( 3 Eylül 2003)
Bordo-Mavili kulübün efsanevi Genel Kaptanı Kenan İskender, başına gelen üzücü olay yüzünden uzun süre yaşam savaşı verdi. Çok acılar çekti, zorlu bir sürecin içinden geçti. Ancak yüreğindeki Trabzonspor sevgisi hiç eksilmedi, belleğinde kazılı nice sevinçlerin coşkusu hiç kaybolmadı. Belki de bu sevgi ve coşkuydu O’nun yaşama dört elle yeniden sarılmasına sebep olan.
Mücadeleci kişiliğiyle galip çıktığı o üzücü olayın zorlu sürecinde, onu seven dostlarının hayatından umut kestiği anlar oldu. Ancak o önce Allah'ın izni, sonra da yakınlarının ve doktorların büyük çabası ile yeniden sevenlerinin arasına döndü ve eskiden olduğu gibi yine yaşamın ipine vakur ve onurlu biçimde sıkı sıkıya sarılmasını bildi.
Her zamanki sevecenliğiyle Uzun Sokak'ta bulunan işyerindeki çalışma masasında oturur buldum Kenan Abimizi 3 Eylül 2003 tarihli Trabzonspor dergisinde yayınlanacak söyleşi için gittiğimde. Son gördüğümle kıyaslanmayacak kadar olumlu bir değişiklik içindeydi. "Çok şükür aslan gibisiniz" sözcükleriyle sevincimi dile getirirken, gülerek "Sağ olasın evlat, hoş geldin" ifadeleriyle elimi sıkan Kenan Abimiz hayli moral yüklü bir tavırla karşımda duruyordu.
Yürümek dışında önemli bir sorunun kalmadığını, arada bir ayağında ağrılar oluştuğunu,ancak bu durumun genel sağlığında önemli sayılabilecek olumsuz etkiler yaratmadığını kaydeden yılların spor adamı, "Yeniden dostların arasına dönmek güzel. Olacağa çare yok, bizim de kaderimizde bu varmış" sözleriyle güçlü bir kişilik portresi sergiliyordu.
Ben sordum Kenan Abimiz cevapladı.
Şimdi sizi O’nunla başbaşa bırakıyorum.
BU KADAR SEVİLDİĞİMİ BİLMİYORDUM
Yaşadığım bu olaydan sonraki kırk günü kapsayan gelişmeleri haliyle bilemiyorum. Daha sonra anlatılanlara göre arkadaşlarım, yakınlarım, taraftarlarımız hastaneye koşmuşlar yoğun bakım odasında yatarken. Benimle görüşme imkanları olmamasına rağmen saatlerce, günlerce dışarıda beklemişler. Kendime geldikten sonra da bu ilgi devam etti. Hastaneye gelemeyenler ise, gerek yurt içinden gerekse yurt dışından telefonla arayarak 'geçmiş olsun' dileklerini ilettiler. Allah hepsinden razı olsun. Bana yaşama sevinci verdiler. Böyle üzücü bir olay sonucu da olsa ne kadar sevildiğimi anladım. Doğrusu bu kadar sevildiğimi ben de bilmiyordum.
VERDİĞİM EMEKLER HELAL OLSUN
‘Efsane’ filan diyorlar ya, estağfurullah asla öyle bir iddiam yok. Ancak kıymetim bilinmedi de diyemem. Çünkü biz çok büyük acılar çektik, çok büyük sıkıntıların içinden geldik.Ben kulübüme 13 sene hizmet verdim. Günlük mesaimi hep Trabzonspor'da geçirdim. Sabah kulübe gider akşam eve gelirdim. Bazen eve bile uğramadan deplasmana giderdik. Trabzonspor benim öncelikli işimdi ve asıl işlerim ikinci plandaydı. Bu yüzden özel işlerimde kaybettiğim çok olmuştur. Ama verdiğim emekler kulübüme helal olsun. Şampiyonluklar gördük, kupalar kazandık, Avrupa'da büyük mutluluklar yaşadık. Trabzonspor dünya çapında tanındı. Ben Trabzonsporlu olmaktan ve hizmet etmekten büyük gurur duyuyorum.
