Bordo-mavililerin ne kaleyi yoklayan bir şutu vardı ne de rakibi tedirgin eden bir sekansı… Kaleci Onana’nın zaman zaman yaptığı acemice hamleler “güven” kelimesini lügatten sildi. Antalyaspor’un gol gücü sınırlıydı ama Oulai’nin bariz hatası, Streek’e sadece topu filelere göndermek gibi basit bir görev bıraktı.
Zubkov topu ayağında fazla tutarak oyunun hızını düşürdü, takımın temposunu aşağı çekti. Samuel’in Lovik’e arkadan yaptığı net faulde hakem Oğuzhan Çakır düdüğü çaldı ama kartı cebinde unuttu. İlk yarı, futbolun değil, yanlışların konuşulduğu bir 45 dakika olarak kayıtlara geçti.
Fatih Tekke, ikinci yarının başında Mustafa’yı Lovik’in yerine alarak doğru bir hamle yaptı. Mustafa, sakat ya da cezalı olmadığı sürece bu takımın asıl sol bekidir; tartışması bile gereksiz.
Onuachu’nun ceza sahası içinde Hüseyin tarafından göğsüne tekme yemesi “bal gibi penaltı”ydı. Antalyasporlu futbolcuların ve teknik direktör Sami Uğurlu’nun itirazı, haklılıktan değil çaresizliktendi. Orta hakem Oğuzhan Çakır’ın Uğurlu’yu tribüne göndermesi yerinde bir karardı.
Son 20 dakikada oyuna giren yeni transfer Umut Nayır ise sahada neredeyse görünmedi. Hüseyin’in topu adeta kepçeler gibi müdahale ettiği pozisyonu VAR’daki Karaoğlan’ın iki dakika izlemesine gerek yoktu. Cümle âlem penaltı olduğunu çoktan görmüştü.
Ama… Onuachu gibi bir golcünün, penaltıyı bu kadar aheste, bu kadar kararsız ve kalecinin ayaklarına teslim etmesi yakışmadı. Büyük oyuncu, zor anda ortaya çıkar. O vuruş, “büyük golcü” defterine yazılacak bir an değildi. Trabzonspor yoktan yere Antalya’da iki puan bırakarak kendi, kendi yakmış oldu.