KOÇ İLE RÜMEYSA BENZERLİĞİ…
Yakında Erdoğan’ın yanında görürsek hiç şaşmayın. 26 yaşında, AKP iktidarından başka iktidar görmemiş, kuvvetle muhtemel büyüdüğü ailenin büyüklerinin ittirmesi ile torpili ile o koltukta oturuyor. Belli ki hırslı, ülkede işlerin nasıl yürüdüğünü şıp diye çözmüş. Bu yolla ismini duyurdu başarı ile. Dediğim gibi ufku açık, Reis’in yanındadır yakında.
Rahmi Koç ise bir fıkra yüzünden, sözde fıkrada bana göre zerre hakaret kastı yok, yerden yere vuruluyor. Şimdi de Koç ürünlerini boykot kararı almışlar, Kürt siyasilerde acayip tepkili. Güya fıkrada Kürt kadınları aşağılayan sözler varmış!
Yıllardır, Temel-Fadime, Kayserili, Bayburtlu felanlı filanlı bel altı düzmece (çoğu İrlanda fıkralarından devşirme) fıkralar ile gönlünüzü hoş ettiniz sesiniz çıkmadı, Kürt kadınlar fıkraya iliştirilince gururunuz kabardı öyle mi? Piç Apo, cezaevinde yazdığı “Nasıl Yaşamalı” kitabında Kürt kadınlarını; vücutlarının ölgün ve biçimsiz olduğunu, koktuklarını ve soğuk olduğunu iddia ederek ruhsuz olduklarını ve entelektüel kapasitelerinin bulunmadığını, kitabında yer yer kadınları “köle”, “karı” veya “mal” gibi nitelemelerle görmesini, aşağılamasını içinize nasıl sindirdiniz?
Rahmi Koç’a gösterdiğiniz tepkinin milyonda biri kadar tepkiyi bebek katiline niye göstermediniz?
Sevgili dostlar, bir yerde Atatürk Cumhuriyetinin kazanımlarına ve savunucularına “p......k” diyen bir AKP’li meclis üyesine gösterilemeyen tepki var, diğer tarafta 95 yaşında bir adamın anlattığı fıkrasına gösterilen tepki var. (Rahmi amca, ‘Sarışın bayan’ deseydi, Binali gibi gülüp geçerdi aziz yurdum, ben buna inanıyorum)
İkiyüzlü Türkiye…
BELEDİYE BAŞKANLARININ LÜKS ARAÇ MERAKI
Birkaç gün önce gazetemiz TAKA da “Başkanların ‘lüks araç’ yarışı!” başlığı ile gördük ki Reis’in kamuda tasarruf tedbirleri tekbir ile rafa kaldırılmış…
Gümüşhane Kelkit Belediye Başkanı 7 milyonluk (eski fiyatla 7 trilyon) arabayı alınca, nüfusu 2 bin 500 olan Dereboyu Belde Belediye Başkanı da durur mu? O da gitmiş aynı fiyatlarda başka marka bir araç ile konforuna konfor eklemiş.
Vatandaş tepkili elbette “genelge sadece biz kullarına mı? diye sormuşlar Reis’e…
Nasıl bir tezatlar ülkesinde yaşıyoruz görüyor musunuz? Yerli milli goygoyculuğu yap ama yabancı lüks arabalarla saltanat yap. Seçmene rezil (!) olmamak için tercih yabancı araba!
Anlamadığım durum aslında şu, hani her şeyi paraya endeksleyip aktaran Belediye başkanları acaba niye arabalarının fiyatı konu olunca suspus oluyorlar? Çıksınlar, itibardan tasarruf olmaz şu fiyata arabamızı aldık, desinler.
Niye mesela Belediye Başkanlarının makam arabaları nüfusa göre belirlenmez?
Neyse, bunları büyüklerimiz bilir de Kelkit Belediye Başkanına seslenmek istiyorum. İlçede o kadar altyapı ve içme suyu gibi temel sorunların dururken piyasa değeri çok yüksek bir marka araç alman ve bu arabayı da “hizmet aracı” kılıfına sokman yakışıyor mu size?
Gerçi AKP’li belediyelerin çoğu “hizmet” aracı sizin için, haklısın.
Pardon.
KUTSAL TOPRAKLARDA BİR VALİ…
2003 yılı, artık görevinin son günlerini yaşadığını düşünen Merkez Valilerinden Aslan Yıldırım Hacca gider. Daha önce Artvin de ve Tunceli de Valilik yapmış Yıldırım 67 yaşına dayanmış, son memurluk günlerim demiş Hac farizasını tamamlamak istemiş.
Hacda iken şak diye Trabzon’a atanmasın mı?
Bende o günler çalıştığım gazetede “Kimine Şam’da Müdürlük, Kimine Mekke’de Valilik” başlığı ile bir yazı yazmıştım. Şinasi Haznedar vardı, o günleri canlı yaşayanlar bilirler. Solun solunda olan İbrikçi, Trabzon’da Empati diye bir oynak zemin bulunca aniden İstanbul’a müdür olmuştu! Elbette Mehmet Bekaroğlu’na, Ahmet Altan’lara, Hrank Dink’lerin o zamanki AKP’de gücünü de bilirdi. Onların yardımı ve desteği ile AKP’den İstanbul’da müdürlük kapmıştı İbrikçi Şinasi. (Şinasi daha sonra Trabzon AKP’den de milletvekili adayı oldu, gülmeyin. Hızlı solcuların dönmesi, bildiğiniz gibi değildi o dönemler)
Trabzon’a aniden Vali olarak atanan Aslan Yıldırım’da şaşırmıştı ama meğer emekli olmak için 67 yaşını tamamlamak gerekiyormuş. Hacı bilmiyordu zahir.
