Suyun en bataklık yerinde imgeyi bulabilen, her yerde daha kolay bulur. Bu gerçeğe bakarsak sanat, kendi toplumsal koşullarının bir ürünüdür. Sanat söylenen sözlerin ve çizilen çizgilerin günümüz koşullarına denk düşen gerçekliğiyle belirlenir. Laf salatası yaparak, labirentsel çaprazlama çizgilerin anlamsızlığını ortaya koymak sanat olamaz. Sanat, toplumun gelişimindeki ivmesel hareketlerin mevcut durumuyla açıklanabilir. Diğeri ise anlamsız oyunlardan başka bir şey değildir.
Sanatçı, hiçbir zaman gerçek anlamda sistemden yana olamaz. Yeniyi, güzeli aramak için yola çıkan sanatçı, çirkinliğin kendi gerçekliğinin, güzelliğin ürünü olduğunu kavramasıyla açıklayabilir. Güzelliğin de kendi gerçekliğinin çirkinliğine borçlu olduğunu kavraması gerekir. Biri olmadan diğeri anlamsızdır. Düzeni sorgulamayan, vurdumduymaz, bana necilik anlayışlarıyla yapılan hiçbir şey, sanat sayılmaz.
Sanat, toplumsal gerçekliğin en üst düzeyde estetiksel yansıması olarak tanımlanabilir. Toplumsal gerçekliğin yakınından bile gidemeyen düşünce kırıntılarının adına sanat denilemez. Türkiye’de gelişen olayların hiçbir irdelenmesi, yorumlanması sağlıklı olarak yapılmamaktadır. Hem sanatsal, hem bilimsel olarak bile yapılamamaktadır. İstisnalar da etkili olamamaktadır. Yasalar buna izin vermemektedir. Adım atmanın bile sorun olabildiği bir coğrafyadayız. Akrepler sokacak misali kaçışlar var ya da iki yüzlülük… O kadar temkinli, tilkice hesaplar yapılmaktadır ki, bu kaoslardan, toplumsal düzensizliğin, örgütsüzlüğün ayyuka çıktığı dönemde, “kendimi nasıl popüler yaparım” hesapları unutulmamaktadır. Bu tilkilik hep var olan dar düşünce kalıplarından başka bir şey değildir.
İç Dökümü
sövebilmek için
-hayata-
terk et beni
ayaküstü aşk olamam ben
karanlık bir sokağa saklanmasın aşk
git
aynı ışıkta aydınlanmıştık belki
kar(a)batak günlerin ardından
sonra bütün şiirleri unuttum bir-bir
dolunay akşamları şiirsiz
(d-s)oluyorum şimdi
anlaşılmaz geceye bakakaldım
oksijensiz bir hava soluyorum
git durma burada
ölürsün
bu veranda saklamaz seni
beni papatyalara bırak
yalnızlıktan yosun tutsun duvarlar
dokunma sakın
ellerin yanar
-yanarsın-
git
yatarken dua etmeyi unutuyorum artık
allah´ı küstürtme bana
sevgi(n)den kork(m)uyorum
-duasız- bırakma beni
-çarpılacaksın-
çarpılacağım
nedenini
sorma git
-dilde yorulmuş kelimeler düşüyor aklıma
unutmalı
bilirsin konuşursam aşk çıkar altından
şimdi susmalı-
bakarsam sana
kurtulacak kelimeler zamanın zembeleğinden
sen yeniden doğacaksın
yapma
bir virgülden sonra
nokta gelmeden
git
önce beni unut
sonra beni
bu çatıya baykuş tünedi
korkarsın
beni yatıştırır lodoslar
gün batımları
her yıl bir kez
evet en azından bir kez kurtaracak beni
bahara yürüyen su
badem çiceklerini bir defa gösterecek
bırak beni
iç dökümlerimle
tek heceden bir şiir döktüm sana
git … Nurcan KALKAN
Gidiş
mısır tarlalarında
sarı ve yeşile baktı
arkasında uzanan "mavi"ye
uzun uzun el salladı
sessizce
dalgalara bir roman
martılara bir öykü
kendine bir kafdağı masalı anlattı
kumkapı´da sevgilisini
mahallede çocukluk arkadaşını
evinde yaşlı anasının elini öptü
çay içti
üstüne öpüşmelerin
kuzeydeki dostuna bir kartpostal
ceketini
sırtına attı
anılarını çöp bidonunda yaktı
sigarasını sonra
uzun ve sert bir kış olacaktı
-gidiş-
yaz sonu yağmurları
kirpiklerinde -takılı- kaldı… Soner Okhan ÖZ
Tadı Damağımda Kaldı
korkunun ağlarına takılır anılar
nereden geldiğini
nereye gideceğini
bilemediğiniz bir akşamdır
anılarınızla
teke tek oturursunuz bir masaya
bir şeyler uçuverir içinizden
biner istanbul’da
hisar’a doğru giden bir yolcu vapuruna
eminönü’ndeki güvercinlerle birlikte
