Türkiye Yine Alevlere Teslim…

Takvim yaprakları yaz mevsimini gösterdiğinde artık denizi, tatili ya da hasadı konuşmuyoruz. Gökyüzünü kaplayan dumanı, tahliye edilen köyleri, yanan ormanları ve her yıl tekrarlanan acıları konuşuyoruz.

Abone Ol

Bir ülke düşünün…

Her yaz aynı felaketi yaşıyor.

Her yaz aynı cümleleri duyuyor.

Her yaz aynı vaatleri dinliyor.

Ama ertesi yıl yine aynı manzarayla karşılaşıyor.

O hâlde sormak zorundayız:

Biz gerçekten orman yangınlarıyla mı mücadele ediyoruz, yoksa yıllardır değişmeyen bir yönetim anlayışının sonuçlarıyla mı yüzleşiyoruz?

Türkiye'nin ormanları sadece alevlerle değil, ihmalle, plansızlıkla ve hesap verilebilirlik eksikliğiyle de sınanıyor.

Ormanlar Yanarken, Vicdanlar da Yanıyor!

Türkiye'nin ormanları sadece alevlerle değil, ihmalle, plansızlıkla ve hesap verilebilirlik eksikliğiyle de sınanıyor.

Hiç kimse, hiçbir delil olmadan suçlanamaz.

Ancak hiçbir kurum da "soru sormayın" diyemez.

Çünkü demokrasi, hesap sorabilen toplumların rejimidir.

Bugün milyonlarca vatandaş aynı soruları soruyor:

Bu yangınların gerçek nedenleri nelerdir?

Her olayın soruşturması hangi aşamadadır?

İhmal varsa kim sorumludur?

Yanan ormanlar yeniden ağaçlandırıldı mı yoksa imar verilerek turizme mi açıldı?

Kasıt varsa failleri neden en açık biçimde kamuoyuyla paylaşılmamaktadır?

Cevap bekleyen bu sorular; devlete duyulan güven ihtiyacının ifadesidir.

Diğer taraftan, Türkiye, uluslararası insani dayanışma kapsamında zaman zaman başka ülkelerdeki orman yangınlarıyla mücadeleye hava araçları ve ekipler gönderiyor. Bu, elbette gurur duyulacak bir dayanışma örneğidir.

Ancak aynı vatandaş şu soruyu sormakta da haklıdır:

Kendi ormanlarımız günlerce yanarken, neden aynı hazırlığı kendi ülkemizde hissedemiyoruz?

Mesele başka ülkelere yardım etmek değildir.

Mesele, kendi ormanlarımızın da aynı kararlılıkla korunmasını sağlayabilmektir.

Çünkü devletin ilk sorumluluğu kendi vatandaşının canını, malını ve doğal mirasını güvence altına almaktır.

Orman yangınlarını yalnızca yaz sıcaklarına bağlamak, gerçeğin tamamını anlatmaz.

İklim değişikliği vardır.

Kuraklık vardır.

İnsan ihmali vardır.

Bazı olaylarda da kasıt da vardır.

İşte tam da bu yüzden her yangının nedeni bilimsel ve adli yöntemlerle ortaya çıkarılmalı, sonuçları gecikmeden kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Mesela, bir komisyon kurulup yanan arazilerin şimdiki durumlarına bakılmalı; Yerine yeniden ağaçlandırma mı yapıldı yoksa turizme mi açıldı.

Şeffaflık zayıflık değildir.

Şeffaflık, güçlü devlet olmanın en önemli göstergelerinden biridir.

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, felaket yaşandıktan sonra kahramanca mücadele etmekten ibaret değildir.

Asıl ihtiyaç; felaketi başlamadan önleyebilen bir sistem kurmaktır.

Daha güçlü hava filosu…

Daha etkili erken uyarı sistemleri…

Daha iyi koordinasyon…

Daha sıkı denetim…

Ve en önemlisi…

Toplumun güvenini yeniden inşa edecek tam bir açıklık.

Çünkü orman yalnızca ağaç değildir.

Orman; nefestir.

Orman; sudur.

Orman; berekettir.

Orman; vatandır.

Her yanan ağaçla birlikte sadece doğa değil, milletin devlete duyduğu güven de sınanıyor.

Artık bu ülkenin ihtiyacı, yangınlardan sonra verilen sözler değil; yangınlardan önce alınan tedbirlerdir.

Ve unutulmamalıdır:

Millet, alevlerin söndürülmesini ister. Ama en az onun kadar, o alevlerin neden çıktığının da eksiksiz ortaya çıkarılmasını bekler. Güçlü devlet, sadece yangını söndüren değil; soru işaretlerini de ortadan kaldıran devlettir.