SUÇU SAZ ÇALMAKTI
Adıyamanlı bir ailenin 5 çocuğundan biridir Ahmet Kaya. Babası Sümerbank Mensucat fabrikasında çalışan bir işçidir. Ekonomik fırtınalar nedeniyle Kaya ailesi önce Adana'ya sonra da İstanbul'a göç eder. Ahmet Kaya terzide diktirdiği elbisesinden y
Bir keresinde bir kız arkadaşı olsun istediğinde kız arkadaşlığını kabul etmeyerek "Rica ederim" ifadesiyle Ahmet'i kendinden usule uygun uzaklaştırınca, bizimki küfür zannedip "Bende sana rica ederim" diyecek kadar yabancıydı Türkçenin.
Ancak sosyal ve kültürel mesafelerin getirdiği dışlanmışlık Ahmet Kaya'yı 16 yaşında "aykırı olmaya itmiş, yasadışı afiş bastırmaktan tutuklanmıştır.
Sonra "Halk Birimleri Derneğinin" kurulmasında çalışır Ahmet kaya.
Bu etkinliklerde bağlama çalmaktayken Ruhi Su ile tanışır ve "Mahsus Mahal" türküsünü söyler.
Ahmet Kaya Askerlik dönüşü kendisine "Rica ederim" demeyen Emine'siyle evlenir, kızları Çiğdem dünyaya gelir.
Ancak işler yolunda gitmez, işsizlik aileyi esir alır ve eşiyle ayrılırlar.
İşsizlikten çok bunalan Ahmet Kaya kendi tabiriyle "Sistemi tersinden işleterek" hapse girmeye çalışmaktadır adeta. Ancak bu olmadan ilk kaseti "Ağlama bebeğim " 1985 yılında yayınlanır. Fakat bu seferde albüm sansüre takılır ve toplatılır; neyse ki açılan karşı dava sonucu sansür kaldırılır.
Bu arada ilk eşi Emine'den ayrılan Ahmet Kaya bu yıllarda Gülten Hayaloğlu ile evlenir ve peş peşe önemli besteler yapar. Şair Yusuf Hayaloğlu ile dostlukları gelişirken, şarkı sözleri olacak şiirlerle de tanışır.
Ve artık o, özgün müziğin özgür çocuğudur; bir gün "Kürtçe şarkı okumak istiyorum" diyene kadar...
Ahmet Kaya kendine mahsus tarzıyla, toplumsal içerikli türküler söyler...
Attilâ İlhan, Can Yücel,Nevzat Çelik, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe, Ahmed Arif gibi tanınmış şairlerin şiirlerini de besteler, şanına şan katar, halkın sevgilisi olur.
Fakat bu arada müzik kariyeri boyunca bölücülük yaptığı gerekçesiyle birçok albümü yine toplatılır, konserleri iptal edilir.
Bitmez felaketleri Ahmet Kaya'nın... Son olarak Magazin Gazeteciler Derneğinin davetlisi olduğu ve "Yılın sanatçısı" ödülünü aldığı gecede "Kürtçe bir şarkı söyleyeceğim" dediği için onu yine sanatçı dostları dışladı ve çatal, bıçak, bardak, küfür ve 10. Yıl Marşıyla "Cehenneme" postaladılar...
Sonra adalet, ona hakaretler edenleri değil, onu yargıladı...
"Bu ülkeyi böldürtmeyeceğiz" dedi, bölücülük ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" iddiasıyla yargılandı.
Ve Ahmet "Beni burada arama anne..." diyerek 16 Haziran 1999 yılında Türkiye'den ayrıldı.
Artık Türkiye Kaya'sızdı ama gittiği Fransa'dan taşlar geliyordu: "Birkaç şerefsiz yüzünden ülkemden ayrıldım" diyordu Ahmet Kaya.
Gidişinden bir yıl sonra memleket hasretine dayanamayan kalbi Fransa'da durduğunda gönlü Türkiye'deydi.
Evet, Ahmet Kaya bu gün yaşasaydı; sanırım Diyarbakır'da Şivan Perwer İbrahim Tatlıses ve Ahmet kaya 3'lü düet yapardı. Ama daha önce de eşinin de söylediği gibi, Gezi parkını da iyice gezerdi. Bol bol gaz ve cop yerdi...
Kızardı ve yine söverdi... "Benim sevincim nerde anne" derdi.
Son söz: Şunu anladım ki bu ülkede siyasiler yaşarken, sanatçılar ölünce sevilmektedir.