açılır kocaman bir pencere geçmişe
buz gibi oluverir içiniz
ta ki
bir dans başlayana kadar kazablanka’da
küçük -kara- bir kızla baş başa
bir okul partisi akşamında
*
anlatırsınız duvarlara onu
ellerinin ne kadar sıcak olduğunu
o minicik yüreğiniz gelir aklınıza
sonra o ilk acemi öpüşün yorgunluğu
ne duvarlar anlar anlattıklarınızı
ne de önünüzdeki kocaman masa
o’nun içinizdeki yokluğunu
*
tüm unutulanlar unutulmuştur
nerededir ve nasıldır soruları
rakılara çoktan meze olmuştur
bir sürü isim akılınızda bile kalmamıştır
bütün sevdiklerinizi
-tek tek- başkaları almıştır
anılar güzel bir yemektir sanki
tam açken yediğiniz
tadı damağınızda kalmıştır
*
yakomozlara şaraplar dökmüşsünüzdür
anadolu hisarı’nda -bir akşamüstü-
bir kızı kalbinizde öldürmüşsünüzdür
üç beş acemi öpüşü büyük büyük gemiler
çoktan yüklemiştir ambarına
her kadın bir tuğladır gençliğinizde
mazinize kocaman duvarlar örülmüştür
*
bir martı konar vapurun ucuna
aşkları yer gözlerinizden
emirgân’da
emirgân’da
bir yudum çay olur bir anı
ısıtıverir içinizi
deniz kadar mavi bir göze bakarak içtiğiniz
sonra sislerle kaybolur
eski şarkılar
korkunun ağlarını atarsınız boğaz’da
ağlara biraz bebek
biraz aşiyan
biraz beykoz takılır
sözleriniz buharlaşır ağzınızdan
bulut bulut olur bir yerlere yağar
yağmurlar yağar içinize karlar yağar
her şey inadınadır sanki o akşam
hepsi birden üzerinize üzerinize gelmeye başlar
birkaç kadehten sonra
bütün -yanlış- yaşananlar
*
bir siz anlarsınız bütün bunları
bir de adlarını yazamayacağınız o kadınlar
birbirinin arkasına saklanır
odanın içinde saklanbaç oynar yalanlar
akşam bile korkar
erkenden giriverir gecenin içine
-yaptığınız hataları düşününce-
bir çiçek yapraklarını açar
kimseye görünmeden
korkularınız yanar kömür sobalarında
ısınmaz elleriniz
terkedilmişliklerinizde
ısınamaz elleriniz
bir sürü şey
yabancı gecelerde kalmıştır
yıllar geçmesine rağmen
bazı geceleri -istese de- gönlünüz
hâlâ unutamamıştır
*
bütün kuşlara su içirirsiniz daracık bir sokakta
bir kumru gelir ayağınızın dibine
bir güvercin
küçük bir serçe gibi
doluverir sevinçle yüreğiniz
yüreğiniz
düşünür serçe olmadığını bu akşam
uçup konamaz artık onun bahçesine
terkedilmişliklerinizdeki gibi
bir buruk oluverir içiniz
içiniz
alır ceketini gider
ali’nin meyhanesine
*
düşünürsünüz
belki bir gemi kalmıştır
unuttuğunuz limanlarda
hâlâ demir almamış
belki de küçücük bir sandal
-bekler eski bir iskelede-
üşümeye başlarsınız yalnızlıktan
içinize lapa lapa karlar yağar
gene kuşlar konar mı kirpiklerinize
bir yerlerde
martılar gözlerinizden aşkı yer mi
rüyasız gecelerinizde
*
dedim ya
tüm unutulanlar unutulmuştur
nerededir ve nasıldır soruları
rakılara çoktan meze olmuştur
bir sürü isim aklınızda bile kalmamıştır
bütün sevdiklerinizi
-tek tek- başkaları almıştır
anılar güzel bir yemektir sanki
tam açken yediğiniz
tadı damağınızda kalmıştır
*
işte böyle
bakınca
birkaç resme bir pazar akşamı
anlarsınız neler kaybolmuştur
yıllar büyük bir mezarlıktır geçmişte
bütün anılarınızı -fatihasız-
çoktan toprağa gömmüştür
her kadın bir tuğladır mazinizde
gönlünüze kocaman duvarlar örmüştür… Feray ULAK
Çok geç gelsen de!
gelmen güzeldi
geç olsa da
güneşlendi günüm
sesinle
yüzün denizdeydi
gülüşün, gözlerin mavideydi
eylül gibi hüzünlerin
yüreğimdeydi
büyümüştü bir şeyler
acıtırcasına
bu bir sevda sesiydi
duyamadığın
çok geç değil mi şimdi?
sevdiğim çiçekleri getirmen
bıraktım her şeyi
sararmış mektuplarda
elimi tutsan da
anlatamam karanlıklarımı
karlı yollarda
şarkılar söyleyen
yağmur dolu bulutlardan
sevgiler yağdıran
ben o değilim ki artık
eskisi gibi
gün vurmuş kıyılarda bile
üşüyorum
inanmasan da... Sevim YAZAR
SERVET SELVİ