Tren Yolu Mu?

80 Yıldır Kaynatırım, Kaynatırım, Kaynamaz! Yazmaya başlamadan önce, Kaygusuz Abdal’ın “Kaynatırım Kaynamaz” dizelerindeki “40 gün oldu”yu, söz konusu “Trabzon’a demiryolu masalı” olduğunda “80 yıl” olarak saydığımızı hatırlatalım!

Abone Ol

Sonra da 1946’da zamanın kısa dönemli Başbakanı Hasan Saka’nın, “Trabzon’a Demiryolu Projesi” diyerek verdiği müjde ile başlayalım.

Öyle ki masaldan da öte haline gelen ve 80 yıldır zaman aşımına uğramadan “Yapacağız-Yapılacak” vaatleri ile gündemden eksik edilmeyen de (Erkek adam sözünden dönmez misali) bugüne, bugünkülere kadar sirayet ederek geldiğini de dikkat çekip Kaygusuz Apdal’ın muhteşem dizelerinden bu işe uyan dörtlüğe kulak değil, akıl verelim!

Sekizimiz odun çeker,
Dokuzumuz ateş yakar,
Kaz kaldırmış başın bakar,
Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.”

Ve yıllar sonrada Kaygusuz Abdal’dan ilham alan Türk Halk Musikisi’nin ustalarından Orhan Hakalmaz’a da;

“Kara tren gecikir belki hiç gelmez” diye saz çaldırmayı da ihmal ettirmeyen “Trabzon’a Tren Yolu Hikâyesi”, pardon “Masalı”, şu günlerde ayrı ayrı havalardan yine dem vurduruyor.

Kimileri; “Samsun-Trabzon-Sarp” diye doğru güzergâhta geziniyor. Kimisi ise “Erzincan-Gümüşhane-Trabzon olmazsa tren raydan çıkar” diyor.

Hiç uzatmaya, evelemeye gevelemeye gerek yok!

“Al birini, vur ötekine!”

“Niye olmaz mı?” diyeceksiniz!

“Olur olur. Bal gibi olur.

Akan sular da durur.” diye Asu Maralman’ın şarkısını bunun için dinlemek yeter!

Yani, “Akan sular durur ise, tren olur.”

Ama 80 yıl önce treninin sözünü edenler, ömürleri vefa edip de rayları göremediler!

Şimdilerde sözünü edenler de ona göre hesap yapsınlar!

İRAN’DA ALİ OSMAN ULUSOY…

Yarım asırlık meslek hayatımda söz konusu İran olduğunda birincisi en çok Ali Osman Ulusoy’u (1927-2014) hatırlatırım.

İkincisi de yurt dışı seyahatlerde en çok gittiğim ülke olarak bilirim.

Onun için de, İran ile ilgili kıssadan hisse olabilecek o kadar çok yaşanmışlarım vardır ki!

Çoğunda da Türkiye’de “Ulusoy”, İran ve İran’a olan karayolu güzergâhları üzerinde ise “Ağa” diye çağrılan Ali Osman amcamızın damgası vardır.

Türk-İran İş Konseyi’ni kuranın ve vefat edinceye kadar da başkanlığını yapan Ali Osman Ulusoy olduğunu hatırlatarak ben kıssadan hisse diye anlatayım, sizler de ister “güç”, ister “adamlık” diyerek değerlendirin.

Nevruz öncesi Trabzon’a gelecek İran’lı turist sayısını arttırmak için bu ülkedeki bir organizasyona katılan Trabzon heyetinde dönemin valisi Recep Kızılcık’da (1967-2014) vardı.

Salon toplantılarından birinde de moderatörlüğü-yöneticiliği Ali Osman Ulusoy yapıyordu.

Ancak programda Vali Kızılcak’a İranlılar tarafından yer verilmemişti.

Durumu fark eden Ulusoy, itiraz edince İranlı yöneticiler “5 dakika” diyerek söz imkânı tanıdılar.

Sırası gelince rahmetli Vali Kızılcık kürsüye çıkarken Ali Osman amca kendisine işaret edince yanına gitti. Ulusoy da kulağını bir şeyler söyledi.

Sonra Recep Kızılcık konuşmaya başladı. Ancak konuşma 5-10 derken 15 dakikayı aşınca İranlılar homurdanmaya başladılar. Neyse ki zaman 20 dakikaya varmadan Sayın Vali konuşmasını tamamladı ve kürsüden ayrıldı.

Toplantıdan sonra Ali Osman Amca’nın yanına gidip, “Vali’ye ne söylediniz?” diye sordum.

Aynen cevap: “15 dakikadan aşağı konuşmamasını istedim.”

Ezcümle; konuyu anlatmadan önce ne önermiştim?

“Güç ve adamlık diye değerlendirin!”

LÂYIKLIK ve BATIRMAK…

İmam Gazali’den:

“Layık olmadan makam sahibi olanlar, astlarını ısırıp, üstlerine kuyruk sallarlar.”

*

Hadi birde günümüz siyasetinde kendine göz atma yerine, sadece rakibine batırmayı tercih edenlerin içine düştükleri haller için de bir söz ilave edelim

“Başkalarına çuvaldızı batıranlar, iğneye tahammül edemez hale geldiler.”

Yetmedi ise, belirli yerler için konulan, ama artık o da büyük ölçüde yalama olan sigara kullanma yasağında genel anlamda Türkiye’nin sağladığı, tersine başarının tespitini de paylaşalım:

“Türkiye, tütün ve mamulleri kullanımında Dünya’da 18’inci sıradan, 9’unculağa yükseldi.”

BİR KEZ DE FAKİRE İSTEYİN…

Cuma da hutbenin, “Dini ve toplumsal konulara ayrılması” diyeceğim ama namazdan çıkan hemen hemen herkesin, “Hutbe sanki hep aynı yerlere para isteme yeri” demesi yüzünden, toplumda ciddi ciddi tereddüt hasıl olmaya başladı!

Daha doğrusu, para isteyen imamlar hasıl oldurmaya başladılar!

Kamu denilen toplumun tümü adına kalem oynatmaya çalışan bir işi icra ettiğimiz için de, ardından yapılan bir öneriyi de ilave ederek, “Çok lâf yalansız olmaz” sözüne muhatap olmamak için tek cümle ile bitirelim:

“Yahu bir kez olsa caminin bulunduğu yerdeki bir fakire, ya da yuva kurmak isteyen ama kesesi elvermeyen çiftlere yardım toplasanız, ölür müsünüz?”

DÜNDEN BUGÜNE

Doğru Haber için…

Gerçi söz konusu “Haber” olunca doğruluktan başka seçenek yoktur. Ama bugünkülere bakarsanız, seçenek çoktur. Ben diyeyim “Yalan”, siz söyleyin “Asılsız” haber bugün geçerlidir!

Kamuoyu ile paylaşılacak bir haber için yapılması gereken mi?

Üstat Gazeteci-Yazar Hasan Pulur’dan (1932-2015) alalım tarifi:

"Bizim ustalarımız bize hep şunu öğretirlerdi" diyerek "Sağlam Haber" için şu çabayı öneriyor:

-"Bir şeyi duyduktan sonra soruşturacaksınız. Karşılıklı çift kontrol yapacaksınız. Konunun uzmanlarıyla görüşeceksiniz. Hedef alınan insanı bulacaksınız. Ancak bu işlemlerden sonra haber olabilir."