Kültür sanat

Balkanlar'ın Son Kahramanları: Trabzon Gönüllüleri

Balkan Harbi'nde İstanbul'u savunan 511 Trabzonlu gönüllünün kahramanlık destanı, yönetmen Halil Demirci'nin "Gidip de Dönmeyenler" belgeseliyle ölümsüzleşiyor.

Abone Ol

Trabzon, 16 Kasım 1912... Sabahın soğuk loşluğunda Kalepark'ta toplanan büyük bir kalabalık var. Anaların gözyaşları, babaların sessiz duaları, çocukların anlamlandıramadığı vedalar... 511 yiğit adam, Gülcemal Vapuru'na binerek Karadeniz'in hırçın dalgalarına açılmaya hazırlanıyor. Gidiyorlar vatana canlarını vermek ve dönmemek için. Aradan yüz on dört yıl geçti. O 511 isim, şimdi bir belgeselle ekranlarda. O yiğitler Trabzon da ve Türkiye de torunlarının gözünün önünde bir kez daha canlanıyor. Ve o gözler yeniden dolup taşıyor. Trabzon Büyükşehir Belediyesi'nin katkılarıyla 'Gidip de Dönmeyenler – Balkanlar'ın Son Kahramanları Trabzon Gönüllüleri' adlı belgesel, Türkiye'nin ve dünya tarihinin sayfalarına kazınmış bu büyük kahramanlık destanını, onlarca yıllık arşiv belgesi, tarih araştırması ve Akademisyenlerin anlatımıyla bir araya getirdi. Belgeselin senaristliğini, yapımcılığını ve yönetmenliğini Trabzonlu Usta Yönetmen Halil Demirci üstlendi.

TÜRK MİLLETİNİN BALKANLARDA Kİ SON KIVILCIMI: 8 EKİM 1912

8 Ekim 1912'de Karadağ'ın savaş ilanıyla başlayan Balkan Harbi, Osmanlı İmparatorluğu'nu dört cephede birden vurdu. Sırplar Kosova'yı işgal etmiş, Bulgarlar Edirne'yi kuşatmış, Yunan donanması Ege'yi ablukaya almıştı. Çatalca'ya dayanan Bulgar ordusu, Payitaht İstanbul'un kapılarını zorluyordu. Başkent, asırlara hükmeden müreffeh tarihinin en karanlık günlerini yaşıyordu. O günlerde Trabzon'lular birbirleriyle kenetlendiler. Sıradan insanlar tüccarlar, balıkçılar, çiftçiler, esnaf bir araya geldi. Kimisi cebindeki son kuruşuyla kendi silahını satın aldı, kimisi annesinin ördüğü yün kazağı sırtına geçirdi. "İstanbul düşerse Trabzon düşer" diyorlardı hepsi. Bu söz, o dönemde bir milliyetçilik manifestosu değil, yürekten gelen, fıtrata işlenmiş bir gerçekti. Dönemin Harbiye Nazırlığı'na art arda telgraflar çekildikçe, gönüllülerin sayısı 511'e ulaştı. Böylece 87. Alay'ın 3. Taburu olarak kayıtlara geçen Trabzon Gönüllüler Taburu resmen oluştu. Gönüllü birliğin başına geçen Mehmet Ali Bey ile manevi önder Arap Hafız Mehmet Efendi, bu kutsal taburun iki yakasıydı. Birinin kılıcı vardı, diğerinin duası.

GÜLCEMAL'İN YOLCUSU OLMAK: SİPERDEN ÖNCE VEDA

18 Ekim 1912... Trabzon Limanı. Gülcemal Vapuru, o sabah sıradan bir yolcu gemisi değildi. O, bir milletin son umudunu taşıyordu. Rıhtımda birbirinden kopmayan eller, ardından bakıp kalan gözler, son kez sarılan bedenler... Şair Yahya Kemal'in dizeleri bu vedayı sanki önceden sezmiş gibidir: 'Gidenler hep şehit oldu, kalanlarsa matem tuttu.' Karadeniz o gün hırçındı. Gülcemal, dev dalgalar arasında adeta bir ceviz kabuğu gibi sallandı. Ama güvertedeki 511 yiğit yılmadı. Kimi Kur'an okudu, kimi türkü söyledi, kimi cebindeki fotoğrafa baktı. Hepsi biliyordu: Dönemeyeceklerini. Vatanı kurtarmak ve mertebelerin en yükseğine ulamak için gidiyorlardı. İşte bu, insanlığın kaydettiği en saf fedakarlık şekliydi. İstanbul'a varışlarında, başkentin yarı çökmüş moralinin üzerine bir ışık gibi düştüler. Bir İstanbullu'nun günlüğüne düştüğü not belgeselde yer alıyor: 'Bu gençler, gökyüzünden inen melekler mi?'

