Türk Silahlı kuvvetleriniN bir mensubu olarak girdiği Türkiye Büyük Millet meclisinde yaptığı konuşmalar ve o önemde yazdığı makalelerle bilinen Trabzon mebusu Ali Şükrü bey Trabzon’da sempozyumla anılıyor.
Ali Şükrü beyin ruhu için Trabzon’daki kuran kurslarında bir haftadır devam eden hatimlerin duasını İl müftü yardımcısı Hamamizade ihsanbey kültür merkezinde gerçekleştirecek..
Ardından da Türkiye’nin çeşitli kentlerinden gelen bilim insanları ve araştırmacılar Ali Şükrü beyi anlatacak.
Cihannüma Derneği Trabzon Şubesi ve doğu Karadeniz bölge koordinatörlüğü tarafından düzenlenecek olan etkinliğe KTÜ, Trabzon Üniversitesi ve Kentin bürokratlarından da katılım olacak.
Bir Neslin Çocuğu: Karadeniz'den Dünyaya
Sen bu satırları okurken, Trabzon'un dağlarından esen bir rüzgâr vardır mutlaka. O rüzgâr boşuna esmez. Her nesle bir şeyler fısıldar; bir isim, bir hayat, bir çağrı. Bu kez fısıldadığı isim: Ali Şükrü Bey.
O, senden çok önce bu topraklarda yaşadı. Ama seninle aynı soruları sordu: "Bu vatan ne olacak? Bu millet nasıl kurtulacak? Ben ne yapabilirim?" Farklı olan, bu sorulara sadece kelimelerle değil; ömrüyle, emeğiyle, malıyla ve canıyla cevap vermesidir.
1884 yılında Beşikdüzü'nün (Şarlı) o serin sabahlarından birinde dünyaya geldi Ali Şükrü. Trabzonlu bir ailenin çocuğu. Denizi, dağı, sisi bilen; çalışmayı, düşünmeyi, sormayı öğrenen bir
İlk aldığı eğitim ona yetmedi. İstanbul'a gitti. İstanbul da yetmedi; Avrupa'ya geçti. Orada sadece bilim öğrenmedi; dünyanın nasıl döndüğünü, milletlerin nasıl yükselip nasıl çöktüğünü gözlemledi. Almanya'ya baktı, Japonya'ya baktı. Kendi milletine döndü ve sordu: "Biz neden gerideyiz? Ne yapmalıyız?"
“Batı'nın teknolojisi, ama kendi değerlerimiz.”
Bu sözler onun dünya görüşünün özetidir. Ne körü körüne taklitçi, ne de değişime kapalı bir bağnaz. Aklını kullanan, ilmini vatanına adayan, fikirleriyle insanlığa katkı sunmak isteyen biri.
Kalemini Çekince Silah Oldu
Henüz 25 yaşındayken, Bahriye Yüzbaşısı sıfatıyla "Pusula Hatası ve Tashihi" adlı teknik kitabını yazdı. Bu kitap, on yıllarca denizcilik okullarında okutuldu. 1940'lara kadar uygulamada kullanıldı.
Ama onun kalemi yalnızca teknik konularla sınırlı kalmadı. Gazeteler çıkardı: İdman, Gündoğuşu, Tan… Her sayfası bir uyarıydı, bir çağrıydı, bir ışıktı. "Beşerin Atisi" başlıklı yazılarında insanlığın geleceğini tartışıyor, bağımsızlığın neden kaçınılmaz olduğunu anlatıyordu.
Peki neden yazıyordu? Çünkü şunu biliyordu: Fikir özgürlüğü olmayan yerde gerçek gelişme de olmaz. Kalemini hakikatin hizmetine verdi. Baskı altında susmadı, ödül karşılığında eğilmedi.
Söylemedi, Yaptı: Emeği ve Malıyla Mücadele
Birçok insan "Vatanımı seviyorum" der, ama sözde kalır. Ali Şükrü Bey'in farkı buydu: O yaşardı.
1909'da kurulan Donanma Cemiyeti'nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Osmanlı donanmasının milletin bağışlarıyla kurulması için çalıştı. Kendizamanını, parasını, enerjisini bu davaya harcadı.
1921 yazında, Sakarya Savaşı kızışırken cephede su yoktu. Asker susuz kalıyordu. O kollarını sıvadı; kendi atölyesinde, kendi elleriyle matara imal etti ve cepheye gönderdi. Büyük nutuklarla değil, bir demir parçasıyla, bir çekiçle ve iki eliyle hizmet etti
“Ordumuz, Sakarya'da onun su mataralarıyla savaştı. İşte bu, emeğini ortaya koymaktı.”
Çanakkale'nin kaderini değiştiren mayınları Avrupa'dan getiren de o ve arkadaşlarıydı. Düşün: Belki de o mayınlar olmasaydı Çanakkale tutulamazdı. Tutulmasaydı bu topraklar bugün bu topraklar olmazdı.
Milletin Gerçek Sesi: Büyük Millet Meclisi'nde
Mondros Mütarekesi'nden sonra yurdun dört bir yanında işgaller başlayınca, Ali Şükrü Bey duraksamadı. Trabzon'a döndü. Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti'nin adayı olarak Vakfıkebir'den mebus seçildi.
İstanbul'un işgaliyle Ankara'ya geçti. Kadim dostu MehmedÂkif Ersoy ile birlikte. aynı dava, aynı iman, omuz omuzaydılar.
Birinci Büyük Millet Meclisi'nde 183 konuşma yaptı; 37'si gizli oturumlarda. Dışişleri, Milli Savunma, Milli Eğitim komisyonlarında çalıştı. Her söz söylediğinde milletin sesi oldu.
Meclisten para mı istedi? Unvan mı? Makam mı? Hayır. İstediği şeffaflıktı, hesap sorabilmekti, denetimdi. "Her kuruşun hesabı verilmelidir" diyordu.
27 Mart 1923: O Kalem Sustu, Ama Davası Susmadı
Lozan Müzakereleri sürerken Meclis'te muhalefet sertleşiyordu. Ali Şükrü Bey, milletin hakkını savunmaktan bir adım geri atmadı.
Ve 27 Mart 1923 günü, henüz 39 yaşında şehit düştü. Davasının fedaisi, Trabzon evladının cesur kalemi sustu. Milletin sesi kesildi. Entelektüel birikimi yarım kaldı.
PROGRAM
Ali Şükrü bey Sempozyumu 27 Mart Sabahı saat 09.30’da başlayacak ve iki gün devam edecek. 29 Mart şehir gezi ve mezarının başındaki dualar ile son bulacak.