Ruslan Malinovskyi, Ernest Muçi, Sydney Lopes Cabral, Noah Saviolo, Metehan Mimaroğlu, Samet Akaydın, Melih Kabasakal ve Thiery Karadeniz isimleri sadece sayıyı artırmıyor, rekabeti de büyütüyor.
Özellikle Malinovskyi, Cabral ve Saviolo kalitesiyle fark yaratabilecek oyuncular. Futbol bazen yetenek işidir, bazen karakter. Büyük hedeflere yürürken ikisine de ihtiyaç vardır. Trabzonspor bu isimlerle kadrosuna sadece futbolcu değil, güç katıyor.
Thiery Karadeniz ise geleceğe bırakılmış önemli bir not gibi duruyor. Her transfer bugünü kurtarmak için yapılmaz. Bazıları yarının yıldızını bugünden hazırlamak içindir. Trabzonspor'un bu hamlesi de o anlamı taşıyor. Bir başka dikkat çeken isim ise Arda Öztürk. Geçen sezon U19 takımında gösterdiği performans tesadüf değildi. Bir futbolcuya 1 milyon Euro bonservis bedeli ödeniyorsa, bunun arkasında sadece umut değil, ciddi bir potansiyel vardır. Beşiktaş'ın bu yatırımı da bunun göstergesi.
Trabzonspor'un yapması gereken şey belli; gençlerin önünü açmak. Çünkü büyük kulüpler sadece transferle büyümez, kendi yıldızlarını da üretir. Arda Öztürk'ün yeni sezonda A takım kadrosunda düşünülmediği söylendi. Fatih hoca Arda konusunu kurmayları ile oturup bir kez daha enine boyuna gözden geçirmesinde fayda var. Arda Öztürk Trabzonspor kadrosunda yer alması sürpriz değil, olması gereken bir adımdır. Şimdi önemli olan transferleri bitirmek değil, doğru takımı kurabilmek. Çünkü kupalar vitrin süsüdür ama onları taşıyan şey akıl, emek ve zamandır.
Trabzonspor bu yaz erken davrandı.
Bazen bir sezonun kaderi, transfer döneminin ilk günlerinde yazılır. Bordo-mavililer de kalemi erkenden eline almış gibi görünüyor. Taraftarın görmek istediği de tam olarak budur. Güçlü kadro, büyük hedef ve sahaya yansıyan inanç... Gerisi yeşil çimlerin vereceği karardır. Ancak görünen o ki Trabzonspor, yeni sezonun hikâyesine erkenden güçlü bir cümle kurdu.”
SÖZÜN GÖLGESİ
Futbol sahalarında ayaklar koşar ama bazen insanın peşinden kendi sözleri yetişir. Trabzonspor’un altyapısından ayrılıp İdmanocağı'nda yoluna devam eden, ardından profesyonel futbolun basamaklarını tırmanan Samet Akaydını, Teknik Direktör Fatih Tekke istemiş, yönetim harekete geçmiş. Bu oyuncu ile anlaşılmış. Trabzonspor camiasına hayırlı olsun.. Futbolda ihtiyaçlar vardır, tercihler vardır, bazen de geçmişin üzerini örten mecburiyetler...
Ben transferin kendisini eleştirmiyorum.
Çünkü profesyonel futbolun gerçekleri vardır. Dün rakibin olan bugün takım arkadaşın olur. Dün alkışladığın bugün eleştirilir, dün eleştirdiğin bugün omuz omuza mücadele eder.
Benim takıldığım yer başka...
Bir futbolcu, ekmeğini çenesiyle değil ayaklarıyla kazanıyorsa, konuşurken iki kere düşünecek.
Çünkü söz, ağızdan çıktıktan sonra sahibinin peşini bırakmaz.
Yıllar önce Adana Demirspor'da oynarken Trabzonspor'un ilgisi olmuştu. Rahmetli Suat Hoca'nın da kendisini istediği konuşulmuştu. O günlerde ortaya atılan ifadeler, transfer pazarlıkları ve verilen mesajlar hâlâ hafızalarda duruyor.
Daha sonra başka formalar giyildi.
Başka şehirlerin ekmeği yenildi.
Başka armaların gölgesinde mücadele edildi.
Ama insanın geçmişte söyledikleri de bir köşede bekledi.
Özellikle de Trabzonspor hakkında sarf edilen sözler...
"Trabzonspor'da oynamayı düşünmüyorum" dediğiniz günleri insanlar unutmaz. Çünkü taraftarın hafızası transfer tahtasından daha sağlamdır.
Bazı sözler gazetelerin arşivlerinde değil, insanların yüreğinde saklanır.
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Futbolcu hata yapabilir.
Kırmızı kart görebilir.
Gol kaçırabilir.
Kötü oynayabilir.
Ama bir camianın gönlünde açılan yaraları kapatmak, kaçan bir golden çok daha zordur. Bugün Trabzonspor'a geldiyse, bu forma ona da bir fırsat sunacaktır.
Kendini yeniden anlatma fırsatı...
Geçmişte söylenen sözlerin yükünü sahada taşıma fırsatı...
Çünkü bu şehir affetmeyi bilir ama unutmayı pek sevmez.
Trabzonspor forması sıradan bir forma değildir.
