Tayt Mı, Liyakat Mı?

Bir fotoğraf... Bir bisiklet festivali... Bir tayt... Ve ardından Türkiye'nin günlerce tartıştığı bir görevden alma kararı...

Abone Ol

İddialara göre, bir bisiklet festivalinde çekilen ve sosyal medya hesabında paylaşılan taytlı fotoğraflar, bir milletvekili tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşındı.

Kısa bir süre sonra ise görevden alma kararı alındı.

Bir kamu yöneticisinin yıllarca yaptığı hizmet mi konuşulmalı, yoksa spor yaparken giydiği kıyafet mi?

Resmî makamlar görev değişikliğinin gerekçesini farklı şekilde açıklayabilir; ancak kamuoyunda oluşan algı, tartışmanın merkezine kıyafeti yerleştirdi.

Asıl risk de burada…

Çünkü hukuk, yalnızca verdiği kararlarla değil, toplumda oluşturduğu adalet duygusuyla da varlığını sürdürür.

Eğer insanlar, “Bir fotoğraf nedeniyle görevden alındı.” diye düşünüyorsa, devletin yalnızca karar vermesi değil, bu kararın gerekçesini açık ve ikna edici biçimde ortaya koyması da gerekir.

Devlet, algıyla değil; hukukla yönetilir.

Bugün mesele bir tayt değildir.

Bugün mesele; kamu görevlilerinin özel hayatlarının sınırlarıdır.

Bugün mesele; sosyal medyada başlayan bir tartışmanın devlet yönetimini etkileyip etkilemediğine ilişkin oluşan güçlü kanaattir.

Daha da önemlisi...

Siyaset kurumunun, bir kamu görevlisinin görünüşü üzerinden kolayca sembolik bir hesaplaşma alanı üretmesidir.

Elbette devleti temsil eden herkes, bulunduğu makamın ağırlığını taşımak zorundadır.

Ancak bu sınırı belirlemesi gereken merci hukuk olmalıdır; sosyal medya linçleri ya da siyasi polemikler değil.

Linç kültürü taraf seçmez..

Bugün alkışladığınız haksızlık yarın sizin kapınızı çalabilir..

Artık insanlar mahkeme salonlarında değil, sosyal medya ekranlarında yargılanıyor. Delilden önce görüntü konuşuyor, hukuktan önce etiketler karar veriyor.

Bir fotoğraf, birkaç saniyelik bir video ya da kıyafet tercihi; yılların emeğini, bir meslek hayatını ve kazanılmış itibarı silmeye yetebiliyor.

Bir yöneticinin performansı; hizmeti, dürüstlüğü, yönetim becerisi ve topluma dokunan icraatları üzerinden değerlendirilmelidir.

Eğer ölçümüz kıyafet olursa...

Yarın saç modeli konuşulur.

Ertesi gün tatilde çekilen bir fotoğraf…

Sonra aile hayatı...

Ardından yaşam tarzı...

Ve bir bakmışız ki liyakat sessizce masadan kalkmış.

Demokrasi, farklı yaşam biçimlerini cezalandırma rejimi değildir.

Hukuk devleti ise insanların nasıl giyindiğine değil, görevlerini nasıl yerine getirdiğine bakar.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey; fotoğrafları değil, icraatları tartışmaktır.

Bugün yöneticilerin taytını konuşurken ekonomisini, eğitimini, adaletini ve geleceğini konuşamaz hâle geliyorsak, kaybeden Vali değil yine halktır.

Yani asıl sorun tayt değil. Asıl sorun, önceliklerimizi kaybetmiş olmamız.

Benzer durum, Haluk Levent’in AHBAP Derneğinde de söz konusu.

Bir afet anında sahaya inen, ihtiyaç sahiplerine hızla ulaşan ve somut sonuç üreten çabaların; emekten çok niyet okumalarıyla, başarıdan çok etiketlerle değerlendirilmesi de aynı bakışın ürünüdür.

Kimin ne yaptığına değil de kimin hangi çevreye yakın olduğuna bakıldığında, toplumsal güven yerle yeksan olur kii öyle oldu. Oysa bu ülkede asıl ihtiyaç, iyiliği tartışma konusu yapmak değil; iyiliğin önünü açmaktır.

Bir ülke, yöneticilerini taytla değil liyakatle; algıyla değil hukukla değerlendirdiği gün gerçekten güçlenir. Gerisi yalnızca gündem değiştirmek olarak akıllarda kalır…

Görüşmek üzere…