Mevcut hukuki çerçevenin uygulanmasındaki eksiklikler, teknolojik mücadele zorlukları ve sporcu refahının ihmal edilmesi, krizin temel dinamiklerini oluşturmaktadır. Çalışma, sorunun çok boyutlu doğasına uygun, önleyici hukuk, eğitim, teknoloji odaklı iş birliği ve şeffaflık mekanizmalarını içeren bütüncül bir mücadele stratejisi için politika önerileri sunmaktadır.
Türkiye’de futbol, on milyonlarca taraftarı, milyarlarca liralık ekonomik hacmi ve kültürel ağırlığı ile toplumsal hayatın merkezinde yer alan bir olgudur. Ancak, bu büyüklük ve popülerlik, beraberinde ciddi yozlaşma risklerini de getirmiştir.
Son yıllarda, hakemlerden futbolculara, teknik direktörlerden kulüp yöneticilerine kadar uzanan isimlerin karıştığı iddia edilen yasadışı bahis ve kumar skandalları, sporun temelini oluşturan dürüstlük, adalet ve rekabet eşitliği ilkelerini derinden sarsmaktadır (Demir & Yıldız, 2022). Bu vakalar, artık bireysel suçlar olarak değil, finansal baskılar, denetim boşlukları ve sistemsel zaaflarla şekillenen yapısal bir krizin belirtileri olarak okunmalıdır.
Türkiye’de kumar ve şans oyunları, Türk Ceza Kanunu (TCK m.228) ve 4207 sayılı Kanun gibi düzenlemelerle sıkı bir şekilde kontrol altına alınmış, sporda şike ve teşvik primi ise 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun ile ağır cezai müeyyidelere bağlanmıştır. Yasal altyapı, teorik olarak kapsayıcı görünmektedir. Ancak, uygulamada kritik açıklar mevcuttur.
Birincisi, yargı süreçlerinin uzunluğu caydırıcılığı aşındırmaktadır. 2011 şike davasında yaşanan ve yıllara yayılan temyiz süreçleri, nihai cezaların belirsizliği, hukuk sisteminin bu alandaki etkinliğine dair ciddi şüpheler doğurmuştur (Akman, 2020). İkincisi, teknolojik gelişmeler, kripto para kullanımı ve sunucuları yurt dışında bulunan illegal bahis platformları, denetimi fiilen imkânsız hale getirmektedir.
Norton Rose Fulbright’ın 2022 Küresel Spor Hukuku Raporu’na atıfla, küresel yasadışı bahis pazarının yasal pazardan çok daha büyük olduğu bilinmektedir. Üçüncüsü, “küçük kumar” veya “sosyal bahis” gibi gri alanlar, sporcuların kendi müsabakaları dışındaki olaylara bahis yapmasının disiplin boyutunu belirsizleştirmekte, FIFA ve UEFA kurallarına rağmen ulusal düzeyde etkin denetimi zorlaştırmaktadır.
Futbolcular ve yöneticiler, toplumun özellikle genç kesimi tarafından rol model olarak görülmektedir. Bu figürlerin bahis/kumar eylemleri, bu davranışı örtülü olarak normalleştirmekte ve “kolay para” algısını pekiştirmektedir.
Yeşilay’ın 2021 Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı Raporu, gençler arasında şans oyunlarına katılım oranının endişe verici düzeyde olduğunu ortaya koymaktadır. Sporcuların bu eylemlere karışması, bu olumsuz eğilimi güçlendiren bir faktördür.
Diğer yandan, sporcu refahı açısından bakıldığında, yüksek transfer bedelleri, performans baskısı ve kariyer belirsizliği altındaki futbolcular için kumar, bir stres atma veya kaçış yolu olabilmektedir. Kulüplerin çoğunda bu psiko-sosyal riskleri yönetecek profesyonel destek mekanizmalarının (Sporcu Psikolojik Danışmanlığı vb.) yaygın olmayışı, sorunu derinleştiren bir başka yapısal eksikliktir.
