Einstein başarı için şöyle bir formül bulmuştu:
Başarı=Çalışmak+Eğlenmek+Çenesini tutmak!
Bizim kültürümüzün başarı formulü şöyle:
Başarı=Çalışmak+çalışmak+çalışmak!
Eğitim sistemimizde öğrencilerin değeri, onların ne kadar çalıştığı ve ne kadar test çözdükleri ile değerlendirilmektedir. Çünkü sistem “sonuç” ve “sınav” odaklı olarak kurgulanmıştır. Her gelen bakan sistemi “sınav ve sonuç odaklılıktan” kurtarmak gerektiğinin altını çizmesine rağmen, değişen bir şey olmuyor. Böyle olunca öğrencilerin başarısı dikkate alınmakta, onların mutluluğu sistemi pek de ilgilendirmemektedir. Oysa sınavlardaki başarının öğrencilerin değerini belirlediği bir kültürde gençlerin mutlu olmalarını beklemek boş bir beklentiden ibarettir. Kaldı ki gençlerin başarıyı nasıl yakalayacaklarına ilişkin bir yöntem sorunları olduğu da bir gerçektir. Her gün 24 saat ders çalışmayı başarmak için bir yöntem seçen öğrencilerin başarılı olmaları mümkün değildir. Hatta denebilir ki günün 24 saatini çalışmakla geçiren insanın normal değildir. Einstein’in formülüne bakarak söylersek, öğrenci belli bir süre ders çalıştıktan sonra kendince bir hava almalı, teneffüs yapmalı yani eğlenmeli ki zihinsel yorgunluğu gidip tekrar derse yoğunlaşabilme imkanı bulabilsin. Çenesini tutmak, nerede nasıl konuşulacağını bilmenin de başarıda önemli bir etken olduğu hususu ile ilgilidir. Evet, başarı çalışmakla olur. Ama nasıl çalışmak?
Gençler hayatta öncelikle mutluluğunuzu hedefe koyun, mutlu olmadıktan sonra hiçbir şeyin kıymeti yoktur; paranın bile!..
Hangi mesleği seçeceğinize mutlaka kendiniz karar vermelisiniz; anne, baba ve arkadaş gurubunuz bu hususta sizi yönlendirmemelidir. Anneniz/babanızın istediği bir mesleği kendiniz de istiyor ve kişiliğiniz ona elveriyorsa seçmelisiniz; aksi takdirde anne/babanızın hatırı için kendinizden uzaklaşmanıza sebep olacak bir meslek seçme tehlikesi ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Bu durum da sizin ömür boyu mutsuz bir hayat yaşamanıza sebep olabilir.
Gençler, günümüzde diplomanın değil, yapılan işin değerli olduğunu unutmayınız. Daha da önemlisi diploma değil, siz önemlisiniz. Eğer mezun olduğunuz okulun diplomasının önemli olduğunu kabul ederseniz mezun olduktan sonra kendinizi geliştirme çabası içine girmezsiniz. Oysa mezun olduğunuz okul neresi olursa olsun, göstereceğiniz kişisel çabaya bağlı olarak başarınız ve mutluluğunuz artacaktır. Nereden mezun olursanız olun, eğer işinizi iyi yapmazsanız ne başarılı ne de mutlu olabilirsiniz. Günümüzde diplomanın değeri gittikçe azalıyor; diplomanın yerini “sertifika” almış görünmektedir. Bu da sürekli kendini geliştirmeye uygun kişilerin daha başarılı ve daha mutlu olacakları anlamına gelmektedir.
Günümüzde artık herkes her şeyi bilmeyecek; herkes bir şeyin uzmanı olacaktır. Uzmanlaşmanın giderek önem kazandığı günümüzde sürekli eğitimin çok önemli bir iş haline geldiğini unutmamalısınız. Kendini sürekli geliştirenlerin ayakta kalacakları bir dünyaya doğru hızla ilerliyoruz. Öyleyse öncelikle okuyan, soru soran ve eleştirel düşünce yeteneğini geliştirmiş bir insan olabildiğimiz oranda başarılı ve mutlu olabileceğimizin bilincinde olmalıyız.
Üniversiteleri “büyük/küçük” gibi kategorilere ayırıp değerlendirmek, ideallerinizi gerçekleştirmede önünüze bir engel olarak çıkabilir. Hangi bölümde okumak istiyorsanız, o bölümün en iyisi olmanın yolu, üniversiteleri “iyi/kötü” diye ayırmaktan geçmiyor. Önemli olan okuduğunuz üniversiteyi iyi okuyup, sürekli kendinizi geliştirmenin gerekliliğine kendinizi inandırmaktır. Hangi üniversitede okursanız okuyun mezun olduğunuzda işi ayağınıza getirmiyorlar; işi siz kendiniz gidip bulacaksınız. Öyleyse şu sorulara cevap veriniz:
Ben kimim?
Ben ne olmak istiyorum?
Bu soruların cevabını vermekte güçlük çekiyorsanız derhal bir profesyonele müracaat ediniz. Bu sorulara cevap vermeden yapacağınız hiçbir iş sizi başarılı ve mutlu edemeyecektir. Unutmayın ki hiçbir şey, sizin mutluluğunuzdan daha önemli değildir.