Son haftaların formda isimleri Ozan Tufan ve Onuachu’nun ardından takımın en golcü oyuncularından Augusto’nun kulübede başlaması, maçın başında soru işaretlerini beraberinde getirdi. Buna karşılık fiziksel olarak geriye giden Nwakaeme ve formsuz bir görüntü çizen Muçi’nin ilk on birde yer alması, teknik açıdan ciddi bir çelişkiydi. Zubkov’un da beklentilerin uzağında kalmasıyla birlikte Trabzonspor, ilk 45 dakikada hücum adına neredeyse hiçbir varlık gösteremedi.
İlk yarı boyunca sahada ne bir plan ne de bir reaksiyon vardı. Konyaspor ise rakibini iyi analiz etmiş, ne yaptığını bilen bir takım görüntüsü sergiledi. Trabzonspor’un zayıf yönlerini doğru kullanarak oyunu kontrol etti ve neredeyse hiç net gol pozisyonu vermedi.
Savunmada yapılan tercihler de en az hücum hattı kadar tartışmalıydı. Asıl mevkisi stoper olmayan bir oyuncunun bu bölgede görevlendirilmesi takım dengesini bozarken, altyapıdan gelen ve bu pozisyonda tecrübesi bulunan Salih Malkoçoğlu’nun değerlendirilmemesi önemli bir soru işareti olarak öne çıktı.
İkinci yarıda yapılan Augusto, Ozan ve Bouchouari hamleleri kısa süreli bir hareketlilik getirdi. Özellikle ilk 10 dakikalık bölümde rakip kalede baskı kuran Trabzonspor, bu ivmeyi sürdüremedi ve yeniden durağan oyuna geri döndü. Dakikalar ilerledikçe yapılan hamleler daha çok çaresizliğin yansıması haline geldi. Umut Nayır’ın oyuna girmesiyle çift forvete dönülmesi ise planlı bir stratejiden ziyade son bir umut olarak sahaya yansıdı.
Augusto’nun golü sonrası takımda kısa süreli bir kıpırdanma yaşansa da yakalanan net fırsatlar değerlendirilemedi. Bu da maçın kırılma anlarından biri olarak kayıtlara geçti.
Sonuç olarak Trabzonspor, sadece bir maçı değil, sezonun en büyük fırsatlarından birini kaybetti. Futbolda formda olanı oynatmak, doğru mevkide doğru tercihler yapmak ve rakibe göre plan geliştirmek belirleyici unsurlardır. Bu karşılaşmada ise bu üç temel noktanın eksikliği net bir şekilde hissedildi. Bu kayıp yalnızca üç puan mı, yoksa bir sezonun kırılma anı mı?