Üreticiden, Köylüden Değil, Vatandaştan Destek!

Başta sadece devlet değil, üretici adına seçilerek görev üstlenmiş ZO temsilcileri bile yapılan uyarıları dikkate almamış, hatta birileri “Abartıyorlar! Türk fındığına iftira atmaya çalışıyorlar” bile demeç patlatmaktan geri durmamışlardı!

Abone Ol

Ne için mi?

Tabi ki, şimdi fındığın baş düşmanı ilan edilen kahverengi kokarca ile mücadele edilmemesi için!

Gelinen durum ortada.

Basında, kahverengi kokarca ile mücadele etmek için etkili ve yetkililerin “Vatandaştan destek” bekledikleri başlıklı habere denk gelince, “Atı alan Üsküdar’ı geçti” yerine, “Kokarca fındığı halletti, sıra diğerlerine geldi” diyesim gelmiyor değil!

Bu arazi yapısı ve bölünmesi ile başta Trabzon olmak üzere fındığın ana bölgesinde zaten üretici, hatta köylü bile kalmadı ki!

Zaten basında da bunlara değil de “Vatandaşa” çağrı yapılması bu yüzdendi sanırım.

Fındığın ana geçim kaynağı olmaktan çıktığı, üreticiyi bırakın köylünün bile olmadığı, sadece vatandaş sayılanların “Dalda kalmasın” diye toplamak için girdiği bahçeler artık kahverengi kokarcanın hakimiyetinde!

O yüzdendir ki, 2 yıl önce zararlıya karşı mücadelede kullanılması için Trabzon Ticaret Borsası tarafından köylere kadar gidilerek üreticilere dağıtılan zirai ilaçlar bile bazı yerlerde işe yaramadı.

Ama neden bilir misiniz?

2 yıl önce dağıtıp, bir yıl sonra tekrar aynı köye gittiğimiz de, vatandaşa kullanma uyarısı yaparken, yanımıza gelen bir köylünün; “Geçen yıl verdiğiniz bende halâ duruyor. Onu kullanayım mı?” diye sormasının ne anlama geldiğini yazmama gerek var mı?

Üretici değil! Köylü değil! Vatandaş işte!

BAHÇE SAHİPLİĞİNİ KÖTÜ YAPANLAR!

“Kötü mal sahibi, kiracıyı ev sahibi yapar” diye boşuna dememişler!

Hadi biz “Kötü mal sahibi” demeyelim de, “Hesap kitap bilmeyen ve de kendini vazgeçilemez sanan bahçe sahibi” diyelim ve de fındıktan dem vuralım!

Fındığımızı alanlara, ithal edenlere, sanayide kullananlara, zorluk çıkarmayı bir kenara bırakın, öylesine suçlamalar, öylesine hakaretler eyledi ki bu kendini malın sahibi sayanlar!

Adamları başka yerlerde, başka ülkelerde, başka bahçelerde, başlarının çaresine bakmaya yönlendirmediler mi?

Şimdi “En kötü gerçeğin, en güzel yalandan iyi olduğunu” bilen sektördeki sağduyu sahipleri çıkıp da bu hesap kitap bilmez ve de kendini vazgeçilemez sayan bu zatlara, ZO’lara; “Başlayana değil, başlatana bak” derseler yanlış mı olur?

DÜNDEN BUGÜNE

Ergun Göze’den 35 yıl önce “Birleşiniz…”

5 Şubat 2007’de, yani bundan 19 yıl önce Satır Arası köşemize, Gazeteci-Yazar Ergun Göze’nin (1931-2009), 27 Haziran 1970’de Tercüman Gazetesi’ndeki köşesinde yer verdiği yazıyı paylaşmışız.

O günden bugüne pek değişen olmadığı için, “Dünden Bugüne” diyerek bir kere daha hatırlatalım.

Eteğinizdeki taşları dökünüz, sırtınızdaki yumurta küfelerini yere bırakınız ve birleşiniz. Eğer birleşmek suretiyle memleketi batırmamaya kati bir karar vermediyseniz birleşiniz.

Parça parça olmuş halinize bakıp da nasıl birleşelim mi diyorsunuz?

Kolay; tıpkı nasıl “armudun sapı, üzümün çöpü var” diye diye parçalandıysanız, parçalanmak için nasıl dehanızı işletti iseniz, o dehanın binde birini de aranızdaki birleştirici noktaları görmek ve göstermek için işleterek birleşiniz.

