Kulüpler Birliği Başkanı sıfatıyla her fırsatta “Anadolu kulüplerine haksızlık yapılıyor” diyen, büyüklerin arasında dimdik duran bir başkandır Doğan. Bedel ödenecekse de bunu konuşarak, mücadele ederek ödemiştir. Taşla, yumrukla değil! Asıl mesele saldırıyı yapan birkaç kendini bilmezden ibaret değildir.
Asıl mesele, bu çirkinliğe sessiz kalanlardır. Devletin spor kanalı TRT Spor’un, olayı adeta “üç maymunu oynayarak” geçiştirmesi düşündürücüdür. Sormak gerekir: Bu saldırı Galatasaray, Fenerbahçe ya da Beşiktaş başkanlarına yapılsaydı, TRT Spor yine bu kadar sessiz kalır mıydı? Cevabı herkes biliyor ama kimse yüksek sesle söylemiyor.
İşte çifte standart tam da budur. Taşı atan kadar, görmezden gelen de sorumludur. Futbolu yönetenler kadar, anlatanlar da adil olmak zorundadır. Aksi halde taş sadece camı değil, güveni de kırar.
EL UZATMAK, İNSAN OLMAK
Bazı hikâyeler vardır, rakamla anlatılmaz. Metrekareyle ölçülmez. Betonla, kireçle, alçıyla sınırlı değildir. Çünkü asıl inşa edilen şey bir ev değil, bir insanın onurudur. Trabzon Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya’nın eski futbolculardan Hürrem Bostan’a uzattığı el tam da böyle bir hikâyedir. Yıllarca sahalarda ter dökmüş, formaya emek vermiş bir sporcu… Ama hayat bazen acımasız oynar. Tribünler susar, alkışlar biter, insan kendi kaderiyle baş başa kalır. Hürrem Bostan da yıllardır harabeye dönmüş bir evde, unutulmuşluğun soğuğunda yaşam mücadelesi veriyormuş.
Ve bir gün bir belediye başkanı çıkıp şunu söylüyor: “Onlar bizim değerlerimiz. Duyarsız kalamazdık.” İşte insanlık tam olarak burada başlıyor. Bugün o harabe evin içi baştan sona yenileniyor. Banyosu, tuvaleti yapılmış. Kalebodurları döşenmiş. Alçısı çekilmiş, boya öncesi son hazırlıkları tamamlanmış. Pencereler takılacak, döşemeler bitecek ve on gün içinde Hürrem abimize teslim edilecek. Bu sırada Hürrem Bostan bir otelde misafir ediliyor. Yani “Sen bir köşede idare et” denilmiyor.
İnsana yakışır neyse o yapılıyor. Ahmet Kaya bu süreci uzaktan izlemiyor. Yakından takip ediyor. Çünkü mesele sadece bir bina değil. Mesele vefa… Mesele hatırlamak… Mesele “Biz bu şehirde kimseyi yalnız bırakmayız” diyebilmek. Bugün siyasetin dili çoğu zaman sert. Bugün gündemler çoğu zaman gürültülü. Ama bazen küçük gibi görünen bir dokunuş, bin büyük nutuktan daha yüksek sesle konuşur. Bir evin yeniden yapılması haber olabilir. Ama asıl haber, bir insanın yeniden hayata bağlanmasıdır.
Trabzon, bugün güzel bir sınav verdi. Ortahisar Belediyesi, insan olmanın belediyeciliğini gösterdi. Ve Hürrem Bostan, on gün sonra sadece yeni bir eve değil; unutulmadığını bilmenin huzuruna girecek. Bazı başkanlar yol yapar, kaldırım yapar… Bazıları da kalp yapar. İşte fark tam da buradadır.
SATILIK DEĞİL, SEVİNÇLİK
Paranın sesi her zaman gür çıkar. Özellikle de Suudi Arabistan’dan geliyorsa 15 milyon Euro. Manşetlik rakam. Kulüp muhasebecisini gülümsetir, menajerin iştahını kabartır, transfer masalarını hareketlendirir. Ama futbol, her zaman defterle oynanan bir oyun değildir. Hele Trabzonspor’da… Hiç değildir. Augusto, sezon başında Brugge’den geldiğinde kimse bu kadarını beklemiyordu belki. 9 gol yazıldı hanesine. Ama mesele zaten gol sayısı değil. Mesele, o gollerin ne zaman, nasıl ve kimin için atıldığı. Mesele, top ayağına geldiğinde tribünün nefesini tutması. Mesele, oyunun sıkıştığı yerde sırtını rakibe dayayıp takımı rahatlatması.
