Bedenim de anlatamayacağım bir yeknesaklık var. İyi de mutlaka bir şeyler karalamalıyım.
Belki de insanın en verimsiz anı neye, ne zaman ve nereden başlaması gerektiğini bilmemesidir. Kalemi parmaklarımın arasında öylesine serbest ve amaçsız çevirip duruyorum. Belediye durak yerlerini değiştirmiş, onlardan bir şey karamalıyım sanki. İçimde anlatamadığım bir garibe his var. Sanki bu parmaklar 45 yıldır klavyeye ilk defa dokunacak hissi var! İrademi bilinçsizce zorluyorum. Yazmak, yazmalıyım!
Karşı dağları kış mevsimi bembeyaz örtüsüyle kapladı. Kar ara ara erimiş, ninemin elli yıl öncesindeki tek parça yorganımızı hatırlatırcasına. Alçaklarda seyrekte olsa değişik renklerde çuha çiçekleri biraz korkak, biraz da ürkek şekilde kar yığınlarının ardından çıkmak için fırsat kolluyorlar. Kainata merhaba demek için bir-iki gün güneş yeterli. Sonra onlar da ayrıcalıklı, farklı bir şey de istedikleri yok ki.
Esasen sıcak sobanın yanı başında bir yandan ellerinizi ısıtırken doğanın özgürce değişimine canlı tanık olmak harika olmalı. Küçük kızım iki yıla yakındır Zürih’ten bulutlar arasından durumumu seyrettiği ve bulutlar ile tebessüm ettiğini görür gibiyim. Doktorasını tamamlamaya 4 ayı kaldı. Altın sarısı saçları rüzgarın etkisiyle yüzüne dağılmış, he babam sen iyi olacaksın, olmak zorundasın der gibisinden gökyüzünden bulutların arasından göz kırpıyor. Amma kader bizi bir şekilde tarumar etti bir kere, her şey naçar kalmış, her şey nafile.
İnsanlar dünya nimetlerine öylesine kavi bağlanmışlar ki, çözebilene aşk olsun. Doyumsuz, ikna olmaz, gözlerini bir hırs bürümüş durumda. İmkanları el verse dünyayı fethedip başka bir dünya yok mu diyecekler. Allah’u teala insanoğlunu ne acımasız yaratmış, anlamak olası değil. Bir hiç uğruna insanın yapamayacağı hiçbir şey yok. Ne diyelim bugünkü köşe yazıma son noktayı koyarken dönüşümüz olursa buluşmak üzere hoşça kalın.