Trabzon Sınav Koleji’nde 3 Aralık Engelliler Günü Farkındalık Etkinliği

Trabzon Sınav Koleji Ortaokulu, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü kapsamında anlamlı bir farkındalık etkinliğine imza attı. Okulda düzenlenen çalışmada öğrenciler, Braille alfabesini kabartmalarına dokunarak görme engelli bireylerin günlük yaşamda karşılaştıkları zorlukları yakından deneyimleme fırsatı buldu.

Abone Ol

Etkinlikte öğrenciler, “Engelsiz bir dünya için mucit olsaydın ne icat ederdin?” sorusundan hareketle, engelli bireylerin hayatını kolaylaştırabilecek icatlar tasarlayıp resmettiler. Öğrencilerin hayal güçleriyle geliştirdikleri bu yaratıcı projeler, hem duygudaşlığı hem de toplumsal farkındalığı güçlendirdi.

Program, okulun psikolojik danışmanı Emine Güven tarafından yürütüldü. Güven, yapılan etkinliğin amacının öğrencilerde kalıcı bir farkındalık oluşturmak ve engellilik konusunda duyarlılığı artırmak olduğunu belirtti.

Trabzon Sınav Koleji, gerçekleştirdiği bu etkinlikle öğrencilerinin sosyal sorumluluk bilincini güçlendirirken, daha kapsayıcı ve engelsiz bir toplum için önemli bir mesaj verdi.

Çabanın Kıymetini İfade Edelim

Yıllarca kulaktan kulağa yayılan bir cümle vardı:

“Yarım saatin altında kardiyoda yağ yakımı olmaz.”

Söyleyen belli değil, kaynağı yok… Ama toplumun büyük kısmı buna inandı. Sonuç?

İnsanlar 10 dakikalık yürüyüşü bile değersiz gördü. “Yarım saat yapamayacaksam hiç yapmayayım.” diyerek hiç başlamayanlar oldu.

İşte tam da burada, insan psikolojisinin en kritik noktalarından birine dokunuyoruz:

Eşiği ne kadar yükseltirsen, insanın o eşiğe ulaşma motivasyonu o kadar düşer.

Sporda da aynı mantık yıllarca sürdü:

“Terlemediysen işe yaramaz.”

“Ağrımadıysa sayılmaz.”

“Bitap düşmediysen boşa.”

Sanki acı yoksa emek yokmuş gibi…

Oysa bilimin söylediği şey çok net:

Kısa süreli ama düzenli yapılan her hareket, vücudun biyolojisini iyileştirir.

Günlük hayatta da tablo farklı değil…

Bir öğrenci sınavdan 100 aldığında övülür ama o 100’ün arkasındaki saatlerce çaba görünmez.

Bir çalışan proje bittiğinde takdir edilir ama sürecin içindeki kafa karışıklığı, araştırmalar, tekrarlar hiç konuşulmaz.

Bir anne çocuğunu sabah okula yetiştirir; kimse bunun bir emek olduğunu fark etmez.

Toplum sonuca odaklanır.

Ama insan psikolojisi çabanın görülmesine ihtiyaç duyar.

Görülmeyen emek, bir süre sonra değersizlik hissi yaratır.

Bugün biri yalnızca 7 dakikalık yoga yaptıysa bile bu takdiri hak eder.

Çünkü mesele sürenin uzunluğu değil; iradenin sürekliliğidir.

İnsanların büyük kısmı hâlâ şuna inanıyor:

“Zorlanmadıysam işe yaramamıştır.”

Bu da kendini sabote etmenin en kibar şekli. Çünkü eşiği ne kadar yükseltirsen, kişi o kadar çabuk pes eder.

Oysa gerçeği net söyleyelim:

Acı büyütmez; devamlılık büyütür.

Sonuç motive etmez; emek motive eder.

Bir insanın kendine verebileceği en büyük hediye, küçük ama sürdürülebilir adımlardır.

Başarıyı alkışlamak kolaydır.

Ama gerçek olgunluk, emeği takdir edebilmektir.

Her adım, her dakika, her deneme…

İster küçük olsun ister büyük…

İnsanın kendisiyle yaptığı bir anlaşmadır.

Ve her anlaşma, her irade, her çaba görünür olsun ya da olmasın değeri hak eder.

Türkiye’de Uyku Kalitesi Alarm Veriyor

Özellikle 25–40 Yaş Arası Riskte

Türkiye’de son aylarda nöroloji polikliniklerine başvurularda belirgin bir artış gözleniyor. Uzmanlar, özellikle 25–40 yaş arası çalışan yetişkinlerde uyku kalitesinin ciddi şekilde düştüğünü bildiriyor.

Artışın temel sebepleri olarak:

• Gece geç saatlere kadar ekran maruziyeti,

• İş–özel hayat dengesindeki bozulma,

• Uzun süreli stres ve tükenmişlik,

• Kafein tüketiminin yükselmesi

gösteriliyor.

