28 Şubat post-modern darbe süreci ve 15 Temmuz hain darbe girişimi.
Biri kravatlı generallerin brifing salonlarında, manşetlerle ve “irtica” paranoyasıyla yürüttüğü vesayet mühendisliğiydi;
Diğeri üniforma giymiş teröristlerin tankla, uçakla, bombayla millete ateş açtığı kanlı bir işgal teşebbüsü.
28 Şubat 1997 tarihinde alınan kararlarla başlayan süreçte, dönemin hükümeti istifaya zorlanmıştı.
Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki vesayetçi yapı ve bürokratik oligarşi, Ankara Sincan caddelerinde “Balans ayarı” adı altında siyasete müdahale edildi.
Seçilmiş irade, seçilmemişler tarafından hizaya çekilmek istendi adeta.
Üniversite kapılarında genç kızların başörtüsü üzerinden hayalleri çalındı.
Sermaye fişlendi, medya hizaya sokuldu, brifingli yargı dönemi başladı.
Demokrasi askıya alındı ama adına “post-modern” denilerek meşrulaştırılmaya çalışıldı.
15 Temmuz 2016 gecesi ise bu kez karşımızda doğrudan silahlar vardı.
FETÖ mensubu hainler, milletin silahını millete doğrulttu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalandı, siviller tankların altında ezildi,
251 vatandaşımız şehit edildi.
Bu artık sadece bir darbe değil, açık bir işgal girişimiydi.
Aradaki yöntem farkına aldanmayalım.
28 Şubat’ta demokrasiye ayar verdiklerini sandılar, 15 Temmuz’da tamamen devralabileceklerini zannettiler.
İkisinin de ortak noktası şuydu
Milletten korkmaları.
Çünkü millet sandıkta konuşur.
Millet büyümek ister.
Millet güçlü Türkiye ister.
Darbeler ise zayıf Türkiye ister.
Vesayet ister.
Kontrol edilebilir bir siyaset, dizayn edilmiş bir ekonomi, korkutulmuş bir toplum ister.
28 Şubat bu ülkenin yıllarını çaldı.
Ekonomik krizlerin, siyasi istikrarsızlığın ve toplumsal travmaların zeminini hazırladı.
15 Temmuz ise Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek isteyen kirli bir planın son halkasıydı.
Ama bir şeyi hesap edemediler,
Bu millet artık eski millet değildi.
28 Şubat’ta sindirilen toplum, 15 Temmuz’da sokağa indi.
Tankın önüne yattı.
Kurşuna göğsünü siper etti.
Demokrasiye sahip çıktı.
Bugün Türkiye’nin savunma sanayiindeki atılımlarından, enerji hamlelerine; bölgesel güç olma iddiasından altyapı yatırımlarına kadar attığı her adımın arkasında, darbelerle hesaplaşmış bir ülke iradesi vardır.
Çünkü darbe sadece yönetime değil, kalkınmaya da kasteder.
Güçlü ekonomi istemez.
Bağımsız dış politika istemez.
Milli irade istemez.
Şunu artık net söyleyelim,
Darbe heveslileri bu topraklarda bir daha asla cesaret bulamamalıdır.
İster post-modern ambalajla gelsin, ister dini kisve altında sinsice örgütlensin, ister tankla gelsin ister manşetle.
Milletin iradesinin üstünde hiçbir güç yoktur.
Türkiye büyüyecek.
Türkiye güçlenecek.
Türkiye demokratik olgunluğunu artırarak yoluna devam edecek.
Ve darbeler, bu milletin hafızasında sadece utanç vesikası olarak kalacaktır.