TGC SEÇİMİ VE GELİŞMELER

Abone Ol

Aylar öncesinde başlayan Cemiyet başkanlığına dört aday katıldı.
Yapılan seçimde, Gazeteci Tekin Atay  93, Yusuf Turgut 88 oy aldı.
Ancak Tekin Atay'ın yönetim kuruluna aldığı bir arkadaşının istifası nedeniyle yönetim kurulunda
5-4  Yusuf Turgut'un lehine değişmiş oldu.
Yani 9 kişilik yönetim kurulu üyelerinden 5'i Yusuf Turgut'un Başkan olmasında oy kullandılar.
Olay budur.
*
Ben burada 93 oy alan Tekin Atay'ı kutluyorum.
Ancak bu tür istenmedik gelişmeler özellikle siyaset dünyasında çok sık olur.
Mesela hatırlarsanız 7 Haziran seçimlerinde  MHP totalde HDP'den çok oy aldığı halde HDP'nin milletvekili sayısı MHP'den daha fazla olmuştur.
*
Bir başka örnek vermek gerekirse; özellikle bu istifa  yönünden de bir fikir verir diye  anlatıyorum, Nice iktidarlar, partilerinden istifa eden vekiller nedeniyle dönemleri sona ermiş,  başka oluşumlar yeni iktidarlara imkan sağlamıştır.
*
Şimdi buradaki  konu verdiğim 2 örneğe de uyumludur.
Bu durumda tabi ki gönüller kırılabilir.
Ama bu durum aynı zamanda bir öz eleştiriyi de yapmaya vesile olmalıdır.
*
Ayrıca Milletvekili Ayşe Sula Köseoğlu'nun salona gelerek Ali Öztürk muhabbetini dillendirmesi taraflılığının bir yansıması değil miydi?
*
Tekin Atayın kürsüden yaptığı konuşma esnasında "Ali Öztürk ile 2 yıl birlikte çalıştım. Hiç kimseyi takmayacağımı o çok iyi bilir" şeklindeki konuşması seçim öncesinde inandırıcı olsa da; seçim sonrası Ali Öztürk'ün büyük bir öfkeyle cemiyette tepki göstermesi aralarında seçimle ilgili bir  illiyedin olduğunu kanıtlamaktaydı.
Kaldı ki Tekin Atay'ın "Ali Öztürk'le iyi bir uyum içerisinde olduk" demiş olsaydı bundan ne gibi bir zarar görürdü? Hatta bence oyları daha da fazla olurdu görüşündeyim.
Çünkü Ali Öztürk bu şehirde önemli bir güçtür.
*
Evet, ben her şeye "kader" diyenlerden değilim.
Ama burada gelişen olayları Yusuf Turgut'un güzel kalbinin, onurlu duruşunun  hatırına Allahın bir lütfü şeklinde görmekteyim.
*
Son olarak,  Yusuf Turgut ve ekibi Gazeteciler Cemiyeti  olarak herkesi kucaklamalı.
Özellikle mekan sorununu derhal gidermeli.
Gazeteciler arasındaki diyalogları sağlarken sevgi ve dostluk ortamını hızla temin etmeli.
Meslek adabı konusunda kabul görecek prensipler geliştirilmeli.
Artık sadece gazetecilerimizin sayısı ve tarihçesiyle  değil,  meslek mensuplarının  günümüzdeki duruş ve performansıyla övünülmeli görüşündeyim.

