Su Da Tasarruf Tedbirleri…

22 Mart Dünya Su Günü etkinliğine katılan Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç “Su tasarrufu bilincini toplumun her kesimine yaymak gerek” demiş.

Abone Ol

Küresel ısınma sonucunda ülkemizde de su sıkıntısı olduğunu daha temiz ve daha sürdürülebilir bir hayat için suyu doğru kullanmanın ve özellikle su tasarrufunun öneminin altını çizmiş.

Kendisine yürekten katılıyorum, 2009 da İstanbul’da düzenlenen “Dünya Su Formu”na katılan resmi bir katılımcı olarak. (O dönem Trabzon Belediyesi adına ben katılmıştım)

Sayın Genç’in uyarısını önemsiyorum çünkü hakikaten özellikle içme suyu kaynakları azaldı, suyun acilen ölçülü kullanımı gerekli. Evet, su hayattır ama suyun değerinin anlaşılması için insan hayatını ölümle tehdit etmesi mi gerekir? Bu da ayrı bir soru elbette.

Benim bu konuda önerim İmam Hatip kökenli Sayın Genç’e şu olur; Trabzon’da onlarca camii var, hatta Türkiye ortalamasının çok üstünde. Bu camilerdeki bozuk muslukların tamiri ile kolları bir sıvasan Başkan diyorum. Bozuk muslukları bir değiştirsen veya dini bütün arkadaşların camilerin şadırvanlarındaki muslukları kapatmayı bir öğrenseler diyorum. Yemin ediyorum her bir camide, WC hizmeti bulunanlarında daha çok, en az bir musluk 24 saat tazyikli bir biçimde akıyor. Önce mesela su tasarrufuna buradan başlayabilsek diyorum naçizane.

Olur, mu Ahmet Başkan?

ARTIK 5G’MİZ VAR…

1Nisan’da başlaması gerek ama deneme sinyalleri gelmeye başlamış bazı bölgelerde.

Trabzon’da hissedilmedi.

Tüm dünyada olanın olması gereken durumdu, pardon sırada Burkina Faso ve Burundi adaları var. Heyecanlanmayın yani, kişisel haberleşmeye bir etkisi yok.

Hayırlara vesile olsun ama ben hala tüm dünyada var olan “Baz İstasyonları Kontrol Yönetmeliği” niye bizde yok (!) bunu hala çözemedim. Niye çıkarmaz mesela devlet bunu?Takarsın bir modül baz istasyonuna, takip etmesi için ya İl Çevre Müdürlüğünden ya da yerel yönetimlerden uzman bir kadro kurup denetlersin ve cep telefonları için en yakın baz istasyonunun salgıladığı radyasyonu ölçersin.

Bir kez daha sormak istiyorum; binaların üzerine, kentin açık alanlarına kondurduğunuz baz istasyonlarını kim denetliyor? Bu zaman kadar sağlık kuruluşlarına, baz istasyonlarının etkisi ile koşan veya hastanelerde radyoaktif etki için gelen hastalara tedavi uygulanmış mı?

Çıkarırsın adam gibi bir “Baz İstasyonları Kontrol Yönetmeliği” ve bunun denetlenmesini de verirsin adam gibi bir kuruma o zaman sana teknolojide uçuyoruz derim…

Eskiden telefon bile yoktu, şimdi maşallah 5g’miz bile var, millet bahçelerinde koşup yuvarlanacağız aynı anda telefonla konuşabileceğiz, çaylar da Reis’den.

Demesi kolay…

YIKILACAK OLAN BİR ADIM ÖNE…

Ortahisar Belediye Başkanı iken tek bir kelam etmeyen Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Metin Genç önce Reşadiye Kavşağı’na kondurulan köprünün yıkılacağını sonrada Meydan’daki köprülü kavşağın hiçbir yaraya merhem olmadığını belirtti.

İkisinin de macerasını az çok yaşayıp bilenlerdenim.