MADDİ AÇIDAN ÇOK SIKINTILAR ÇEKTİK
Önceleri maddi açıdan çok sıkıntılar çektik. Kendi yağımızla kavrulmak zorundaydık. Değil liranın, kuruşun bile hesabını yapıyorduk. Ancak en son zamanda parayı bulduk. Faruk Özak'ın çabalarıyla havuzdan iyi para aldık. Borçlarımızı ödedik ve kasada para bırakarak gittik.
Çoğu kimsenin, "Biz sizi, borç ödemeniz için değil, takımı şampiyon yapın diye seçtik" eleştirisi ile yansıttığı düşünce modelini büyük bir şaşkınlıkla karşılamıştık. Hatta "Para bırakacağınıza, transfer yapsaydınız şampiyon olurduk" diyenler de çıktı. Şimdi Allah için söyleyin. Transfer yapmadığımız için mi Vanspor'a yenildik? 3-0 galibiyetimizle bitecek maçta mağlup olarak şampiyonluğu kaybettik. Allah'ın takdiri işte.
TRABZON İSTANBUL’DAN FARKLIDIR
Futbolculara hep az para verdiğimiz yönünde eleştiriler var ama bu konudaki eleştirileri doğru zeminlere oturtarak değerlendirmek gerekir. İstanbul kulüplerinin futbolcuya ödediği transfer ücreti ile Trabzon şartlarındaki ücretin kıyaslamasını doğru yapmak önemlidir. Çünkü bizim burada yaşantımız belli, parayı harcayacağımız yerler belli. Trabzon'da paranı önemli ölçüde saklarsın, oysa İstanbul'da para harcayacak o kadar çok alan var ki.
İşte bu yüzden İstanbul'a gidecek futbolcuTrabzonspor'un verdiğinin on mislini alırsa ancak gitmeli. Şu ana kadar İstanbul'a giden arkadaşlarımızı gördük, çoğu buradaki pozisyonlarını koruyamadılar. Bu yüzden Trabzonspor'dan yetişen futbolcuların İstanbul'a gitmesine karşıyım. Ogün ve Abdullah'ı bizden de çok istediler, ancak hiçbirisini bırakmadım. Az verdik, çok verdik takımda kalmalarını sağladık. Ama şimdi piyasada dönen paralara bakınca çocukların hakkını yemişiz, az para vermişiz diye düşünüyorum.
Ogün, Abdullah, Tolunay ve Ünal'ın Bordo-Mavili kulüpte futbolu bırakmalarını, futbolsuz hayatlarına Trabzonsporlu olarak başlamalarını ve bu camianın bir mensubu olarak anılmalarını isterdim. Ama maalesef olmadı.
AYAĞIMIZI YORGANIMIZA GÖRE UZATTIK
Biz de görevdeyken çok büyük paralar verip oyuncu almadık, ayağımızı yorganımıza göre uzattık. Bunun bir zararını görmedik. Hep onurlu yerlerde dolaştık. Bu politikalarla şampiyonluklar yaşadık, şampiyon olamadığımız sezonlarda ise zirve yarışının hep içinde yer aldık. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Türkiye Kupası mücadelelerinde zaferler kazandık. Avrupa Kupaları'nda ses getirdik. Önemli olan yarar sağlayacak oyuncuyu yakalayabilmek. Astronomik rakamlar vererek aldığın oyuncunun çok yarar sağlayacağının garantisi mi var? Bunun örneklerini her yıl fazlaca görüyoruz.
İstanbul kulüpleri hiç yararlanamadıkları futbolculara milyarlar verirken biz iyi bir araştırma sonucu Osman, Cengiz, Tolunay gibi gençleri kadromuza katmıştık. İlk yıllarında bana "Ağabey bizi bırak bu takımda oynayamayız" diye az yalvarmadılar. "Sabredin oğlum sizi milli takıma yollayacağız" dediğimde "şaka yapıyorsun ağabey" dediler. Ama çok çalıştılar, gayret ettiler ve milli takımın değişmez adamları oldular.Zaten Avrupa'nın pek çok ülkesinde dahi kulüpler iflasın eşiğinde. Çünkü bu işin sonu yok. Korkarım yakında Türkiye'de de aynı sorunlar yaşanacak. Ayağını yorganına göre uzatmayan kulüpler zorda kalacak.