Siyasetin Kulakleri Duymayi

Siyaset bu ya, gözümüze baka baka :"Karadeniz'e tren gelecek ve Güney Çevre yolu da yapılacak " diyorlar...
Ama çıkmaz ayın son perşembesine demiyorlar.
*
Evet Tren gelecekmiş.
Oysa biz daha Trabzon'un olmazsa olmazı "Güney Çevre Yolunu" proje safhasına getirtememişiz.
Yıllardır yakarıyoruz...
Sonuç:
Hiç...
*
Çünkü şifa Cumhurbaşkanındadır.
Onun ağzından çıkacak "olsun" sözcüğüdür çözüm.
Yoksa gerisi yalan değilse de oyalamacadır...
*
Bakın daha dündü 3. Boğaz Köprüsü, yada Yavuz Sultan Selim Köprüsü mevzu edilirken şimdilerde bitmek üzeredir.
Ama biz demir yolunu ve güney çevre yolunu daha kaç boğaz köprüsü hayaliyle  bekleriz, Allah bilir...
*
Oysa bizler onlarca yıldır illa da Güney Çevre yolu ve demir yolu diyoruz.
Bunu şehrin gelişmesi, genişlemesi ve sahil geçişinin gerektirdiği hıza erişmesi için istiyoruz.
*
Yani bu sahil yolu ve demir yolu sadece Trabzonlunun meselesi değil,
Tüm Karadeniz'in; bu bölgeyle gönül hukuku olanların,
Hatta bölgeyle işi gücü olanların ihtiyacıdır.
*
Ancak, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım:
"Trabzon Çevre yolunu yapmak çok  pahalı; onun için vazgeçtik" diyor.
Nedense bu şehir ve bu bölge  koca Türkiye Cumhuriyetine pahalı gelmektedir.
Onun içindir ki, bu şehir ve bu bölge gitgide  tüy sıklet kalmıştır.
Tüylenememiştir.
Yani şehrin ve bölgenin sahil bandında yer yoktur daha fazlasına.
Onun içindir ki;
İn aşağı Ganita, çık yukarı Boztepe.
*
E, canım "Büyük Şehir" oldunuz ya.
Büyüdük de başımız göğe mi erdi?
Şehirden göçler mi durdu?
Sanayi yatırımları gelmiş ve oğullarımız, kızlarımız iş güç sahibi mi oldular?
Metrolarımız...
Mavi mavi Trenlerimiz...
Troleybüslerimiz mi oldu?
Raylı sistemli ulaşım araçlarımız.
Kıyılarımızda iskeleler, yolcu vapurlarımızla mı oldu?
Sahilde gazino ve kafeteryalarımız...
İçlerinde cepleri paralı mutlu müreffeh kimselerle mi oldu?
*
Evet, bakanımız Soylu "çerez" dese de bu şehir  bu ülkeye pahalı geliyor.
Bu şehir çok şey istiyor(!)
Güç sahiplerinin sinirini bozuyor bu şehir.
***
Oysa lezzetli Akçaabat köftemiz.
Tonya peynirimiz var.
Vakfıkebir ekmeğimiz var.
Sürmene bıçağımız,
Fındığımız,
Çayımız,
Ve de dünya çapında horonumuz.
***
Yani demeleri odur ki:
Susun!
Oturun oturduğunuz yerde....
Yiyin ekmeğinizi, peynirinizi, köftenizi...
Vurun kemençenin yayına,
Bakmayın trenine/rayına...

Bahçeli'nin MHP'si

Bizim Devlet her gün bir bomba atıyor.
Allahtan öldürmüyor,
Bazı bombaları sinir etse de bazı bombaları güldürüyor,
Bakın son bombalarına...
*
Genel Kurul isteyen partinin ağır toplarını partiden kovmanın yollarını arıyor.
Hatta bu hareketin ilklerinden olan Sinan Ogan'ı aforoz etmişti de neyse ki mahkeme onun bu keyfiyetine "Dur!" demişti.
*
Şimdi o "Dur!" uyarısını unutmuş gibi çoğalan rakiplerini bir bir tasfiye etmeye,
Ülkücülerin önüne atmaya,
Partiden uzaklaştırmaya çalışmaktadır.
*
İşte partisinin Meclis Başkan Vekili ve dava arkadaşı Meral Akşener'e "Paralelci" ithamında dahi bulunurken, belli ki koltuk uğruna gözünü fena halde karartmıştır.
Zira Devlet Bahçeli, bunun ardından da MHP Genel Başkan Yardımcısı Hemşerimiz  Koray Aydın'dan da büyük zorunun olduğunu görüyoruz ki, onu da istemez oldu.
*
Peki bu muhterem ne istiyor?
Şaşıracaksınız ama koalisyon istiyor.
Hem de Ak Partiyle.
Oysa Ak Partinin MHP'nin oyuna ihtiyacı yok, neden  MHP'yi yanına alsın?
Neden iktidarına ortak etsin?
Amam bizimki illa da Ak olsun istiyor.
Mesela koalisyonun adı AK MHP dahi olabilir.
*
Evet, Devlet Bey'in hallerine bakın; son günlerde illa da "Koalisyon" istiyor.
Ama geçen yaz boyunca ona nice taleplerde bulundular da kabul etmedi.
Tabiri caiz ise, onu ne partiler istemişti de elinin tersiyle kovmuştu.
*
Hatta Başbakan olma şansı bile vardı.
Vardı da ne yaptı hatırlayınız.
Bu makamı teklif eden CHP'yi çok kötü benzetmişti.
Şimdi Bayram değil, seyran değil,
Bu MHP'ye
Bu Devlet Bahçeli'yene oldu Allah aşkına?
*
Tabi bu basit bir soru olunca cevabı da kolaydır elbet.
Yani Devlet bey, adeta Ak Partiden himmet bekliyor.
Peki Ak Parti ne diyor?
"Gölge etme başka ihsan istemez" diyor.