Bu forma, sırtına geçirildiği gün geçmişi de sorgular.
Taraftar sadece futbolcu istemez.
Aidiyet ister.
Saygı ister.
Samimiyet ister.
Ve herkes şunu bilmelidir:
Bir takımın aleyhine kurulan cümleler, gün gelir o takımın kapısında karşınıza dikilir. Futbolda mesafeler kısadır ama sözlerin gölgesi uzundur.
Ayaklar insanı bir yere kadar taşır. Ama karakteri ve geçmişi, gideceği yerde karşılayan ilk şeydir.
KURDELEYİ KESEN ÇOK, EMEĞİ HATIRLAYAN YOK
Bu memlekette kurdele kesen çoktur...
Ama o kurdelenin kesileceği noktaya gelene kadar taş taşıyanı, yük çekenini, gecesini gündüzüne katanı hatırlayan pek azdır.
Oysa toplumları ayakta tutan sadece para değildir.
Makam değildir.
Güç değildir.
İnsanı insana bağlayan en sağlam köprü vefadır.
Çünkü vefa, yapılan iyiliği unutmamaktır.
Emeğe saygı göstermektir.
Hak sahibine hakkını teslim etmektir.
Ama ne yazık ki günümüzün en büyük yoksulluğu para yoksulluğu değil, vefa yoksulluğudur.
Başkanın sık sık dile getirdiği güzel bir söz var:
"İnsanda vefa arama...
İnsan sıcakta ağacın gölgesine sığınır,
Kış gelince aynı ağacı kesip sobada yakar."
Tam da yaşadığımız tabloyu anlatan sözler...
Son yıllarda spor camiasında da, sivil toplum kuruluşlarında da benzer manzaralar görüyoruz.
Başarı geldiğinde herkes fotoğraf karesine girmek istiyor.
Kupa havaya kalkınca omuzlar kabarıyor.
Ama o başarı için ter dökenler, fedakârlık yapanlar, cebinden ve gönlünden verenler çoğu zaman unutuluyor.
1954 Kelkit Belediye Hürriyet Spor'da da gördük.
Bugün Şiran Yıldız Spor'da da benzer tartışmalar yaşanıyor.
Şampiyonluk yolculuğunda maddi ve manevi desteğini esirgemeyen Ariana Group Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akın'ın emeği konuşuluyor.
Neredeyse bütün maçlarda takımını yalnız bırakmayan Ariana Group Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Adem Akın'ın fedakârlığı konuşuluyor.
Ve insanlar haklı olarak soruyor:
Bir teşekkür etmek bu kadar mı zor?
Bir insanın adını anmak neden bazılarına ağır geliyor?
Başarıya giden yolda taş üstüne taş koyanların hakkını teslim etmekten kim neden çekinir?
İşin ilginç tarafı şu:
Ortada bir makam beklentisi yok.
Bir ihale hesabı yok.
Bir siyasi hedef yok.
Bir koltuk pazarlığı yok.
Sadece destek veren insanlar var.
Buna rağmen emeklerin görmezden gelinmesi ister istemez soru işaretlerini büyütüyor.
Benzer iddialar GÜDEF yerleşkesi sürecinde de dillendiriliyor.
Yer temininde önemli katkılar sunduğu ifade edilen Murat Akın'ın açılışlarda ve sonrasındaki konuşmalarda adının dahi geçmemesi birçok kişi tarafından vefasızlık olarak yorumlanıyor.
Ne gariptir ki...
Kurdele kesilirken ön sıralarda yer bulmak isteyenler çok oluyor.
Ama o kurdelenin kesilebilmesi için arka planda mücadele edenler bir anda görünmez hâle geliyor.
Oysa mesele Murat Akın meselesi değildir.
Mesele bir isim meselesi de değildir.
Mesele emeğe gösterilen saygıdır.
Bugün bir hayırseverin hakkı teslim edilmezse yarın başka bir gönüllünün de edilmeyecektir.
Ve toplumların en büyük kaybı da tam burada başlar.
Çünkü yardım eden insanın cebindeki para kadar, gönlündeki niyet de değerlidir.
O gönül kırıldığında kaybeden sadece bir kişi olmaz.
Bir şehir kaybeder.
Bir camia kaybeder.
Bir toplum kaybeder.
İnsanlar bugün şu soruyu soruyor:
Acaba bazı çevreler Murat Akın'ın isminden mi rahatsız oluyor?
Eğer öyleyse neden?
Siyasi rakip değil.
Makam talebi yok.
Koltuk hesabı yok.
Sadece destek vermiş bir insanın adını anmaktan çekinmenin sebebi nedir?
Bu soruların cevabını elbette ilgili kurumlar ve yöneticiler verecektir.
Ama unutulmaması gereken bir gerçek vardır:
Başarı paylaşıldıkça büyür.
Teşekkür edildikçe çoğalır.
Vefa gösterildikçe bereketlenir.
Vefasızlık ise günü kurtarır belki...
Ama gönülleri kaybettirir.
Eskiler boşuna söylememiş:
"Ahde vefa imandandır."
Ve yine unutulmamalıdır ki;
Vefa sadece İstanbul'da bir semtin adı değildir.
Vefa, insanın aynaya baktığında gördüğü karakterdir.