Yerel Gazetecilikden, Yerel De Gazeteciliğe…

CHP’nin ülke genelinde organize ettiği Doğu Karadeniz Medya Buluşması’na davet üzerine icabet ettik. İcabette dünden bugüne, “Yerel Gazetecilikten, Yerel de Gazeteciliğe” yaşanmış çokları hatırladık. Yaşanabilecekleri de “Görünen köy kılavuz istemez” babından endişe ile konuştuk.

Abone Ol

Buluşma devam ederken, Yazı İşleri Müdürü Bahattin Baştürk, “Abi yazın henüz gelmedi” diye telefon edince ara verip, bilgisayarın başına geçtik.

Hem konuşulanlardan, hem de onların hatırlattıklarından çokça not aldık. Ancak bunları önümüzdeki süreçte parça parça paylaşacağız.

Ama bir iki konuya “Nokta atışı” şekliyle şimdilik dokunalım.

Birincisi CHP’li kurmayların buluşma için seçtikleri “Yerel de Gazetecilik” sloganını tuttum.

Çünkü geçmişte, yani bundan 30-40 öncesinde bu şekildeki seminer, toplantı ve buluşmalar “Yerel Gazetecilik” adı altında yapılırdı. Çünkü o günlerde özellikle yazılı basın ile ulusala sirayet etmeyen yerel gazetecilik vardı.

15-20 yıl öncesinden itibaren bırakın gazeteciliği, yerellik bile ortadan kalktığı için, seçilen “Yerel de Gazetecilik” ibaresi tam isabettir. Çünkü artık yerelde ulusalı bırakın, uluslararasına ulaşan ben diyeyim “Gazetecilik”, siz söyleyin “Medya” var.

İkincisi, benim ilk kez okuduğum, ya da dinlediğim zamandan beri “Yanlış” diyerek, zaman ve mekan tanımaksızın karşı çıktığım bir tarif maalesef burada da tekrarlandı.

O da, hani şu “Kuvvetler Ayrılığı Prensibi” denilerek, “Yasama, Yargı ve Yürütme” diye sıralanıp da ardına “Dördüncü Kuvvet” ibaresi ile “Güçlü Basın” eklenmesidir.

“Kuvvet ve Güç” bu ülkede, özellikle de son yarım asırda hep zararlı olmuş ve de tehlike yaratmıştır.

Neden mi?

Çünkü “Ahlâkın ve Adaletin olmadığı yerde, kuvveti elinde bulunduranlar bu gücü toplumun geneli için değil de, genellikle hep kendi lehlerine kullanmanın çabası içinde olmuşlardır.”

Onun için ne kuvvetli yasama, yargı, yürütme, ne de onlara dördüncü eklenmesi yetmiyormuş gibi, “Güçlü” ibaresi ilaveli bir basına gerek yok!

Ne zamana kadar?

Hep birden ahlâklı olmayı ve adaletli hareket etmeyi bilen, becerebilen kişilerden oluşan toplum ve idare edenler hanesine yazılıncaya kadar.

FOL DERESİ SÜT AKSA…

Basından gözüme; “Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yayınladığı son ‘taklit ve tağşiş” listesinde tereyağı ürününde mevzuata aykırı şekilde kullanılan bitkisel yağ tespit edildi” şeklindeki haber ilişince, yine “Yaram deşildi” deyip de bir tekrar daha yapacağım, kızmayın!

O da, Trabzon’da “Tereyağı” diye satılanlarla ilgili sıkça yazarken; “Fol Deresi süt aksa bu kadar tereyağı üretilemez” başlığı attığım uyarılar.

Yani, Trabzon’da tereyağı diye satılanları üretmek için 2 milyon süt ineği gerekiyor. Ama “Buna gerek yok” diyerek, onca tereyağı 200-250 bin inekten alınan süt ile nasılsa yapılıyor.

Denetim mekanizmasını “halk sağlığı” ve “Haksız rekabeti önlemek” adına üstlenmiş olanlar da arada bir “taklit ve tağşiş” tespit ediyorlar! O kadar!

FINDIK FİYATLARI TMO’NUN ALTINA İSE…

Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi’ndeki; “Fındıkta fiyatlar TMO’nun altına düştü, dengeler bozuldu” başlığı ile son aylarda piyasadaki seyri iyi irdeleyen haberi okuyunca, “Neredesiniz TMO’ya sarılanlar?” diye kendi kendime sormadan edemedim.

