Evet, Türk kadını güçlüdür. Kimi zaman evinin direği, ailenin umudu, kimi zaman kendi hayatı için savaşan bir birey. Ne yazık ki bu ülkede kadın olmak, sadece üretmek emek vermek ve hayatı omuzlamak değil; aynı zamanda korkuyla baskıyla ve çoğu zaman şiddetin gölgesinde yaşamak anlamına da gelebiliyor. Mesela, en güvende olması gereken yer olan kendi evi bile mezarı olabiliyor bir kadına bu ülkede.
İşte bu yüzden Türkiye’de kadın olmak bir kimlik değil, aynı zamanda her gün verilen bir var olma mücadelesi demek.
Türkiye’de kadın olmak; çiçekli bir bahçede yürümek değil, her gün mayın tarlasında sağ salim karşıya geçmeye çalışması demek.
Türkiye’de kadın olmak; güçlü olmak ve güçlü görünmek, tüm zorluklara rağmen hayatı ayakta tutan denge olmak demek.
Türkiye’de kadın olmak; yaşamak için her gün ‘Zırh’ kuşanmak demek. Bazen en yakınına karşı bile kendini korumak zorunda kalmak, korkuya rağmen yaşamaktan vazgeçmemek demek.
Türkiye’de kadın olmak ‘Hayır’ kelimesini kendi mezar taşına kazımayı göze almak, kendi hayatı hakkında söz söyleyebilmek için bile mücadele etmek demek.
Türkiye’de kadın olmak; bir ayrılık kararını, infaz kararıyla takas etmek demek.Kendi kaderini çizmek istediğinde kaleminin kanla kırılması, özgürlüğünün bedelini toprağın altında ödemeye zorlanması demek Türkiye’de kadın olmak.
Bu cümleler, istatistiki rakamların anlattığı acı gerçeklerin dile dökümü. Türkiye’de 2025 yılında erkekler tarafından 294 kadın katledilirken, 297 kadının ölümü kayıtlara şüpheli olarak geçti. Yani bir yılda 591 kadın,çoğu eş, eski eş veya sevgilileri tarafından öldürüldü. Bu yılın ilk iki ayında ise 29’u şüpheli 74 kadın yaşamdan koparıldı.
Bu cinayetler haber bültenlerininsatır aralarında, ani öfke patlaması, cinnet, kıskançlık, ayrılık, boşanmagibi bireysel nedenler olarak gösterilse de asıl neden toplumsal çürümedir.
Toplumun ahlaki değerleri aşındığında; kadına şiddet normalleştirilir, ‘aile meselesi’ denilerek görmezden gelinir, adalet gecikir ya da tecelli etmezse de vicdanlar körelir.
Kadınların güvenliği ve yaşam hakkı konusunda yasaların yetersiz kalması şiddeti normalleştiriyor ve cezasız bırakıyor.
Her kadın cinayeti sadece bir hayatı değil; bir toplumun vicdanını, adalet mekanizmasını ve siyasi iradenin güvenilirliğini de öldürüyor.
Acı gerçek şu ki; Kadın cinayetleri bir toplum krizidir.
Benim çocukluğumda mahallelerde ‘abi’ler vardı, mahallenin kızlarını koruyan, gerektiğinde sınır koyan görünmez bir güven duvarı. Bugün ise kadınlar kendilerini koruyacak toplum arıyor.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ne demişti:
“Bir ülkeyi yok etmek isterseniz, askeri istila ile değil, önce o ülkenin kültürünü yok edin.”
Atamın öngörülerine hayranım..
Ülkede ekonomik krizin etkisiyle yoksullukla mücadele ederken kültürel değerlerini ve bağımsız düşünme yetisini kaybeden halk; internet ve medya aracılığıyla önlerine sunulan popüler kültür unsurları yaşam biçimlerini maalesef yanlış yönde şekillendirdi. Kurtlar vadisiyle başlayarak farklı isimlerle devam eden dizilerdeki mafyacılık, gündüz kuşaklarındaki iffetsizlik güzellemeleri; temeldeki eğitimsizlikle birleşince ortaya çıkan Türkiye fotoğrafı…
2025 yılında:
297 ‘si şüpheli ölüm olmak üzere toplam 591 kadın katledildi.. Yetmedi;99
64 çocuk yaşamdan koparıldı
201 kadın tacize uğradı
265 çocuk istismara maruz kaldı
1.168 kadın zorla fuhuşa sürüklendi!
Tabi bunlar buz dağının görünen yüzü.
Sözün bittiği yer.
Haftaya görüşmek üzere…