Küresel dengeler değişiyor, yeni ittifaklar kuruluyor, ülkeler yalnızca kendi sınırları içinde değil, kültürel ve tarihi bağları üzerinden de güç üretmeye çalışıyor.
Avrupa Birliği bunun en somut örneklerinden biridir.
Aynı şekilde ekonomik ve siyasi bloklar, ülkelerin tek başlarına ulaşamayacakları hedeflere birlikte ulaşmalarını sağlamaktadır.
Peki Türk dünyası neden aynı hedef etrafında birleşmesin?
Adriyatik'ten Çin Seddi'ne uzanan geniş coğrafyada milyonlarca Türk kökenli insan yaşamaktadır.
Türkiye, Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan ortak tarih, ortak kültür, ortak dil kökleri ve ortak medeniyet mirasına sahiptir. Bunun yanında Kuzey Makedonya, Kosova, Arnavutluk, Macaristan, Moğolistan ve dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk toplulukları da bu büyük ailenin parçalarıdır.
Elbette burada amaç herhangi bir ülkenin egemenliğini ortadan kaldırmak ya da yeni sınırlar çizmek değildir.
Asıl hedef; ekonomik iş birliğini artırmak, ticaret yollarını geliştirmek, enerji kaynaklarını ortak akılla değerlendirmek, eğitim ve kültür alanlarında daha güçlü bağlar kurmak ve uluslararası platformlarda ortak hareket edebilmektir.
Bugün dünyanın süper güçleri yalnızca askeri güçleri sayesinde güçlü değildir.
Güç; ekonomi, teknoloji, enerji, nüfus, üretim ve diplomasiyle oluşur.
Türk devletleri sahip oldukları doğal kaynaklar, genç nüfusları, stratejik konumları ve tarihi birikimleriyle birlikte hareket ettiklerinde dünya siyasetinde çok daha etkili bir konuma yükselebilirler.
Türk Devletleri Teşkilatı'nın attığı adımlar bu açıdan son derece önemlidir.
Ancak artık kültürel kardeşlik söylemlerinin ötesine geçerek ortak sanayi projeleri, ortak teknoloji yatırımları, ortak üniversiteler, ortak finans kurumları ve ortak ulaşım ağları kurulmalıdır.
Türk dünyası birbirine ne kadar yakınlaşırsa küresel rekabette o kadar güçlü olacaktır.
Tarih boyunca Türk milletleri büyük devletler kurmuş, kıtaları birbirine bağlayan medeniyetler inşa etmiştir.
Bugün ise geçmişin ihtişamını romantik bir şekilde anmak yerine geleceğin güçlü iş birliklerini inşa etmek gerekmektedir.
21.yüzyılın kazananları yalnız yürüyenler değil, birlikte hareket edenler olacaktır.
Türk dünyasının önünde tarihi bir fırsat bulunmaktadır.
Bu fırsat doğru değerlendirilirse Türk devletleri yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte söz sahibi olabilir.
Çünkü birlikten doğan güç, tek başına hiçbir ülkenin ulaşamayacağı kadar büyük bir potansiyel taşır.
Türk dünyasının geleceği de işte bu ortak akıl, ortak hedef ve ortak dayanışmada saklıdır.