Öyle ya; “TMO varsa, korkmayın, endişe etmeyin” diye dört dönenler vardı.

Hatta “Fındıkta piyasa arz talebe göre oluşmalı” diyerek, serbest piyasa şartlarının uygulanmasını savunanları adeta “Siz susun” diye yerden yere bile vurup, “Fındığa ihanet edenler” dercesine de suçluyorlardı.

Ne oldu şimdi?

TMO’nun da öyle veya böyle dengesi bozuldu, fındığın da… Demek ki bu işi sürdürülebilir bir şekle koyabilmede, geleceği tahmin etmede beceriksizlik var.

Onun için hesabı, “Dün TMO’nun ipine sarılıp, bugün TMO’yu yerden yere vuranlar” kendilerine sormalıdırlar. Suçlu arıyorlar ise de “Aynaya baksınlar!” Çok net görürler.

MEHMET SOYTÜRK’ÜN ÖNERİSİ…

Dünya da sanki tek kuruyemiş fındıkmış gibi “İndir fındık, bindir fındık” diyerek habire yazmamız yetmezmiş gibi üstüne üstlük bizi gördü mü aklına sadece fındık gelenler sorunca da konuşup duruyoruz yaa!

Sanırım o yüzden gelen mesajların da büyük kısmını fındık teşkil ediyor.

Geçen hafta geçmişte Trabzon Ticaret Borsası Meclisi’nde üyelik de yapmış olup, Hollanda ile Türkiye arasında seyr-ü sefer yaparak yaşayan Sevgili dostum Mehmet Soytürk’de dayanamamış, üç beş satır ile çıplak gerçeği ifade etmiş:

“Fındıkta Türkiye’nin bu piyasadaki verim düşüklüğünden yaşadığı kayıp için yapılması gereken, gereken reformu konuya hakim, fındık üretim ve piyasasında bilgisi olan kişilerin enine boyuna analiz edip, birlikte devlet destekli programların uygulanmasıdır.”

KISSADAN HİSSE

Masum Şeytan!
Şeytan, bir gün büyük bahçeli koskoca bir malikaneye girmiş. Sonra merdivenleri çıkmış, boynunda ip olan bir kuzu görmüş. Şeytan ipi çıkarmadan sadece biraz gevşetmiş. Kuzu malikanenin önünde bulunan aynada kendini görüp şaşırınca; bir hamle yapıp aynayı kırmış. Gürültüye duyup gelen evin hizmetçisi kuzuya söylenmiş:
-"Eyvah, sen ne yaptın? Ben şimdi burayı nasıl temizleyeceğim? Evin beyi bunu duyunca kesin beni kovar!.."
Hizmetçi kuzuya bir tekme atmış. Kuzu merdivenlerden düşünce, ip yetmemiş ve kuzunun boynunu kesip onu öldürmüş. Gürültüyü duyan, evin uşağı gelmiş; neler olduğunu sormuş. Kadın anlatınca, çok kızan uşak bağırmaya başlamış:
-"Bunu nasıl yaparsın? Bey şimdi ikimizi de kovacak!.. O kuzu onun için çok değerliydi!.."
O hırsla kadını hafifçe itmiş. Kadın dengesini kaybedince, merdivenlerden düşmüş, boynu kırılmış ve ölmüş. Biraz sonra eve gelen evin hanımı, olanları öğrenince; sinirlenmiş. Tam uşağı dövmek için uşağa yaklaşırken, uşak diz çöküp yalvarmış:
-"Hanımefendi, lütfen beni bağışlayın ve beni kovmayın!.."
Uşağın üstüne hızla gelen evin hanımı, ona çarpıp dengesini kaybedince; merdivenlerden yuvarlanmış ve ölmüş. Evin beyi olanları öğrenince, belinden silah çekip uşağı vurmuş, sonra kendi kendine söylenmiş:
-"Eyvah!.. Ben ne yaptım? Bir kuzu, bir aynanın kırılması ve sevmediğim karım için elimi kana bulamaya, katil olmaya değer miydi?"
Çok üzülen evin beyi silahı kafasına dayamış ve bir kurşun da kendine sıkmış.
Bütün bu olanları bir kenardan sırıtarak izleyen şeytan, kendini savunmuş:
-"Ben hiç bir şey yapmadım ki, sadece kuzunun boynundaki ipi gevşettim; o kadar."