Arjantin, Messi'nin dehasını bekledi. İspanya ise takım olmanın dehasını sahaya koydu. Bir tarafta anları kovalayan bir anlayış, diğer tarafta doksan dakikayı ilmek ilmek işleyen bir futbol aklı vardı. Top, adeta İspanyol formasını seçmişti. Arjantin nefes almaya çalıştı; İspanya ise nefes aldırmadı. Final, uzun süre tek yönlü bir iradenin hikâyesine dönüştü. Sahadaki üstünlük yalnızca skora değil, oyunun her satırına yazıldı. Futbol bazen golle değil, rakibini susturan sabırla kazanılır. İspanya bunu olağanüstü yaptı.
Pas attı ama şiir yazdı. Pres yaptı ama irade gösterdi. Koştu ama sadece kupaya değil, futbolun estetiğine ulaştı. Kupayı kaldıran eller, önce oyunun hakkını verdi. Belki de bu yüzden milyonlarca futbolsever, İyi ki İspanya kazandı. dedi. Çünkü hak edilmiş zaferlerin sesi gürdür; vicdanlarda yankısı ise daha uzun sürer.
İnsanlık bugün acının, savaşın ve gözyaşının gölgesinde yaşıyor. Böyle zamanlarda insanlar, sahada sadece iyi futbolu değil; vicdanı, merhameti ve insan onurunu hatırlatan duruşları da görmek istiyor. İspanya Gazze’de bunu yaptı. Futbol, bazen milyonlarca insanın ortak duygularını taşıyan sessiz bir dile dönüşür. Pazar Günü,Dünya Kupası'nı yalnızca İspanya değil; disiplin, emek, ortak akıl, futbolun zarafeti,vicdanı kazandı. Çünkü bazı kupalar müzeye gider, müzelerde yer alır.
Bazı zaferler ise insanlığın hafızasına, merhametine, vicdanına yansır…