Bugün konuşmamız gereken şey BİZİZ…
Meksika’da çölde yetişen bir tür kaktüs vardır: Agave Kaktüsü…
Bu kaktüsün yapraklarında sisal denen ipeksi bir iplik bulunur ve bu iplik, ipekten bile daha pahalı kumaşların yapımında kullanılır. Bir gün bir iş adamı bu kaktüslere yatırım yapmaya karar verir. Büyük bir fabrika kurar, geniş ve verimli bir arazide kaktüsleri yetiştirmeye başlar. Kaktüsleri daha iri ve daha bol yapraklı yetiştirmek için her türlü imkânı seferber eder. Bol vitaminler, zenginleştirilmiş gübreler… Çabaları sonuç verir, kaktüsler büyür, yapraklar irileşir.
Ama sıra yaprakların içindeki o değerli iplikleri toplamaya geldiğinde ilginç bir durum ortaya çıkar: Neredeyse tüm kaktüslerde iplikler kaybolmuştur. Yapraklar büyümüştür ama içleri boştur.
Bu duruma anlam veremeyen iş adamı büyük bir zararla fabrikayı kapatmak zorunda kalır. Ancak sebebi öğrenmeden de vazgeçmez. Sonunda bir bitki biyoloğu ile anlaşır. Biyolog çöle gider, bir kaktüsün yanında haftalarca gözlem yapar ve raporuna şu cümleyi yazar:
“Bu ipliklerin ortaya çıkma sebebi çölün çetin ve zor koşullarıdır. Siz bu kaktüsü rahat bir ortama yerleştirerek bu yeteneğini yok etmişsiniz.”
İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor. Çünkü mesele sadece bir bitki değil. Mesele, zorlukla yoğrulan karakterin, konforla nasıl silindiği…
Bugün sınıflarımıza baktığımızda, sokaklara çıktığımızda, haberleri açtığımızda aynı durumun insan versiyonuyla karşılaşıyoruz. Bu hafta Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta yaşanan öğrenci davranışları, tek başına bir disiplin sorunu değil. Bu, yıllardır büyüttüğümüz bir anlayışın sonucu.
Her istediğini verdiğimiz, her düştüğünde hemen kaldırdığımız, her hatasını örtmeye çalıştığımız, her sorumluluğunu onun yerine üstlendiğimiz çocuklar ilk gerçek zorlukla karşılaştıklarında ne yapıyorlar biliyor musunuz? Çözmeye çalışmıyorlar, anlamaya çalışmıyorlar, kontrol etmeye çalışmıyorlar. Tepki veriyorlar… Hem de öfkeyle, kontrolsüzce ve çoğu zaman zarar vererek…
Oysa hayat bir çöl gibidir. Ve insan, o çölün içinde güçlenir. Zorluk görmeyen çocuk güçlü olmaz. Sınır tanımayan çocuk saygıyı öğrenemez. Sorumluluk almayan çocuk, sonuçlarla baş etmeyi öğrenemez.
Bugün yaşananlar bize çok net bir şey söylüyor: Sorun çocuklarda değil. Sorun, çocukları yetiştirme biçimimizde. Biz çocuklara konfor sunduk ama karakter kazandırmayı ihmal ettik. Onları koruduk ama hayata hazırlamadık. Önlerindeki taşları kaldırdık ama yürümeyi öğretmedik.
Oysa iyilik dediğimiz şey, her istediğini vermek değildir. İyilik, gerektiğinde “hayır” diyebilmektir. İyilik, onun yerine çözmek değil, ona çözmeyi öğretmektir. İyilik, düşmesini engellemek değil, düştüğünde nasıl kalkacağını gösterebilmektir.
Eğer bugün bu olayları sadece kınayıp geçersek, yarın daha büyüğünü izleriz. Ama eğer durup gerçekten sorarsak, “Biz nerede yanlış yaptık?” işte o zaman değişim başlar.
Çünkü o çocuklar suçun başlangıcı değil, sonucudur.
Ve gerçek hayat, çölde yetişen o kaktüs gibidir…
Yoksa yapraklar büyür,
ama içi boş kalır…
Bu vesile ile Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylarda vefat eden meslektaşıma, kıymetli çocuklarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum. Yaşanan her olayın ardında bir acı, bir kırgınlık, bir iz kalır… Dileğimiz; hiçbir çocuğun öfkeyle, hiçbir öğretmenin ve öğrencinin korkuyla anılmadığı güvenli yarınlarda buluşmak Bu hepimizin ortak sorumluluğudur.