Ördekler yeme koşarken, “Hep beraber, hep beraber” diye, yemi toplamaya başlayınca da “herkes kendi başına, herkes kendi başına” diye bağırırlarmış.

Siz de eğer şu ideolojik kavgayı bir yem borusu, bu dünyayı bir “yemhane” kabul etmiyorsanız, yani ördekleşmiyorsanız birleşiniz!

ÇALIŞMADIKTAN SONRA…

Yazıya başlık atarken “Fazla uzatmamak gerektiğini” bildiğimiz için, “Çalışmadıktan sonra zeki olmanın çok fazla bir yararı yoktur” diye yazmadık.

Hatta “Çalışmak en büyük ibadettir” üst başlığını da atmadık!

Dahası, Dünyaca ünlü akademisyen, biyokimyager, 2015 Nobel Kimya Ödülü sahibi Aziz Sancar’ın, “Zekâya inanmıyorum” ifadesini de öne çıkarmadık!

Ama; “Dünyanın hangi zeki adamı olursan ol, çalışmazsanız, ailenize, ülkenize, dünyaya katkı yapamazsanız… Bende orta zekâlı bir insanım. Aslında zekâya inanmıyorum. Çalışmaya inanıyorum, emeğe inanıyorum.” sözlerini de yazmaz isem, bir haksızlık yapmış olurum.

EŞEK Mİ? SEMER Mİ?

Aklı kemale ermiş birine; “Eşek mi olmak istersin, yoksa semer mi?” sorulsa, hiç şüphesiz, hem de hiç beklemeden alacağımız cevap, “Semer” olur değil mi?

İyi de; “Eşek olmasa semer ne işe yarar? Ne olacak?” diye soruya soru ile karşılık verilirse, cevap ne olur?

Semeri kendi sırtına vurmak zorunda kalınır mı, kalınmaz mı?

Onun için, “Eşek mi? Semer mi?” ikilemindeki tercihi yaparken bunu hesap etmekte yarar var!

Yine de kendi işini kendi görecek kadar eşek olmak, semer vurulmaktan bin kez yeğdir.

Haa! Sözün açıklaması eşek, ya da eşeklik için; Kişi akılsız, budala olursa, çevresi bu durumunu sömürür. Kendisiyle alay edenler, ondan çıkar sağlayanlar çok olur.” şeklinde de yapılır ama eşek öyle bir noktaya ve zamana gelir ki, “Basar çifteyi çıkar!” Eşeklik de biter!

KISSADAN HİSSE

Toplum Zıvanadan Çıkınca!

Son yıllarda toplum öyle bir hale geldi, hercümerç içine düştü ki, ben diyeyim “Ruh doktorları”, siz söyleyin “Psikiyatristler” yetmez, yetişemez oldu.

Yaşanan asayiş ve gayr-i ahlâki, insanlık dışı olaylara bakmak yeter de artar bile!

Adeta her şey, herkes “zıvanadan çıktı!”

Bu da ister-istemez halk arasındaki tarif ile “MASAR OSMAN”ı hatırlattı.

Aklından zoru olanların ilk tedavi merkezi geçmişte sadece Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi idi.

Bakırköy’ü kuranda Mazhar Osman Usman; halk arasındaki lakabıyla Masar Osman.

Hastanede her ayın sonunda tüm doktorlar toplanır, değerlendirme yaparlarmış. Kimisi 100 hastadan 70’ini, kimisi 60’ını, kimisi 50’sini tedavide başarılı olurmuş. Onların başı, yani hocaların hocası Masar Osman’a gelince, oran 100 kişide 5-10’u geçmezmiş.

Bir gün hocaya sormuşlar; ”Hocam sen bizim başımızsın. Üstadımızsın. Ama sana gelenler bir türlü iyileşmiyor. Neden?”

Hoca şöyle bir nefeslendikten sonra:

-“Bakın bir adam fakirdir zengin olmak ister yaparlar. Bakan, başbakan olmak ister yaparlar. Şıh, şeyh olmak ister yaparlar. Hatta peygamber olmak ister yine yaparlar. Sonra haşa Allah olmak ister. Hah, işte o zaman, ben uzmanım ya, onu bana getirirler. Sorarım size; bunu nasıl tedavi edeyim?”