ÇATALCA SİPERLERİNDE BİR HAFTA, BİR TARİH

87. Alay'ın sancakları altında toplanan Trabzon Gönüllüleri, Ayamama çiftliğinde kısa bir silah eğitiminin ardından Çatalca cephesine sevk edildi. Osmanlı'nın son savunma hattıydı burası. Ve şartlar, olağanüstü ağırdı: Sıfırın altında dondurucu soğuk, tifüs salgını, yetersiz erzak, sığ siperlerin içinde bekleyiş... Savaşın ilk düşmanı Bulgar topçusu değil, açlık ve hastalıktı. Yiğit Trabzonlular geri adım atmadı. Tarihçi Kasım Bolat'ın aktardığına göre, "Trabzon Gönüllüler Taburu İleri Tabyaya yerleştirilmişti. Bulgar kuvvetleri bu hattı aşmaya kalkıştığında karşılarında Trabzon gönüllülerini buldular." Ve o gönüllüler, askerlik eğitimi görmüş birlikler değildi. Onlar tarlaların, çarşıların, denizin insanlarıydı. Ancak yürekleri çelikten daha sertti. Bir hafta... Sadece bir hafta sürdü bu direniş. İşte o bir hafta tarihin seyrini değiştirdi. 509 Trabzonlu, Çatalca siperlerin de şehit düştü. Geri dönen sadece iki nefer oldu. İkisinin adının yanına kayıt defterinde tek bir not düşülmüştü: 'Kayıp.' Bulgar komutan Georgi'nin o dönem yazdığı resmi rapordan bir satır, 'Türkler, aslanlar gibi dövüştü.' Düşmanının bile hayran kaldığı bu direniş, sonraki on yıllar boyunca neredeyse unutuldu.

İSTANBUL KURTULDU, TRABZON AĞLADI

O bir haftalık direniş, Bulgar kuşatmasını geciktirdi. Başkent işgalden kurtuldu. Bu kurtuluşun bedeli Çatalca topraklarına düşen 509 Trabzon gönüllüsü ile on bin şehitti. Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, bu gerçeği şöyle özetliyor: "Bu toprakları ilelebet Türk yurdu olarak bize bırakan dedelerimizi ve bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz. O bir hafta çok kritikti; muhasarayı öteleyerek İstanbul'u işgalden kurtardılar." Trabzonlu 509 şehit, İstanbul yakınlarındaki Çatalca topraklarına defnedildi. Trabzon un yiğit evlatları doğup büyüdükleri topraklardan yüzlerce kilometre uzakta, kimliği belirsiz ve sahipsiz mezarlarda sonsuzluğu yaşıyorlar...

