Takvimler 10 Haziran 2007’yi gösteriyordu.
Saatler 16.00’ya yaklaşırken telefonum acı acı çaldı.
Arayan kardeşimdi
Abi… Abi… Abiiii
Haykırarak ağlıyordu
Tüm evlatların dünyası yıkıldı.
Ve bir anne dünyaya gözlerini kapattı.
Ve o gözler bir daha hiç açılmadı.
O gün sadece bir anne ölmedi.
Bir evin direği yıkıldı.
Bir ocağın ateşi söndü.
Sekiz evladın sığınacağı liman sessizce aramızdan ayrıldı.
Dünyaya gözlerini kapatan O benim annemdi, o benim canımın içiydi, o benim ilk aşkımdı.
Aradan tam 19 yıl geçti, dün sabah gibi…
Kimilerine göre uzun bir zaman belki,
Ama annesini kaybedenler çok iyi bilir;
Özlemin takvimi olmaz.
Hasretin yılı sayılmaz.
Acının üzerinden geçen zaman sadece rakamları büyütür hepsi o kadar.
Ama o acı bugünkü gibi
Yürekteki boşluğu ise asla dolduramaz.
Bugün hâlâ annemi düşündüğümde önce sesi gelir kulaklarıma.
Sonra yüzü belirir gözlerimin önünde.
Ardından kokusu,
İnsan annesinin kokusunu hiç unutabilir mi, unutamaz elbette.
Yıllar geçse de unutamazmış.
Bir anda çocukluğuna dönüverirmiş.
Ben de dönüyorum.
Bir göz odalı evimize,
Yoklukla mücadele edilen o günlere,
Sekiz çocuğun aynı sofraya oturduğu zamanlara,
Ve bütün imkânsızlıklara rağmen çocuklarını aç yatırmamaya çalışan bir annenin mücadelesine.
Bugün dönüp baktığımda kendime hep aynı soruyu soruyorum.
Nasıl başardın anne?
Nasıl yetiştirdin bizi?
Nasıl dayandın bunca zorluğa?
Nasıl pes etmedin anne?
Bugünün şartlarında insanlar bir çocuğun yükünü taşımakta zorlanırken sen sekiz evladı nasıl büyüttün tek başına.
Üstelik hiç şikâyet etmeden,
Üstelik hiçbir karşılık beklemeden,
Üstelik bir gün bile “Of yoruldum” demeden,
Meğer sen ne muhteşem bir insandın.
Meğer annelik böyle bir şeymiş.
Meğer cennet, bazı insanların yüzüne dünyadayken vururmuş.
Senin hep yüzündeydi cennetin, cennetim.
Hepiniz annenizin yüzünü hatırlayın annesi yaşayanların yüzüne baksın.
Orada fedakârlığın izlerini görürsünüz.
O yüzde uykusuz geceleri görürsünüz
O yüzde saklanan gözyaşlarını,
Evlatları için edilen duaları...
Ve tükenmeyen sevgiyi görürsünüz.
Gözümün nuru,
Her daim kokunu yüreğimde hissettiğim en büyük özlemim.
Ciğerparem canım Annem gideli yıllar oldu.
Ama ben hâlâ seni çok özlüyorum.
Ağlıyorum…. Bayramda ziyaretine gelmiştim, konuşmadın benimle ama beni gördüğünü çok iyi biliyorum yüreği altından meleğim.
Biliyor musun bazı günler bir telefonun çalmasını bekler gibi bekliyorum.
Kapının açılmasını bekler gibi bekliyorum.
Sanki birazdan gelecekmişsin gibi...
Sanki yine “Oğlum” diye seslenecekmiş gibi...
Sonra gerçek gelip omzuma dokunuyor.
Ve anlıyorum ki bazı bekleyişlerin bu dünyada sonu yok.
Ölüm gibi
İnsanların en çok korktuğu kelimedir ölüm.
Ama annesini, babasını veya sevdiklerini özleyen biri için bazen ölüm, korkudan çok kavuşma anlamına geliyor.
Çünkü geride kalanlar bilir;
Özlem bazen yılları tüketir.
Hasret bazen ömrü yorabilir.
Ben ölüm istemiyorum.
Ama ölümden korkmuyorum da.
Çünkü inancım bana bir gün yeniden kavuşacağımızı söylüyor.
Bir gün yine gözlerine bakacağımı,
Bir gün yine sesini duyacağımı,
Bir gün yine “anne” diyebileceğimi,
İşte bu umut ayakta tutuyor insanı.
Bugün annemin vefat yıldönümü.
Dualarım onunla,
Kalbim onunla,
Özlemim onunla,
Ve biliyorum ki anneler ölmez.
Onlar evlatlarının kalbinde yaşamaya devam eder.
Bir duada,
Bir hatırada,
Bir fotoğrafta,
Bir kokuda,
Bir gözyaşında,
Ve her geçen gün biraz daha büyüyen bir özlemde...
Ruhun şad olsun annem.
Kadife seslim,
Kanaryam,
Gülüm,
Çiçeğim,
Meleğim,
Seni çok özledim.
Canım annem.