Eğitimin çözemediği hiçbir sorunun olmadığına hepimiz inanmışız. Ama gelin görün ki, eğitim düzeyi artıkça sorunlar daha bir çıkılmaz hal alıyor. O zaman acaba eğitimde mi bir sorun var? Neden, “eğitimde bir sorun var mı?” Sorusunu tartışmaktan geri duruyoruz? Eğitimde sorun olup olmadığını anlamak için öncelikle eğitimin amaçlarına bakmak lazım. Unutmamak gerekir ki eğitimin amaçlarını 1973 yılında yazmışız. Bu yılların demokrasinin kesintiye uğradığı yıllar olduğunu unutmamak gerekir. Demokrasinin askıya alındığı bir dönemde yazılan “Milli Eğitim Temel Kanunu” ne kadar demokratik ve ne kadar milli olabilir? Eğitim sistemini tartışmaya amaçlardan başlamadıkça, eğitimin sorunlarını çözememe sorunumuz devam edecektir. Eğitim amaçları iyi insan yetiştirmemiz gerektiğine vurgu yapıyor.
Ama iyi insanın nasıl yetişeceğine ilişkin bir şey söylemiyor. Kaldı ki eğitimin amaçlarını mükemmel yazmakla da iş bitmiyor. Bu amaçları gerçekleştirecek olan öğretmenler bu işin ne kadar farkındadır? Eğitim sisteminin temel öznesi kim ne derse desin öğretmenlerdir. Öğretmenleri eğitim sisteminin amaçlarından haberli ve idealist yetiştirebiliyor muyuz? Hayır. Çünkü yetiştirdiğimiz insan, kendini kurtarmak ve kısa yoldan hayatı yaşamak gibi ideallerle yetişiyor. İnsanın yetişmesi aileden başlayan okulla devam eden bir serüvenle gerçekleşmektedir. Ancak sosyal çevre, sanal dünya, TV, internet gibi pek çok etkenler de insanın yetişmesinde rol oynamaktadır. O zaman bütün sorunun sebebi olarak salt öğretmenleri göstermek, onlara haksızlık olmaz mı? Bir bakıma evet. Ama toplum öğretmeni çocuklarının iyi insan olarak yetişmesi için yetiştirmedi mi? Öğretmenler yeni nesilleri iyi insen olarak yetiştirmek için ücret alıyorlar.
Aldığı ücretin yeterli olup olmadığı bir tarafa, bu ücretin hak edilip edilmediğinin hesabını yapmak gerekmez mi? Yoksa yetiştirdiğimiz insan tipinin, haktan hukuktan anlamadığını mı düşüneceğiz? İnsan birçok boyutlu bir varlık olmasına rağmen, biz sadece onun maddi yönü ile ilgilenirsek, insanın eksik kalacağını anlamak için bilge olmaya gerek yoktur.
Duygusal bir varlık olan insanın duygularını eğitmeyen bir sistem eksiktir. Sosyal yönünü eksik bıraktığımız bireyin sağlıklı bir insan olduğunu söyleyebilir miyiz? İnsanı insan yapan ruhunu, eğitim sistemi ne kadar önemsiyor? Varsa yoksa sınav. Okulların niteliklerini de sınavlardaki performanslarına göre belirlemedik mi? Oysa okulların niteliği yetiştirdiği “iyi insan” sayısı ile belirlenmeliydi. Ve bütün okullar nitelikli okullar olmadıkça toplumsal adaleti sağlamak mümkün olmayacaktır. Türk Eğitim Sistemini yeni bir bakış açısıyla masaya yatırarak, nasıl bir insan yetiştirmek istediğimize yeniden karar vermenin zamanı geldi ve geçiyor. Toplumsal sorunları çözmenin anahtarı olan eğitimin sorunlu olması, sorunların daha da karmaşık hal alacağının işaretini vermektedir.
Kendisi sorunlu olan bir sistemin, işlevsel olmadığını artık anlamak gerekiyor. İşlevsel olmayan bir sistemin okullarının nasıl işlevsel olacağını da anlamakta zorlanıyoruz. Eğitimin yeni bir bakış açısıyla masaya yatırılması, öncelikle eğitimden gelen bir Milli Eğitim Bakanının varlığı ile mümkün olabilir. Yıllarca sağlık bakanlığına sağlıkçı, adalet bakanlığına hukukçu, ekonomi bakanlığına ekonomist bakanlar atandığı halde milli eğitim bakanlığına herkes atanabiliyor. Önce galiba işe buradan başlamak en doğru adım olacaktır.
Birkaç yıl önce Sayın Ziya Selçuk, bir eğitimci olarak Milli Eğitim Bakanı oldu. Sayın Bakan, önce 2023 eğitim vizyon belgesini hazırlayıp toplumla paylaştı. Ancak henüz bir eğitimcinin bakan olmasının gerektirdiği gelişmelere şahit olduğumuz söylenemez. Sayın Bakanın başarısı, eğitimcinin eğitim bakanı olması gerektiği tezini sağlamlaştıracaktır. Aksi halde toplumun bu ümidini de sonlandırmış olacaktır. Eğitim her zaman olduğu gibi toplumun en öncelikli sorunu olmaya devam etmektedir. Bu işte öncelikle Bakan olmak üzere bütün ilgililerin sorumluluğu olduğunu unutmamak gerekir. Hepimiz eğitimden sorumluyuz; hepimiz bu eğitimi sorun olmaktan çıkarmakla yükümlüyüz.