Zekâ Mı, Yapay Zekâ Mı?

Trendyol Süper Lig sona yaklaşırken, sosyal medya ve haber sitelerini tek bir soru kaplıyordu: “Kim şampiyon olacak ve yüzdesi nedir?” Fakat bu kez, bu soruyu soranlar ve cevap arayanlar, babalarımızın, dedelerimizin yaptığı gibi kâğıt kaleme, kendi mantıklarına ve hesaplama yeteneklerine başvurmuyorlar.

Abone Ol

Doğrudan, neredeyse bir alışkanlık oluşturmuş bir biçimde, “yapay zekâya soruyorlar.” Artık bu sorunun sorulmasına da gerek kalmadı. Şampiyon ligin bitimine bir hafta kala belli oldu. Ne yazık ki bu takım Galatasaray…

Bu durum beni rahmetli babama götürdü. Kendisi, matematikle ilgili bir problemi çözdüğünde mutlaka sağlamasını yapar, bize beynimizin sınırlarını zorlamayı ve ona güvenmeyi öğütlerdi. O zamanlar hesap makinesi bir lükstü, ama onun asıl lüksü, kendi zihinsel sermayesine duyduğu sarsılmaz güveniydi. Bugünse, basit bir bölme işlemi için bile parmaklarımız ekranlara koşuyor. Adeta beynimizi, en temel işlevlerinden biri olan hesaplamadan emekliye ayırıyor, onu dışarıda bırakıyoruz.

Ligin bitmesine birkaç müsabaka kala, şampiyonluk olasılıklarını hesaplamak elbette karmaşık bir süreç… Puanlar, averajlar, kalan maçlar, rakiplerin formu, tarihsel veriler… Tüm bunları değerlendirmek için yapay zekâ inanılmaz bir araç. Büyük verileri saniyeler içinde işler, binlerce senaryoyu tarar, karşılaştırır ve bize istatistiksel bir tahmin sunar. Bu, yapay zekânın gücünü ve faydasını inkâr etmek değildir. Teknolojinin bu alandaki mucizelerine her gün tanıklık ediyoruz.

Ancak asıl sorun, aracın kendisinde değil, onunla kurduğumuz ilişkide… Sorun, bu ilişkinin bir “bağımlılık” halini almasında… Bir futbol ligi, sadece sayılardan ibaret değildir; tutku, belirsizlik, insan faktörü ve heyecanla örülüdür. Bu heyecanın bir parçası da kendi kafamızda ihtimalleri tartmak, arkadaşlarla tartışarak hesap kitap yapmaktır. Bu zihinsel jimnastik, beynimizin analitik, stratejik ve eleştirel düşünme kaslarını çalıştırır. Yapay zekâyı, bu süreci tamamen devreden çıkarmak ve düşünme zahmetinden kurtulmak için kullandığımızda, aslında kendimize büyük bir haksızlık ediyoruz.

Bu durum, insan beyninin potansiyeline yapılmış bir saygısızlık olarak da görülebilir. Çünkü unutuyoruz: O bize anlık cevaplar veren yapay zekâ bile, nihayetinde insan zekâsının bir ürünüdür. Onu yaratan, programlayan, geliştiren yine bir insan beynidir. Biz, kendi yarattığımız aletin karşısında temel bir becerimizi kullanmaktan vazgeçiyorsak, burada ciddi bir çelişki var demektir.

Aşırı yapay zekâ bağımlılığı, beynimizin tembel bir kas gibi körelmesine yol açabilir. Beyin esnekliği ilkesi, beynin kullanılan yolları güçlendirdiğini, kullanılmayanları ise zayıflattığını gösteriyor. Sürekli dışsal bir hesaplayıcıya güvenmek, kendi içsel hesaplama ve muhakeme yollarımızın zayıflaması anlamına gelebilir. Bu, sadece matematik için değil, hayatın diğer karmaşık problemleri için de bir risk oluşturabilir.

Peki, ne yapmalıyız? Cevap, dengeyi bulmakta. Yapay zekâyı beynimizin bir uzantısı, bir iş ortağı olarak görmeliyiz. Olasılık hesaplarını yapay zekâ yapsın, ama biz de kendi tahminimizi oluşturmak için verileri kendimiz yorumlayalım. Sonra, kendi sonucumuzla yapay zekânın sonucunu karşılaştıralım. Fark nerede? Neden farklı düşündük? Bu, babamın yaptığı sağlama işleminin modern bir versiyonudur. Bu bizi, pasif bir tüketici olmaktan çıkarıp aktif ve sorgulayan bir kullanıcı yapacaktır.

Şampiyonluğu kimin kazanacağı sorusunun cevabı, bir yapay zekâ modelinden daha hızlı gelecektir belki. Ama asıl önemli soru şu: Bu cevabı hazır olarak alan beyin mi, yoksa onu elde etmek için çaba sarf eden beyin mi daha çok gelişir? Futbolun heyecanı, sadece sahadaki skorda değil, onu anlamaya çalışan zihinlerdedir. Beynimizi sahaya sokmazsak, geriye sadece rakamlar kalır. Ve futbol, asla sadece rakamlardan ibaret değildir.

Düşünmek, hesaplamak, tartışmak… Tıpkı babamın yaptığı gibi. Bunları yapay zekâya devredersek, şampiyonluğun kimin olacağını bilebiliriz ama kendi zihinsel şampiyonluğumuzu kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız. Saygılarımla.