Hayat & Yaşam

SSÇ Uygulaması Adalet ve Caydırıcılık Dengesiyle Yeniden Ele Alınmalı

Trabzon Barosu avukatlarından Ozan Karagöz, kamuoyunda yankı uyandıran c*n*y*t davalarının ardından “suça sürüklenen çocuk” kavramının yanlış uygulanmasının adalet duygusunu zedelediğini belirtti.

Abone Ol

Trabzon Barosu avukatlarından Ozan Karagöz, kamuoyunda büyük yankı uyandıran Mattia Ahmet Minguzzi cinayeti ve Atlas Çağlayan’ın öldürülmesi sonrası yeniden gündeme gelen “suça sürüklenen çocuk (SSÇ)” kavramı üzerine dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Karagöz, bu kavramın doğru kullanıldığında çocuğu “suçlu” olarak damgalamayan, suça iten çok boyutlu riskleri merkeze alan koruyucu bir yaklaşım sunduğunu ancak yanlış uygulandığında adalet duygusunu zedelediğini ifade etti.

SSÇ kavramının; aile yapısı, çevre koşulları, ihmal ve istismar, okuldan kopma, akran etkisi, yoksulluk ve madde kullanımı gibi birçok faktörü dikkate alan bir koruma dili olduğunu belirten Karagöz, “Ancak bu yaklaşım, fiilin ağırlığını görünmez kılan ve sorumluluğu tamamen çevresel faktörlere yıkan bir uygulamaya dönüştüğünde kamu vicdanını zedelemektedir” değerlendirmesinde bulundu. Başlangıçta, küçük suçlar işleyen çocukların cezaevi sistemi içinde kaybolmaması amacıyla geliştirilen bu yaklaşımın, bugün kasten öldürme, ağır yaralama ve uyuşturucu ticareti gibi toplum güvenliğini doğrudan tehdit eden suçlarda da otomatik bir “infaz kolaylığı” algısı yarattığını dile getiren Karagöz, bunun adil olmadığını savundu.

Sadece doğum tarihine bakılarak, insan hayatını hedef alan eylemlerin “çocukluk” şemsiyesi altında hafifletilmesinin caydırıcılığı zayıflattığını belirtti. Son yıllarda 18 yaş altı faillerin karıştığı suçların niteliğinin ağırlaştığına dikkat çeken Karagöz, cinayet ve benzeri fiillerin “hata” kategorisiyle ele alınamayacağını vurguladı. Bu tür suçlarda otomatik infaz indirimi veya erken tahliye uygulamalarının ne mağdur yakınları ne de toplum açısından kabul edilebilir olduğunu ifade etti. Açıklamasında “koruma, caydırıcılık ve toplumsal güven” dengesinin yeniden kurulması gerektiğini belirten Karagöz, suça sürüklenmenin nedenlerinin araştırılması ve önleyici sosyal politikaların güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Ancak aynı zamanda kasten öldürme ve doğrudan insan hayatını hedef alan sınırlı ağır suçlarda, infaz rejiminin erken tahliye algısı üretmeyecek şekilde yeniden tasarlanması gerektiğinin altını çizdi.

“Bir süre yatar çıkarım” beklentisinin suç kararını kolaylaştıran en tehlikeli zemin olduğunu ifade eden Karagöz, bu algı ortadan kaldırılmadan caydırıcılığın sağlanamayacağını söyledi. Yapılacak düzenlemelerin tüm çocukları cezalandırma refleksiyle değil, ağır suçlarda ısrarlı ve şiddeti araç edinen failler açısından kademeli ve net bir modelle ele alınması gerektiğini belirtti. Karagöz, Minguzzi davası sonrasında gündeme gelen infaz düzenlemesine yönelik çalışmaların ertelenmesinin kamu vicdanında “adalet gecikiyor” duygusunu derinleştirdiğini ifade ederek, “Hukuk hem çocuğu korumalı hem de hayat hakkını en üst norm olarak tereddütsüz savunmalıdır” dedi. SSÇ kavramının toplumda “fiili hafifleten” bir algıya dönüştüğünü vurgulayan Karagöz, çözümün kavramı tamamen reddetmek değil, kapsamını ve uygulamasını güncellemek olduğunu belirtti. Ağır ve kasıtlı şiddet suçlarında indirimsiz ve öngörülebilir bir infaz düzeninin kurulmasının kaçınılmaz olduğunu ifade etti. Karagöz, adaletin yalnızca failin geleceğini değil, toplumun güven duygusunu da korumak zorunda olduğunu vurgulayarak, insan hayatını hedef alan suçlarda mağduru ve toplumu merkeze alan bir kanun değişikliğinin gecikmeden gündeme alınması gerektiğini söyledi.