Geldi oturdu makama, bende o dönem Trabzon Muhtarlar Derneği Başkanı aldım yönetim kurulumu gittim Hacıya. Hayırlı olsun diyeceğiz. Konumuz elbette yeni devlet görevini kutlamak. Yönetim kurulumuzda bulunan Gülbahar Mahalle Muhtarı Sebahattin (Haydar) Kalkışım abimizde bir önceki sene Hacca gitmiş. Valilik makamında her söze Mekke, Medine güzellemesi ile başlıyor rahmetli Muhtar.
Vali Aslan Yıldırım birden ayağa kalktı, gitti kapıyı açtı. “Buraya Hacı ziyaretine gelmişseniz çıkın” dedi. “Burası devlet makamı, devlet konuları konuşulur…”
Şimdi bizi yönetenlere bakıyorum, Hac resmen siyasi şova dönmüş.
Gram ileri gidemiyoruz…
NAVİGASYONLARA GÜVENMEYELİM Mİ?
Yıllar önce (2004-2005) Avrupa’da rastlamıştık, biniyorsunuz kiraladığınız taksiye adres söylüyorsunuz, şoför ekrandan adresi giriyor ve yolu tarif ediyor. Şuraya dön, şöyle yap, böyle git. Kiraladığınız araçlarda da var. İnsanı hayretlere düşürüyordu.
Türkiye’de de başladı aynı seneler…
Navigasyon önce denizcilikte kullanılmış, daha sonra uçaklarda kullanılmış havacılıkta, elektroniğin ve teknolojinin gelişmesi ile kara taşıtlarında da kullanılmaya başlamış.
Bir haber vardı yine bu hafta bizim gazete TAKA’da, Diyarbakır’dan Uzungöl’e gitmek için Navigasyondan harita işaretleyen bir aile, onun yönlendirmesi ile düşmüşler Soğanlı Geçidi’ne. Tehlikeli virajlarda (aynı zamanda buraya Derebaşı Virajları Bölgesi de denilen yerde) resmen iğnenin deliğinden geçmişler. Aile yaşadıkları korku dolu anları gazetemize anlatırken “Navigasyona güvenip bu yola girdik. Kısa yol bildik ama büyük hata etmişiz!” demişler…
Serzenişler yeni değil, bende yaşadım. Arabam ile Bursa’ya gidiyorum, Kocaeli’ni geçtim Navigasyon beni paralı yollara sevk etti. Saatlerce uğraştık, zor bulduk Bursa’yı.
Resmen yapılan otoyollar ve köprülerle ortak çalışıyorlar, turist müşteri almış taksici gibi davranıyorlar. Büyük şehirlerde paralı otoyollara yönlendiriyor, kentler arasında mesela Diyarbakır-Trabzon arasında da kuş uçmaz kervan geçmez yerlere…
Bıktırdı, usandırdılar.
Ne yapsak acaba, eski yöntem tabelalara bakarak mı ilerlesek?
Son senelerde iyice suyunu çıkardılar…
KILIÇDAROĞLU’NUN RAHATLIĞI…
Abi yok böyle pis bir sırıtış, gerçekten sinir uçları ile oynuyor.
Adam çok samimi bir şekilde olağan üstü bir mutlu ya. O kadar ferahlamış ve o kadar gururlanıyor ki bunu tüm vücut diline yansıtıyor. Her kamera kendine döndüğünde “nasıl koyduk ama” bakışı atıyor.
O gülümseme bana çok iğrenç geliyor, intikamcı duygularla ve küçük hesaplarla tatmin olmanın verdiği mutlulukla hala gülümsüyorsan yazık bu kadar sana verdiğimiz destek
Görevin seçim kaybetmekti, görevini hakkıyla yaptın.
Milletvekilleri yanında değil, taban yanında değil, örgüt yanında değil.
Ama mesela 6 dönem milletvekilliği yapmış, bir yaralı parmağa iş.... bile olmayan Faik Öztrak yanında, Gürsel Tekin yanında, Barış Arkadaş yanında. Ekibe bak ekibe.
Bence Oscar’ı hak ettin Bay Kemal, hani böyle korku filmleri olur ya filmin sonunda en sünepe, en pısırık olan tip katil çıkar. Bu iş sana yakıştı, iyi oynadın ha.
İnanıyorum ki, sen adını Türk Siyasi tarihine altın harflerle kazıdın artık. Güneş Motel olayındaki bakanlık alan transfer vekillerin adları unutuldu ama senin adın asla unutulmayacak.
Tam yazıyı yazarken, haberlerde gördüm. Gelmeyecekmiş grup toplantısına.
Hayatın yanlış hamle yapmakla ve bir sonraki hamleyi öngörmemekle geçen bir adam için şaşırdık mı, hayır.
Benim için gerçek mevta olmasan bile artık siyasi mevtasın.
Bekle, cenazeni de bu halk kıldıracak…
HAZİRAN’DA ÖLMEK ZORDUR…
Haziran’da ölmek zordur derler.
Nazım Hikmet Haziran’da ölmüştür.
Vatan haini ilan edildiği memleketinden uzak, gün yeni ağarırken, almak için uzandığı gazetesinin yanı başında kalp krizi geçirip, acılarını, mutluluklarını, sevinçlerini, hüzünlerini arkasında bırakıp göçtüğü tarihtir Haziran.
Sürgündeki dev adam…
Yazalım tekrar, üç sütun kapkara haykıran puntolarla;
Nazım Hikmet,
Vatan hainliğine devam ediyor hala!
Haziran’da ölmek zordur…