Meydan’a kondurulan köprülü kavşağın müsebbibi Koray Aydın ve Asım Aykan’dır. O dönem o kadar söyledik, yazdık çizdik, hatta avukatım vasıtası ile durdurmak için mahkemeye gittim ama durduramadım. (Mahkeme köprü bittikten 3 sene sonra bitti ve davayı “muhtarlık alanım dışında başka bir mahalleye burnumu soktuğumdan” dolayı reddetti)

2009’da Orhan Gümrükçüoğlu Trabzon Belediye Başkanı oldu, gitti petrolcü Mustafa ile takıştı. İkisi de bir adım geri atmadı, Gümrükçüoğlu Moloz’daki Mustafa’nın iki petrolü arasına Çin Seddi kurdu! Yine yazdık, çizdik, yapmayın dedik, Trabzon’u post kavgasına dönüştürmeyin dedik. Havada kaldı bizim uyarılarımız. Neyse gelinen noktada iki köprülü kavşağında Trabzon trafiğine bir katkısı olmadığı ortaya çıktı, deneme yanılma metodu ile.

Şimdi ikisi de yıkılacak ama hangisi daha önce?

Bence Meydan’daki ile başla Ahmet Başkan, yerine ne yapılacağını 30 sene önce senin partilin, benim tertibim Asım Efendiye söylemiş, uzmanlara yaptırdığım projeleri hatta projelerin plan notlarını bile ona vermiştim, alabilirsin yani.

Ha Asım Efendi ha Atom Karınca Gümrükçüoğlu, ikisi de sizden…

SÜRMENE’NİN KURTULUŞU…

Damat gelmiş Sürmene’ye, kurtuluş reçetesi vermiş.

“Bilim Merkezi” yapımına katkı sağlayacakmış…

Sanki Sürmene’yi dünya tanımıyor, bu proje ile dünya Sürmene’yi tanıyacakmış! AKP resmi yayın organları ve medyası zil çalıp oynuyor.

Benim bildiğim Sürmene Cumhuriyetin başlangıcından 80’li yıllara hatta 90’ların başına kadar bu ülkeye onlarca bilge insan yetiştiren bir özel kasaba idi. Sizin öyle bilimli filmli işlerinize ihtiyacı yoktu. O eski insanlarla bir konuşsa idiniz ruhunuzun ne kadar doyduğunu ve oraların bir parçası olmak için nasıl can atardınız, bilemezdiniz. Gerçi günümüzde ne o eski insanlar kaldı, ne de insanı doyuran o ruh ama yine de ben hatırlatayım.

O Katar şeyhini alıp havadan Sürmene’yi gösterip ve ne hikmetse bir müddet sonra tesadüfen o kupon arazilerde yangın çıkmasını asla unutmuyoruz! Hatta ilgili Bakan’ın “yanan yerler başka maksatla kullanılmayacak” demesine rağmen şimdi o Sürmene kıyısında villaların yükseldiğini de unutmuyoruz.

Şimdi ilminizi de, bilminizi de, filminizi de başka yerde yapın.

Gölge yapmayın başka ihsan istemeyiz, sayenizde eski Sürmene ve eski Sürmeneli insanları ir kez çok özlüyoruz…

KAÇIN…

Köstereli anlatmıştı, günün anlam ve önemine binaen bende size aktarayım hiç değilse bu zamanlarda yüzünüzde biraz gülümseme olsun…

Meydan’da bir inşaatımız var, yüklenici Köstereli firması.

İnşaat başlamadan, eski binanın yıkılması gerekiyor. Yıkımı da bir kişi yapıyor, elinde sadece bir balyoz. Öyle seri çalışıyor ki benimde dikkatimi çekiyor. Muhtarım o dönemler. İnşaatında ortaklarından. Arada çay falan söylüyorum balyozlu yıkım ustasına başını bile çevirip bakmıyor bana. İşine kitlenmiş yüz vermiyor. Sordum Köstereli’ye, maceralarını anlattı. O anlattıkça benim kayıt çalışmaya başladı elbette. İnşaatlarda dinamitçi olarak da çalışıyormuş, bizim inşaatta da birkaç kez zeminde dinamit patlatmıştı.

