Doğanın kendine özgü bir kuralı olduğu gibi yaratılışın da belli bir nizam ve intizamı vardır. Bu vecihle insan doğanın yaratılıştan itibaren barındırdığı tabuları yıkarak kendi hükmünü getirmeye çalışır ki, buna “insanın doğa ile mücadelesi” diyoruz. İnsan, bu mücadelenin üstesinden geldiği sürece mutlu ve umutludur. Bunu sağlamak için elinden gelen her türlü argümanı pratiğe sokmakta tereddüt etmez. Bu sayede pek çok zorluğun üzerinden gelmeyi başarır. Fakat her şeye rağmen üstesinden gelemediği şeyleri ya manevi bir teselli ya da şans, umut ile tamamlamaya çalışır.
Umutsuz yaşamak olası mı? İnsanın beklentileri var olduğu sürece umudu da vardır. Beklentisi olmayan insandan daha tehlikeli, daha güçsüz birisi olabilir mi. Bunun için yerel söyleyişte “umut fakirin ekmeğidir ye Mehmet ye!” derler. Bu kinayeye yönelik bir ifade olsa da gerçeğe işaret eder. İnanmak zafere giden bir yoldur, enerji kayağıdır. İnsan ideallerine ulaşabilmek adına her yolu dener. Bunda bir sonuca varamazsa konuyu “kısmet” kavramı ile noktalar.
Koskoca bir yılı geride bıraktık. Bunca yaşıma rağmen böylesi karabasan yıla daha tanıklık etmedim. Adeta yaşam durma noktasına, dünya açık bir cezaevine döndü. Tedbir alabilen ülkeler umutlandı. Bu karabasan yılın noktalanması yeni umut filizlerinin çıkmasına neden oldu. Dünyadaki açlık, sefalet, savaşlar ve doğal yıkımlar sona erecek diye umutlanmamak elde mi? Teolojik yatırım yapan devletler sudan çıkmış balığa dönüverdiler. Akıl ve bilime yatırım yapanlar ise köşeyi döndüler. Fazla söze de gerek yok. “Sağlıktır her şeyin başı” der Karacaoğlan. Acıların ve gözyaşının biteceği, insanlığın acılarının sona ereceği, umutların gerçekleşeceği, her şeyden önce yüzümüzdeki maskelerin ortadan kalkacağı yeni bir yılın olmasını diliyorum. Siz aziz okuyucularıma da bu vesile ile sağlık dolu, mutlu yıllar diliyorum.