Bir aylık aradan sonra tekrar sizlerle birlikteyim sevgili okurlar. Bu ayrılık tatil ayına denk gelse de popüler yazarlar gibi Bodrum’a gidip tatil yapanlardan değilim açıkçası. Yoğun iş temposu, yıllık gazete denetimlerimiz, bayram tatili, derken bu ayrılığa sebep oldu.

Sizlerle bu satırlardan buluşmaya başlayalı tam bir yıl oldu. Geriye dönüp baktığım zaman, yazmanın gerçekten çok zor olduğunun farkındayım. Yazmak mı? Okumak mı?  diye soranlara kesinlikle okumak daha kolay diyebilirim. Fakat bu kolay işi bile yeterince yapamıyoruz maalesef. Kitap okumak, gazete okumak işe girerken cv’lerde yazılan sözde hobilerimizden öteye gitmiyor doğrusu.

En iyi yazarların bile okunma oranlarında günden güne düşüş olduğu, yazılı basının son yıllarını yaşadığı yıllardayız. Bu yıllarda okumanın yazmaktan zor olduğu gerçeği de araştırılması gereken ayrı bir konu bence. Geçmiş yazılarıma baktığımda ise, çoğu yazılarımın siyasi içerikli olduğunun yanı sıra, birlik beraberlik ve son dönemlerde kalkınmada yeni bir hamle olan turizm ile ilgili olduğunu söyleyebilirim. Yaşadığımız şehir, bölge ve coğrafya öncelikle bizi bu konularda yazmaya mecbur kılıyor.

Daha iyi yazmak için daha çok okumaya, daha çok araştırmaya devam edeceğiz. Yazmak için yürek, yürek için de sevda gerek düşüncesindeyim. Yazmak bizden, takip sizden sevgili okurlar. Bizden sonraki nesle bizden bir parça bırakmak ve dünyayı daha güzel yaşama ve yaşatma arzusuyla yazmaya devam edeceğiz inşallah.
****
Eylül ayına girdiğimiz şu günlerde yaz bitti diyebiliriz. Her yaz bölgemiz daha bir gözde turizm ve tatil yeri olma hedefine doğru ilerliyor. Eşsiz doğasıyla, yaylalarıyla özellikle son dönemlerde gelen ziyaretçileri, yerli ve yabancı turistleri cezbediyor.

Geçmiş yıllarda ülke olarak özellikle darbe ve terör olaylarının olduğu dönemlere denk gelen iptal olan yayla şenlikleri bu yıl birlik ve beraberlik adına dikkat çekiciydi. Gitmiş olduğum yayla şenliklerinde aynı horon halkasında, el ele horon oynayanların hem horon kültürünü hem de geleneklerimizi devam ettirmek adına güzel ve neşeli anlar geçirdiğini söyleyebilirim.
Mayıs ayında Acısu’da başlayan şenlikler, Hırsafa Karadağ yayla şenlikleri, Honefter şenlikleri, Kadırga otçu şenlikleri, Sis Dağı, Taşköprü, Alaca yayla şenlikleriyle yaz boyu devam etti. Horoncular Kurtdağı, Sultanmurat, Turnalı yayla şenlikleriyle unutulmaya yüz tutmuş kaval ve kemençe sesiyle adeta kendilerinden geçti. Kavalın kemençenin, davulun zurnanın sesi eşliğinde birlik ve beraberliğimizin timsali horon halkalarında bu yıl horonu adeta nakış nakış işleyen gençlerle doluydu şenlikler.

Tonya’da, Akçaabat, Araklı ve Sürmene’de yapılan yaz festivallerinde ise coşku bu yıl tavan yaptı. Yöremizin kültür ve gelenekleri adına yapılan bu festivaller şenlikler nesillerden nesillere aktarılması adına da büyük önem arz ediyor.

Şenlikler, festivaller çok güzel ama canımı sıkan bir konuya da değinmek istiyorum. Aslında başlı başına ayrı bir konu bu ama bu yazımda da değinmeden geçemeyeceğim. Bu yaz şenlikler ve festivaller sonrasında çevreye, çimenlere gelişi güzel bırakılan çöp yığınlarını eminim hepimiz duymuş ve görmüşüzdür. Hangi ara bu kadar çevreye duyarsız olduk? Ruhumuz mu, gönlümüz mü kirlendi? Yalın ayak bastığımız stres attığımız o yemyeşil çimenleri kirletmeye nasıl bu kadar izin verdik bilmiyorum doğrusu. Çevre bilinci bence okulda değil ailede başlamalı.

Tatil bitti, gurbetçiler geri döndü artık çalışma vakti. Ülkece içerisinde bulunduğumuz özellikle ekonomik sıkıntıdan kurtulmak için daha çok çalışmalıyız. Daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz, bunun yanında tasarruf da edeceğiz. Özlediğimiz güzel günler birlik ve beraberlik içerisinde düzenli bir şekilde çalışmamıza bağlı. Haydi, elimizden geleni hep beraber yapalım. Mutlu haftalar diliyorum.