee ile sohbet ettiler.

Derken Volkan, “Tahir İle Zühre-Hoş geldin Kadınım” şiiriyle devam etti sahne şovuna…

Türkülerle hüzünlenip horonlarla coştular.

Ege’nin sardunyaları, fesleğenleri, gülleri, yaseminleri sessizce kokularını döktü masalara.

Gece, yorgun bir misafir gibi esneyerek kalkarkenyerini kuş sesleriyle birlikte gelen aydınlığa bıraktı.

NOT: Bu yazı yazılırken Hikmet Çetinkaya’nın “Âşık Kadınlar Sokağı” kitabından esinlenilmiştir.

Mitolojik kaynakça: Ekrem Akurgal’ın “Anadolu Uygarlıkları ve Mitolojisi” kitabı