En ciddi olması gereken yerde bile bir yolunu bulur, işi Yeşilçam sahnesine çevirir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan kabine değişikliği yaptı.
Adalet Bakanlığı’na Akın Gürlek, İçişleri Bakanlığı’na Mustafa Çiftçi atandı.
Sıra geldi TBMM’de yemin törenine.
Normalde prosedürdür.
Gelinir, kürsüye çıkılır, metin okunur, alkışlayan alkışlar, alkışlamayan susar.
Demokrasi dediğimiz şey tam olarak budur.
Ama bizde işler prosedürle yürümez, senaryoyla yürür.
“Yemin yaptırmayız!”
Ardından kürsüye doğru toplu yürüyüş,
Biri tek dalıyor, diğeri grekoromen sitili çift giriyor
Veya bir Muhammet Ali bir Mike Tyson gibi
Sağ-sol kroşe ve bir aparkat ile rakip nakavt
Rakip yerlerde sürünüyor
Kin ve nefret,
Öldüresiye saldırmak
Vallahi ben utandım.
O an televizyonu izleyen vatandaşın aklına muhtemelen şu soru gelmiştir.
İşte Tayland parlamentosu
“Meclis TV mi bu, yoksa Kemal Sunal özel kuşağı mı?”
Tosun Paşa mı?
Tellioğulları bir tarafta, Seferoğulları diğer tarafta.
Şaban, Lütfücüm, Sıtkı, Suphi
Küçük enişte yaka paça aşağı indiriliyor.
Aradaki fark şu
Onlar en azından filmdeydi, biz ise canlı yayındaydık.
Dünyanın herhangi bir yerinde parlamento kavgası görüntülerini yıllarca oturup izledik, hafifçe gülümsedik.
“Bunlar da amma abartıyor” dedik.
Şimdi yabancı ajanslar bizim görüntüleri dünyaya servis ediyor ve muhtemelen aynı cümleyi kuruyorlar.
Diplomaside prestij, ekonomide güven, siyasette itibar önemlidir.
Hepsi bir kare görüntüye bakar.
O karede itiş kakış varsa, gerisi teferruattır.
Muhalefet elbette itiraz eder, etmeli
Sert muhalefet demokrasinin doğasında vardır.
Ama “yemin yaptırmamak” gibi bir iddia, siyasal pozisyon değil, tiyatral bir repliktir sadece. Yemin ettirmeyince ne oluyor?
Anayasa mı değişiyor?
Atama mı iptal oluyor?
Yoksa sadece birkaç saniyelik viral görüntü mü elde ediliyor?
Siyaset bazen haklı olmakla değil, ağırbaşlı olmakla kazanılır.
Aynı Tellioğulları-Seferoğulları ruhunu siyasetin her sahnesinde görür olduk.
Mikrofon açık, tansiyon yüksek, mimikler sert.
Sanki meclis değil, derbi öncesi basın toplantısı.
Oysa ülke hizmet bekliyor.
Yol, su, yatırım, proje bekliyor
Kim kimi susturdu tartışması değil.
Biz ne zaman bu kadar konuşamaz hale geldik?
Ne zaman “itiraz” ile “kürsüye yürüme” arasındaki mesafeyi kaybettik?
Demokrasi bağırma yarışı değildir.
Devlet yönetimi refleks değil, akıl işidir.
Kemal Sunal filmlerini sevelim, gülelim, nostalji yapalım.
Ama devlet ciddiyetini Yeşilçam mizahıyla karıştırmayalım.
Çünkü film bittiğinde jenerik akar.
Gerçek hayatta ise faturayı millet öder.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı alkış toplayan çıkışlar değil, güven veren duruşlardır.
Meclis kürsüsü, “yemin yaptırmayız” diye yürünecek bir sahne değil; millet adına söz söylenecek bir yerdir.
Aksi halde biz daha çok güleriz.
Ama dünyaya komik görünmenin bedeli, sandığımızdan ağır olur.