Trabzonspor çok iyi bir araştırma yapacak ve kısa sürede yıldız olabilecek gençleri kadrosuna katacak. Ancak bu yolla bulamadığı, takıma direkt katkı yapabilecek oyuncuları dışarıdan alacak. Yani tamamlayıcı oyuncuya iyi para vererek almayacak. Bu açıdan bakıldığında uygulanan politikayı doğru buluyorum.
BEN GENÇLERDEN ÇOK ÜMİTLİYİM
Ben çok ümitliyim. Altyapıdan gelen gençler yeterli deneyim kazandıklarında takıma daha verimli olacaklar. Ben bu gençlerden çok şeyler bekliyorum. Bu arada Fatih'in sakatlığı üzücü ancak ciddi boyutta olduğunu sanmıyorum, Fatih çok önemli ve sonuca direkt etki edebilen bir futbolcu. Formda bir Fatih'in Trabzonspor'a sağlayacağı katkı büyük olur.
Son yıllarda yaşanan sıkıntıların en büyük kaynağı çekirdek bir kadronun yakalanamaması ve taşların yerine oturmamasıdır. Her yıl kadro oluşumunun sil baştan yapılması özlenen başarının yakalanma ortamını güçleştiriyor. Bu yönetimde de, teknik kadroda da ve futbolcularda da böyle.
BU SEZONKİ HEDEF NE OLMALI ?
Camia, her sezona şampiyonluk düşünerek başlar ama bana göre Anadolu şampiyonu olmuş ve Avrupa Kupaları'na katılmayı sağlamış bir Trabzonspor başarılı olmuş demektir. Bu arada lig ikinciliği ya da şampiyonluk gelirse buna kimin itirazı olabilir ki? Bence Trabzonspor sezona başlarken "Hedefim Avrupa Kupaları" demeli, taraftara da bu anlatılmalıdır. Hocamız futbolculara ne hedef gösterdi bilemem, ancak benim kişisel fikrim budur.
TRABZONSPOR KİMSENİN MALI DEĞİL
Eskiden bu işler daha kolaydı. Taraftar kulübünü sever, bağrına basar ve peşinden giderdi. Gerçi şimdi de büyük bir çoğunluk öyle davranıyor. Ancak bir başka kesim var ki; onların aklına öncelikle Trabzonspor değil, şahıslar geliyor. "Benim adamım görevdeyse ne ala", değilse "Trabzonspor" ikinci planda kalıyor. Bu tür düşünenlerin sayısı az ama sesleri çok çıkıyor ve sessiz çoğunluğu da etkileyebiliyor. Taraftar, öncelikle takımını çok sevecek, ne saha sonuçlarını beğenmediğinden, ne de yöneticilere kızdığından takımını dışlamayacak. Yönetici de insandır, onlarında hataları olabilir. Buna kafayı takıp da takıma cephe almamak lazım. Çünkü Trabzonspor kimsenin malı değildir, bu renklere gönül veren herkesin ortak tutkusudur.
Ayrıca, Trabzon'un ekonomik durumu da insanları etkiliyor. Şuradan mağazanın önünden bir sürü genç geçiyor, acaba kaçının cebinde değil bilet, çay parası vardır. Maç bedava olunca tribünler doluyor da, bilet ucuz dahi olsa tribünler boş kalıyorsa bu gençlerin cebinde o ucuz bileti alacak kadar dahi para olmadığının açık delilidir. Yoksa Trabzonspor sevgisinin azaldığından değil. Üzücü ama maalesef gerçek bu. Bizim insanımız, özellikle de gencimiz Trabzonspor oynarken tribünleri boş bırakır mı?