Spor endüstrisinin en değerli varlığı, taraftar, sponsor ve yatırımcının güvenine dayanan “meşruiyetidir”. Bahis skandalları, bu güveni sarsarak liglerin marka değerini düşürmekte, sponsorluk gelirlerini riske atmakta ve sportif sonuçların sorgulanmasına yol açmaktadır. 2023 yılında bir Süper Lig hakeminin yüksek miktarlarda bahis yaptığının basına yansıması, yönettiği maçlara dair spekülasyonlara zemin hazırlamış ve ligdeki sportif rekabetin bütünlüğüne dair şüpheleri artırmıştır.
Ekonomik açıdan, PwC’nin (Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş) “Sports Outlook 2023” raporuna göre, yolsuzluk ve manipülasyon riski, spor endüstrisinin sürdürülebilir büyümesini tehdit eden en büyük faktörler arasındadır. Yasal bahis gelirlerinden elde edilen lisans ücretleri kulüplere kaynak sağlarken, yasa dışı kanallar bu kaynağı kurutmakta ve finansal düzensizliği beslemektedir.
Son dönemdeki iddialar, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) başta olmak üzere ilgili kurumları harekete geçirmiştir. TFF’nin UEFA “Spor Bütünlüğü” birimi ile işbirliğini artırması, erken uyarı sistemlerine entegrasyon çabaları ve bazı futbolcular hakkında soruşturma açıp geçici cezalar vermesi olumlu adımlardır.
Ancak, bu cezaların nihai sonuçlanma süreçlerinin uzunluğu ve şeffaflık eksikliği, caydırıcılık ve kamuoyu güveni açısından soru işaretleri barındırmaktadır. İstanbul Üniversitesi’nin 2022 tarihli çalışmasının da işaret ettiği gibi, sporcuların finansal okuryazarlık ve etik eğitimindeki eksiklikleri, yapısal bir müdahale olmaksızın sürecek temel sorunlardır.
Türkiye futbolundaki bahis ve kumar krizi, tek boyutlu ve cezai odaklı bir yaklaşımla çözülemeyecek kadar karmaşıktır. Spor bütünlüğünü yeniden tesis etmek için aşağıdaki bileşenleri içeren çok ayaklı bir strateji şarttır:
6222 sayılı Kanun kapsamındaki davalar için özel spor ceza mahkemeleri oluşturularak yargılama süreçleri hızlandırılmalıdır. MASAK, TFF ve kulüpler arasında şüpheli finansal hareketlere dair “gerçek zamanlı veri paylaşım protokolleri” tesis edilmelidir.
TFF lisansı için, tüm sporcu, antrenör ve yöneticilerin “Spor Etiği, Finansal Okuryazarlık ve Kumar Bağımlılığı Riskleri” konularında zorunlu ve periyodik sertifikalı eğitim alması şart koşulmalıdır. Tüm profesyonel kulüpler bünyesinde Sporcu Psikolojik Danışmanlık ve Refah birimleri yaygınlaştırılmalıdır.
Şüpheli bahis modellerini tespit etmek için yapay zekâ destekli yanlışları ve hataları tespit sistemleri kullanılmalı, Uluslararası Spor Güvenlik Örgütleri (ESIC, IBIA) ile işbirliği derinleştirilerek küresel yasaklılar listesine tam uyum sağlanmalıdır.
Disiplin soruşturma süreçleri ve kararlarının ana hatlarıyla hukuki sınırlar içinde kamuoyu ile paylaşılması sağlanmalı, bağımsız bir “Spor Bütünlüğü Kurulu veya Ombudsmanlığı” oluşturularak tarafsız denetim mekanizması güçlendirilmelidir.
Türkiye futbolunun içine düştüğü bu kriz, sporu sadece yeşil sahalarda değil, toplumsal dokuyu da yıpratan ciddi bir meydan okumadır. Bu krizden çıkış, geçici tedbirlerle değil; hukukun etkin uygulanmasını, spor kültürünün etik temellerde yeniden inşasını, sporcuyu merkeze alan destekleyici sistemleri, teknolojik imkânların maksimum kullanımını ve tüm paydaşları kapsayan şeffaf bir yönetimi içeren “köklü ve sistematik bir dönüşümle” mümkün olacaktır. Futbolun toplumsal birleştirici gücü ve adalet ideali, bu dönüşümün başarısına bağlıdır.
Öğr. Gör. Ed. Yılmaz ÇAKMAK