O dönemler Irak-İran savaşı var. Irak’a lojistik destek vereninde İsrail olduğu aşikâr. Bizim balyozlu usta (adını şimdi unuttum) gündüz inşaatlarda yıkım işçisi olarak çalışıyor, akşam eve geldiğinde açıyor TV’yi haberleri seyrediyor ve haberlerde İran İsrail’e kaç Scud (Sükut) füzesi sallarsa o kadar sayı dinamiti bağlayıp pencereden fındıklığa atıyor. Bir akşam yemek sonrası açıyor TV’yi, İran 4 Scud sallamış, bizimkisi de 4 dinamiti bağlayıp pencereden atıyor. Ama dinamitler pencere pervazına çarpıp odaya düşüyor.

Bizim usta tek ses çıkarıyor: Kaçın…

Evinin yarısını karda kışta İran için feda eden ustaya bugünlerden selam olsun…

SUSMA SUSTUKÇA…

Şamil Tayyar’ın anlattığına göre asrın Bakanı Reis’in talimatı gereği Özgür Özel’e cevap vermiyormuş! Reis kendisine “polemiğe girme, onu ciddiye alma” demiş…

Güleceğim de kendimi zor tutuyorum.

Valla talimat aldığını biliyorduk da, otur kalk/konuş sus diye de talimat aldığını bilmiyorduk. Yüz dese bu soğukta yüzecek yeminle demek ki, hayırlısı.

Bakıyorum duruma bence de konuşmasına gerek kalmadı çünkü tapu numaraları görmezden gelinerek yalan dolan iftira denilerek üstüne bir de tapuları sorgulayanlar tutuklandı. Bakın Özgür Özel tek adım geri atmadı, yeni belgeler bile ortaya koydu. Çok sıkıntılı bir durum ama bakıyorum geçmişte Kılıçdaroğlu’da Man Adası belgelerini çarşaf çarşaf ortaya koymuştu da ne oldu? Fısss…

Şimdi de Reis sus demiş, sükût ikrardan gelir derdi büyüklerimiz hatırlatırım.

Geçenlerde bir haber okumuştum Selpak ve Solo yabancı sermayeye geçmiş.

Eeeeee, dostum bazen öyle pisletirsin ki; Selpakla Solo bir araya gelse sıvayamazsın…

TÜRK DİL-İ VE EDEBİYAT-I…

Eski AKP Milletvekili Ekrem Erdem başkanlığında bir dernek kurmuşlar.

Adı da Türk Dil ve Edebiyat Derneği…

Hemen akla üniversitelerde olan bir bölüm geliyor “Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü/Fakültesi” benziyor ama ne yazık ki bununla alakası yok!

Dediğim gibi başında bir AKP milletvekili, başkan vekili eski Tunceli kayyum belediye başkanı ve Valisi, Trabzonlu bir Elektrik Mühendisi, İmam Hatip hocası, RP belediye meclis üyesi, AKP meclis üyesi ve gurup başkanvekili, İstanbul Çağlayan Adalet Sarayı mescit imamı bir araya gelmiş bir “Dil ve Edebiyat” derneği yönetimini oluşturmuşlar.

Trabzon Şube Başkanı da eski AKP milletvekili sevgili Adnan Günnar.

Bizim Adnan da dişçi biliyorsunuz, bu yaşıma kadar kültür sanat camiası içinde tek bir faaliyetine rastlamadım. Yönetimine bakıyorum, yani resmi ziyaret fotoğraflarına (içlerinde bulunan eğitimci-şair Yasemin hocamı muaf tutuyorum) kültürle sanatla hatta “Dil” ile “Edebiyat” ile yakından uzaktan kimse yok!

Türk Dili ve Edebiyatı konusunda MHP’nin yıllara dayanan hegemonyasını kırmak için mevcut iktidar eli ile kurulan bir dernek hüviyetindeler, kusura bakmasınlar.

Mahalle yanarken çingene saçını tararmış, misali…