İran ile İsrail ve ABD arasındaki savaş, bölgeyi bir kez daha büyük bir kırılmanın eşiğine getirdi.
Bu denklemde en kritik ülkelerden biri ise hiç şüphesiz Türkiye’dir.
Türkiye’nin coğrafyası kaderidir derler.
Ama bazen bu kader, sadece sınırların değil, kararların da ağırlığını omuzlarınıza yükler.
Bugün mesele yalnızca bir İran-ABD-İsrail gerilimi değildir.
Mesele; Türkiye’nin güvenlik mimarisinin, bölgesel pozisyonunun ve tarihsel hafızasının nasıl okunacağıdır.
Şu gerçeği görmezden gelemeyiz.
İran ile İsrail ve ABD arasındaki çatışma hattı, yalnızca üç ülkenin hesaplaşması değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerinin yeniden yazılmasıdır.
Bu süreçte İran’ın attığı bazı adımların, Türkiye’nin terörle mücadele perspektifiyle örtüşen sonuçlar doğuruyor.
İran, ABD-İsrail savaşında Türkiye'nin düşmanlarını da vuruyor.
İsrail’in İran sınırında önünü açmaya çalıştığı ve hareketlenen PKK/PJAK’ı da vuruyor.
Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki İngiliz üssünü de vurdu.
Özellikle Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiği bazı unsurların, bu büyük çatışma içinde hedef haline gelmesi Ankara’da dikkatle izleniyor.
Ancak burada kritik soru şudur.
Türkiye taraf mı olmalı, yoksa denge mi kurmalı?
Türkiye bir NATO üyesi.
Aynı zamanda bölgesel bir güç.
Hem Batı ile ilişkilerini sürdürmek hem de doğusundaki denklemi doğru okumak zorundadır.
Bu noktada en hassas başlıklardan biri ise İncirlik Hava Üssü.
İncirlik, sadece bir askeri üs değildir; Türkiye’nin jeopolitik konumunun sembollerinden biridir.
Bu üssün herhangi bir şekilde İran’a yönelik doğrudan bir askeri operasyonda kullanılması, Türkiye’yi fiilen savaşın tarafı haline getirir, hatta savaşın içine çeker.
Böyle bir durum yalnızca İran ile ilişkileri değil, Türkiye’nin bölgedeki tüm dengelerini sarsar.
Daha da önemlisi, savaşın coğrafi alanını genişletir.
Bölgesel savaşların nasıl küresel çatışmalara dönüştüğünü tarih bize defalarca gösterdi.
Birinci Dünya Savaşı, yerel bir krizin küresel bir felakete dönüşmesiydi.
Bugün de Ortadoğu’daki kıvılcımlar, büyük güçlerin doğrudan karşı karşıya gelmesi halinde çok daha geniş bir yangına dönüşebilir.
Türkiye’nin çıkarı nedir?
Türkiye’nin çıkarı; sınır güvenliğini garanti altına almak, terör tehdidini yok etmek, ekonomik istikrarını korumak ve savaşın dışında kalmaktır.
“Lehinde duruş” ifadesi güçlü bir siyasi mesaj olabilir; ancak devlet aklı, duygusal değil stratejik hareket eder.
Türkiye’nin İran’la diyalog kanallarını açık tutması, İsrail’le kriz yönetimini sürdürebilmesi ve ABD ile diplomatik temaslarını koparmaması gerekir.
En tehlikeli senaryo, Türkiye’nin bir cephe ülkesi haline gelmesidir.
İncirlik’in kullanımı meselesi bu yüzden hayati bir eşiğe işaret eder.
Böyle bir karar, yalnızca askeri değil; siyasi, ekonomik ve toplumsal sonuçlar doğurur.
Türkiye’nin şehirleri hedef haline gelebilir, enerji hatları risk altına girebilir, piyasalar altüst olabilir.
Bu nedenle Türkiye’nin önceliği, savaşı büyütecek değil, sınırlandıracak bir diplomasi yürütmek olmalıdır.
Ankara’nın elindeki en büyük güç, askeri kapasitesi kadar arabuluculuk potansiyelidir.
Türkiye geçmişte Rusya-Ukrayna krizinde bunu denedi; şimdi de benzer bir denge politikasını Ortadoğu’da sürdürmek zorundadır.
Sonuç olarak mesele İran’ı ya da ABD-İsrail blokunu kayıtsız şartsız desteklemek değil; Türkiye’nin kendi ulusal çıkarlarını merkeze koymaktır.
İncirlik üzerinden verilecek her karar, sadece bugünü değil, gelecek on yılları da şekillendirecektir.
Dünya savaşları büyük sloganlarla değil, küçük ama kritik kararlarla başlar.
Türkiye’nin bugün vereceği kararlar da tam olarak böyle bir eşikte duruyor.
Bu eşik iyi geçilmezse mevcut savaş; dünya savaşına evrilir.