Bu insafsızlar para için neler yapmaz neler.
Önce; seni bir ihtiyacın olduğuna inandırır, sonra da kendini sürü psikolojisi içinde vitrinleri ya da alışveriş sitelerini gezerken bulursun. Bir de bakmışsın ki alışveriş sepetin, evde benzerinden en az bir kaç adet daha bulunan saklama kapları, çanak çömlek, tişört, gömlek, cüzdan, saat, telefon kılıfları, incik boncuklarla dolup taşmış. Eskilerine evde koyacak yer ayarsın.
Bu dinsiz imansızların tek tanrısı paradır. Girdiğin markette son dakika son saniyeye kadar seni alışverişe zorlar. Hiç ihtiyacın olmayan bir şeyi gördüğünde bir anda ihtiyaca dönüşür. Farkettiniz mi? Artık raflar, reyonlar yetmiyor. Kasa önü ve kasa arkası ürün yerleştirmeler başladı. Marketlerde aldığımız ürünleri kasa sırasında koyduğumuz bantlarda artık yer kalmadı. Sakız, çakmak, çikolata albenisi yüksek ürünlerden son bir hamleyle listede olmadığı halde aldığımız çok ürün olmuştur. Yetmedi bir de kasiyerin “kasa arkası indirimli ürünler diye” son bir gayretle satmaya çalıştığı ürünlere ne demeli?
Tüm bunlar ihtiyaç, tercih ve irade meselesi. Almazsın, geçersin fakat asıl mesele daha derinlerde. Kültürel kodlarımızın, kültürel genetiğimizin DNA’ ları ile oynanıyor.
Yılbaşı, sevgililer günü, kadınlar günü yok bilmem gaydırıgubbak cemile günü o günü bu günü diye fasulyeden nice günleri kültürümüze sokan bu insafsızların şu “Anneler Günü” büyük bir sahtekarlığın ve vurgunun bir başka yüzü değil midir?
Bir hafta öncesinden başlayan, insanların gözüne gözüne sokulan anneler günü temalı reklam çılgınlığı ve alışveriş zorunluluğu insaflı ve vicdanlı insanları yaralaması gerekmiyor mu?
O modernlere! göre anne evin hizmetçisi ya. İşini daha iyi yapsın, daha iyi hizmet versin diye programlanmış ya. Alınması gereken ürünler de mutfak araç ve gereçleri cinsinden olmalı. Hani kadın eve hapsedilmemeli, doğurmak zorunda bırakılmamalı, kamusal alanda özgürlüğünü serbestçe yaşamalı mottolarına ne oldu?
Bu sahtekarlığın bir yönü bir de vicdanı başka bir yönü var.
Tencere, tava, blender, rondo satmak için ne kadar öksüz inciniyor? Anneler şöyle güzel, anneler böyle iyi. Bütün markalar bir yarışa girmiş. En büyük sahtekarlığı hangisi yapacak, pastadan en fazla payı kim kapacak, satışlar nasıl artacak. Bir öksüzün özlemi kimin umurunda, ne kadar umurunda?
Evladı olmayan, anne olmayan ya da annesini kaybetmiş evlatları, kuzuları bu kadar örselemenin hırpalamanın ne alemi var. Ütünüz, süpürgeniz batsın. Derdiniz anne değil evladı hiç değil. Bakmayın siz onların reklamlarında anne, baba, çocuk, aile, börtü böcek çiçek göstermelerine. Araya da bir kaç tane sosyal sorumluluk projesi sıkıştırdın mı al sana en güvenilir marka.
Aynı arabanın Avrupa’da gösterime giren reklamında arka koltuğu çocuklarla doldurur, Türkiye’de olan reklamında da kedi, köpek ile doldurur.
Evladı, anne özlemini hissetmesin diye Anneler Günü temalı programları, reklam kuşaklarını değiştiren babanın hissiyatını nereden bilecekler?
Bu devasa markaların nazarında ne sizin ne de annenizin bir önemi vardır. İnsan, anne, hayat konusunda zerre dertleri ve hassasiyetleri olsaydı evlatların annelerinden kopmalarına, annelerin gözyaşları dökmelerine sebep olan bu kahpe savaşlar hakkında çıkar açıklama yaparlar, tavırlarını ortaya koyarlar. Milyon dolar ödedikleri reklam paralarının bir kısmı ile can suyu babında bu öksüz sabilere yardım ederlerdi.
Ve küçük bir istek ve temenni; bir öksüzün yanında konuşurken cümlenin başında, sonunda ya da herhangi bir yerinde “Anne” kelimesi çok şık durmuyor. Anne özleminin, sevgisinin en güzel ifadesi sosyal mecralar üzerinden değil, hayatta ise O’nun dizlerinin dibinde, eğer değilse ardından yapılacak dualar ile eda edilir.
Annesiz kalmanın ne demek olduğunu “annesinin öldüğünde bahçenin en yalnız köşesinde kalan bir çocuk “ ile betimleyen rahmetli Sezai Karakoç’un mısraları ile bitirelim.
“Öldü anne ve mutfaklar kilitlendi
Kilerler boşaltıldı farelerce
Anne gitti ve evler döndü yazlık otellere
Anne gitti ve sular buruştu testilerde
Artık çamaşırlar yıkansa da hep kirlidir
Herkes salonda toplansa da kimse evde değildir
Bir vakitler anne açarken kapıyı
Şimdi kimse yok kapayacak kapıyı”