HALİL DEMİRCİ: TARİHİN SESİNİ EKRANA TAŞIYAN USTA

Bazı yönetmenler film çeker; bazıları ise hafıza inşa eder. Halil Demirci, ikinci türden bir isimdir. 1963'te Trabzon'un Akçaabat ilçesinde doğan Demirci, geride bıraktığı eserler itibariyle yalnızca bir belgesel yönetmeni değil; Türk milletinin kültürünü, tarihini ve coğrafi ruhunu görüntüye dönüştürmeye ömür adamış bir bellek ustasıdır. Televizyon dünyasına 1987'de adım atan Demirci, ilk büyük imzasını 1993'te TGRT televizyonuna (İFPAŞ Ankara) çektiği dört bölümlük 'Karadeniz Karadeniz' belgeseliyle attı. Ardından 1994'te hazırladığı Trabzon Belgeseli ile adını Türk belgesel sinemasının zirvesine taşıdı. Dört dilde Türkçe, Arapça, İngilizce ve Rusça seslendirilen bu yapım; Yeni Zelanda'dan Meksika'ya, 35 ülkenin televizyon ekranlarında yayınlandı. 175 bin video kaset ve 1.500.000 bin CD ile milyonlarca seyirciye ulaştı. Demirci'nin uluslararası alandaki bu çıkışı, onun yalnızca bir başlangıcıydı. Karadeniz Teknik Üniversitesi için hazırladığı kurumsal belgesel, T.C. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı ve Türk-Japon Ajansı JICA adına çekmiş olduğu filmler, Milli Eğitim Bakanlığı için hazırladığı eğitim seferberliği tanıtım filmi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde onlarca belgesel film, Demirci'nin devlet nezdindeki güvenilirliğini ve sanatsal yetkinliğini belgeler niteliktedir. UNESCO ile birlikte gerçekleştirilen Şanlıurfa Sıra Geceleri belgeseli ise Demirci'nin uluslararası iş birliği kapasitesinin en çarpıcı göstergesidir. Bunların yanı sıra TRT kanallarında yayınlanan pek çok yapımda görev üstlenen Demirci; Erzurum, Diyarbakır, Elazığ, Aksaray, Gümüşhane ve daha onlarca şehrin kültürel dokusunu hem yurt içi hem yurt dışı seyircilere taşıdı. Fiskobirlik için üç dilde seslendirilen 'Türkiye'den Dünyaya Evrensel Tat Fındık', Çaykur Belgeseli ve dramatize belgesel türündeki 'Uzaktaki Sevgili', 'Saraydan Aksaray'a', 'Dağları Yurt Tutanlar – Sarıkeçililer' gibi yapımlar, onun anlatıcılık gücünün ne denli geniş bir coğrafyayı kapsadığını ortaya koyar. Arapça ve İngilizce bilen Demirci, kurgu ve senaryo alanındaki hakimiyetini reklam sinemasında da ispatladı. 2026 itibarıyla 72 reklam filmi çeken yönetmenin yapımları; Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda ve Avusturya televizyon kanallarında yayınlanarak Türk marka iletişimini Avrupa ekranlarına taşıdı. Ancak tüm bu parlak sicil içinde 'Gidip de Dönmeyenler', Trabzon Gönüllüleri Demirci için bambaşka bir yerde duruyor. Çünkü bu belgesel, onun için yalnızca bir proje değil; kişisel bir hesaplaşma ve vefa borcunun ödenmesidir. O da bir Trabzonlu ‘dur. O da o 511 yüreğin torunlarından biridir. Bütün bu gerçeğin ağırlığını sırtında taşıyarak kamerasını doğrultan Demirci, bu kez tarihin şahidi değil; tarihin sözcüsü oldu. "Tarih, geçmişte kalmaz; geleceği inşa eder" diyor Demirci. Ve bu belgesel, o inancın en kalıcı, en derin ve en duygusal ifadesidir. Tarihçi Prof. Dr. Hikmet Öksüz, Öğr. Gör. Veysel Usta, Doç. Dr. Ülkü Kösal ve araştırmacı yazar Kasım Polat gibi uzman isimler, belgeselin tarihsel temelini sağlamlaştırdı.

BAŞKAN GENÇ TARİHİ YAŞATACAK

Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, her yıl 87. Alay gönüllülerini anmayı gelenek haline getireceklerini ve Uzunkum Hayat Alanı içinde bu kahramanları kalıcı olarak yaşatacak bir anıt inşa edeceklerini açıkladı. Belgesel Film TRT ve TGRT televizyonları, internet ve sosyal medya platformları aracılığı ile seyirciye ulaşıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin GENÇ'in sözleri bu noktada son derece çarpıcı: 'Bu topraklar, şehitlerimizin kanıyla sulandı. 509'u bir haftada şehit düşen dedelerimiz, İstanbul'un işgalini öteledi. Bu destanı çocuklarımıza anlatmak boynumuzun borcudur. 'Yönetmen Halil Demirci ise hem belgeseli hem de kendi hayat felsefesini özetliyor: 'Unutmayın: Tarih, geçmişte kalmaz; geleceği inşa eder.' Yönetmen Demirci filmin hazırlanmasında katkılarından dolayı; bakanlardan Faruk Nafiz Özak’a, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na, dönemin Trabzon Valisi Aziz Yıldırım’a, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’e Belediye Başkan Vekili Ahmet Yüksel Gülay’a, Başkan Vekili Faruk Kanca’ya, Genel Sekreter Gürkan Üçüncü’ye, Genel Sekreter Yardımcısı Hasan Selim’e ve Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Erdem Zekeriya İskenderoğlu’na teşekkür ediyor.