Onuachu bu camia için neyse, Augusto da sahadaki tercümesidir. Gol atar, doğru. Ama daha önemlisi oyunu tutar. Arkadaşını oynatır. Rakibe baktığında bile “buradayım” der. Trabzon tribünü bunu sever. Çünkü bu şehir, futbolcunun ayağından önce yüreğine bakar. Trabzonspor, tarih boyunca parayla değil karakterle ayakta kaldı. Şampiyonluklar, kupalar, destanlar… Hepsinin ortak noktası şuydu: Sahada kimlik vardı. Bazı oyuncular vardır, gitti mi yerine bakarsın. Bazıları vardır, gitti mi içinden bir parça kopar. Augusto o ikinci grupta.
Bugün gelecek 15 milyon Euro, yarın nerede olacak? Bir transferde eriyecek. Bir yanlış kararda buharlaşacak. Ama kaybolan kimliği geri getiremezsin. Tribünün sesini, takımın ruhunu, soyunma odasındaki liderliği parayla satın alamazsın. Futbol akıldır, evet. Ama biraz da yürektir. Ve bazı sevinçler vardır… Satılık değildir.
KEMANE ÇALANLAR, HAVAYA GİREN GOLLER
Muçi, Trabzonspor formasıyla çıktığı 10 maçta 9 gol, 2 asist yapmış. Kocaelispor maçının uzatmalarında attığı gol ise yalnızca ağları değil, ezberleri de sarstı. Ama ne hikmetse top çizgiyi geçer geçmez bazı yorumcuların düdüğü çalmaya başladı. Pozisyonun başına dön, orada faul var mıydı, yok muydu? Bizim lugatta bir söz vardır: “Kodum o havalara, sizin söylemleriniz kemane çalmak.” Gol olmuş, maç bitmiş, Trabzonspor kazanmış; hâlâ gazel okuyorsunuz.
Trabzonspor bu ligde benzer pozisyonlarda kaç kez can yaktı demiyorum, kaç kez canı yandı diyorum. Sessizlik orada ustalıkla korunmuştu. Şimdi rüzgâr tersine dönünce havalar birden değişti, yorumlar çoğaldı, düdükler gecikmeli çalmaya başladı. Futbol bu; temas var, mücadele var, cesaret var. Ama iş Trabzonspor olunca terazinin kefesi hep titrek. Havalar nasıl olursa olsun… Bizim havamız yeter. Bordo-mavi bir gol, uzatmada gelmişse daha kıymetlidir. Kimi kemane çalar, kimi notalara takılır. Trabzonspor ise sahada konuşur. Gerisi, bildiğiniz gibi, laf-ı güzaf.
BİR ÇUVAL İNCİR VE VİCDANIN SESSİZLİĞİ
Futbol, doksan dakikalık bir oyun değildir; hafızası olan bir vicdandır. O vicdan bazen alkışla konuşur, bazen de susarak insanın yüzüne bakar. Selçuk İnan çıkmış, Trabzonspor’da üç yıl çalıştığını, bütün maçlara çıktığını, hiç şikâyet etmediğini anlatıyor. Doğru. Sahada vardı, kaptanlık yaptı, kupalar kazandı. Bunlar inkâr edilmez. Ama eksik anlatılan her hikâye, gerçeği saklamaya çalışır.
Çünkü futbol, sadece sahada oynanmaz Selçuk efendi. Asıl maç, son düdükten sonra başlar. İşte orada skor tabelası değil, karakter yazılır.
Bu şehir, eski başkan Sadri Şener’in “Gel sözleşme imzalayalım” dediği günleri de unutmadı. “Maçlar bitsin başkanım” diyerek işi zamana yaymayı, sonra sözleşme biter bitmez Trabzonspor’a bir kuruş bile kazandırmadan Galatasaray’a koşarak atılan imzayı da… İşte tam orada bir çuval incir berbat oldu. Emek başka bir şeydir, vefa başka. Sahada ter dökmek, masada yapılan hesabı temize çekmez.
Trabzon, kandırılmayı affetmez. Çünkü bu şehir, sırtından vurulmayı değil, yüzüne baka baka doğruyu duymayı sever. Bugün çıkıp “Trabzonspor’un hakkını verdim” demek, geçmişte yapılan tercihin izini silmez. Bu bir hatırlatma değil, bir unutturma çabasıdır. Günah çıkarma seansı hiç değildir.
Futbolcunun kupaları olabilir, ama karakteri yoksa hepsi eksik kalır. Karakter, sözleşme süresiyle sınırlı değildir. Vefa da öyle. Hafıza ise Trabzon’da asla kaybolmaz. Bu camia neyi kazandığını da bilir, neyi bedavaya kaybettiğini de… Unutanlara gelince… Bu şehir hatırlatır.
Sessizce ama acıtmadan değil.