Sürmene’de sessiz devrim…!

Trabzon’un doğusunda, denizle dağın birbirine omuz verdiği bir ilçe vardır.

Abone Ol

Adı Sürmene.

Yıllardır potansiyeli konuşulur, imkânları tartışılır ama çoğu zaman hak ettiği atılımı yapmakta zorlanır. İşte tam da böyle bir dönemde Sürmene Belediye Başkanlığı görevine gelen Hüseyin Azizoğlu, iki yılın sonunda ortaya koyduğu tabloyla “belediyecilik nasıl yapılır?” sorusuna somut bir cevap veriyor.

Bugün yerel yönetimlerde en çok şikâyet edilen konu ne?

Kaynak yetersizliği…

Peki Azizoğlu ne yaptı?

Kaynak yok demedi, yan gelip yatmadı kaynak üretti.

Ama bunu klasik yöntemlerle değil; akılcı, planlı ve sürdürülebilir bir modelle gerçekleştirdi.

Teknik kadroyu güçlendirerek projeleri dışarıya ihale etmek yerine belediyenin kendi bünyesinde üretti.

DOKA ve DOKAP’ı yakasına yapıştı, sürekli hibe kredilerle proje üretti.

Belki kulağa basit geliyor ama sonuçları itibarıyla devrim niteliğinde bir anlayıştır bu.

Çünkü bu yöntemle hem zaman kazanıldı hem de ciddi maliyet avantajı sağlandı.

Yüzde 40’a varan tasarruf, bugünün ekonomik şartlarında azımsanacak bir başarı değildir.

Daha da önemlisi, bu yaklaşım belediyeciliği “harcayan” değil “üreten” bir yapıya dönüştürüyor.

İşte Azizoğlu’nun farkı tam da burada ortaya çıkıyor.

O, günü kurtaran değil, yarını inşa eden bir anlayışla hareket ediyor.

Sürmene’de yapılan çalışmalara baktığımızda bu vizyonu açıkça görmek mümkün.

Altyapıdan üstyapıya, sosyal alanlardan çevre düzenlemelerine kadar geniş bir yelpazede atılan adımlar, plansız değil; bir bütünün parçaları.

37 mahallenin 34’ünde yaşanan su sorununa müdahale edilmesi, yağmur suyu altyapısının büyük ölçüde çözülmesi, duvar imalatlarıyla afet sonrası yaraların sarılması bütün bunlar sıradan işler değil, doğrudan vatandaşın hayatına dokunan hizmetlerdir.

Bir de işin sosyal boyutu var.

Belediye dediğiniz sadece yol yapan, kaldırım döşeyen bir kurum değildir.

Aynı zamanda şehrin ruhunu inşa eder.

Hüseyin Azizoğlu’nun bu noktada attığı adımlar da dikkat çekici.

70 yıl sonra yeniden hayata geçirilen kemençe korteji, düzenlenen kültür ve sanat festivalleri, sosyal tesis projeleri de ilçeyi sadece yaşanabilir değil, aynı zamanda kimlik sahibi bir yer haline getirdi.

“Taşacak bu deniz” dizisi Sürmene’yi ilgi odağı haline getirdi.

Başkan bu imkanı fırsata çeviriyor

Özellikle turizm hamleleri üzerinde ayrıca durmak gerekiyor.

Bugün Karadeniz turizmi konuşulurken çoğu zaman birkaç merkez ön plana çıkıyor.

Oysa Sürmene gibi doğal ve kültürel zenginliği yüksek ilçeler, doğru planlama ile çok daha büyük bir pay alabilir.

Karavan park projesi, millet bahçesi, bilim merkezi ve kültürel miras müzesi gibi yatırımlar bu anlamda sadece bugünü değil, geleceği hedefleyen adımlardır.

Bir başka önemli konu ise mali disiplin.

Belediyelerin en büyük handikaplarından biri borç sarmalıdır.

Azizoğlu göreve geldiğinde yaklaşık 110 milyon liralık bir borç yükü devralıyor.

Aradan geçen iki yılda hem yatırımlar yapılıyor hem de borç artmıyor.

Hatta enflasyon dikkate alındığında reel anlamda ciddi bir iyileşmeden söz etmek mümkün.

Bu tablo, “imkânsız” denilenin aslında doğru yönetimle mümkün olduğunu gösteriyor.

Belediyenin SGK ve vergi borcu yok.

Elbette her şey güllük gülistanlık değil.

Ekonomik şartlar ortada, merkezi payların düşmesi belediyeleri zorluyor.

Ama mesele tam da burada başlıyor zaten.

İyi yönetici, kolay zamanda değil zor zamanda farkını ortaya koyar.

Azizoğlu’nun yaptığı da tam olarak bu.

Bugün gelinen noktada Hüseyin Azizoğlu için şunu rahatlıkla söyleyebiliriz,

Söz verip unutan değil, söz verip gerçekleştiren bir profil çiziyor.

Seçim döneminde vaat edilen projelerin yarısından fazlasının hayata geçirilmiş olması, bunun en somut göstergesi.

Sonuç olarak; Sürmene artık kabuğunu kırmaya başlayan bir ilçe.

Ve bu dönüşümün arkasında planlı, disiplinli ve vizyoner bir yönetim anlayışı var.

Yerel yönetimlerde başarı, sadece yapılan işlerle değil, kurulan sistemle ölçülür.

Azizoğlu’nun en büyük başarısı da belki tam olarak bu

Kalıcı bir sistem inşa etmek.

Eğer bu istikrar korunur ve aynı kararlılıkla devam edilirse, Sürmene’nin adı önümüzdeki yıllarda sadece bir ilçe olarak değil, bir başarı hikâyesi olarak anılacaktır.