En sık şikayetler:

• Sabah yorgun uyanma

• Gün içinde odaklanma güçlüğü

• Kalp çarpıntısı

• Duygusal dalgalanmalar

• Gece uyanmaları

Modern yaşam özellikle genç yetişkinleri bir ‘yarı uykulu’ rutin içine sıkıştırıyor uyku hijyeninin artık bir lüks değil, temel bir ruh sağlığı ihtiyacıdır.

Öneriler:

• Gece 23:00’ten sonra ekran kullanımını sınırlandırma

• Gün içi kısa yürüyüşlerle stres boşaltma

• Kafein tüketimini öğleden sonraya kadar sınırlama

Gençlerde ‘Hızlı Detoks’ Modası Yayılıyor Uzmanlardan Kritik Uyarı

Son dönemde sosyal medyada “24 saatlik hızlı arınma”, “ani kilo verdiren sıvı detokslar” gibi kısa süreli programlar viral olmaya başladı.

Özellikle 18–30 yaş arası gençlerin bu yöntemlere yöneldiği görülüyor. Bunun sebebi olarak:

• Sosyal medya vücut algısı,

• Yeni yıla yaklaşırken hızla forma girme isteği,

• Kısa sürede etki vadeden paylaşımlar gösteriliyor.

Uzmanların vurguladığı riskler:

• Ani elektrolit düşüşü

• Bayılmalar

• Kalp çarpıntısı

• Hızla verilen kilonun kısa sürede geri alınması

• Yeme davranışı bozukluklarına zemin hazırlaması

Kış Başladı Solunum Yolu Enfeksiyonlarında Hızlı Artış

Türkiye’nin birçok ilinde soğuk hava kendini göstermeye başlarken, aile hekimliklerine ve acil servislere yapılan başvurularda solunum yolu enfeksiyonlarında belirgin bir yükseliş olduğu bildiriliyor.

Uzmanlar, özellikle son iki haftada:

• Öksürük, ateş, boğaz ağrısı,

• Sinüzit benzeri baş ağrıları,

• Çocuklarda bronşiolit şikayetlerinin arttığını ifade ediyor.

Aile hekimleri, bu yılki vakaların “hızlı bulaşan ama kısa süren” bir klinik tabloyla seyrettiğini belirtiyor.

Öne çıkan uyarılar:

• Kapalı ve kalabalık alanlarda maske tekrar öneriliyor.

• Vitamin ve mineral takviyesi yerine düzenli uyku ve beslenme vurgulanıyor.

• Gereksiz antibiyotik kullanımının tabloyu ağırlaştırabileceği belirtiliyor

Görünmez Yorgunluk Salgını Neden Tükenmiş Hissediyoruz?

Türkiye’de son aylarda birçok kişi aynı cümleyi kuruyor:

“Bir sorun yok ama kendimi hep yorgun hissediyorum.”

Psikolog Merve Ak’a göre bu durum artık bireysel bir şikâyet olmaktan çıktı, neredeyse bir toplumsal fenomen haline geldi: Görünmez Yorgunluk Salgını.

Bu tablo, fiziksel bir hastalık olmadan enerji düşüklüğü, huzursuzluk, uykuda bölünmeler ve duygusal taşma şeklinde kendini gösteriyor. Ancak ilginç olan nokta, bu hissin klasik tükenmişlikten daha “sinsi” ve yaygın olması.

Psikolog Merve Ak bu durumu nasıl açıklıyor?

• Modern yaşam, insan beynini sürekli tetikte tutuyor. Bu da düşük seviyede ama hiç kapanmayan bir stres cevabı yaratıyor.

• Bildirimler, sosyal medya akışı, görünmez rekabet ve sürekli değerlendirilme hissi sinir sistemini sürekli uyarılmış halde tutuyor.

• Kişi tehlikede olduğunu düşünmüyor ama beyin “gün boyu alarmda” kalıyor.

• Enerji düşüşü, aslında beynin kendini korumak için frene basması.

Yani sorun kişide değil; sinir sisteminin kapasitesinin zorlanmasında.

Belirtiler nasıl ortaya çıkıyor?

• Uyanınca hâlâ yorgun hissetmek

• Gün içinde iç daralması

• Nedensiz öfke veya ağlama isteği

• Odaklanma bozuklukları

• Sosyal ortamlarda çabuk yorulma

Bu belirtiler kişiye “hassaslaştım” hissi verse de, aslında birçok kişinin aynı döngüde olduğu görülüyor.

Psikolog Merve Ak’ın önerdiği çözüm adımları

• 10 dakikalık gün içi duyusal detoks: Telefon kapalı, yalnızca sessizlik.

• Nefes ve regülasyon pratikleri: Vagus sinirini sakinleştiren yavaş nefes.

• Küçük hedefler sistemi: O gün yalnızca bir şeyi tamamlamayı seçmek.

• Sürekli performans baskısından çıkma: “Yetiştirmek zorunda değilim” cümlesini iç sesi haline getirmek.

• Light yürüyüşler: Beden–zihin sistemini en hızlı regüle eden yöntemlerden biri.